PARLAMENTER SİSTEMLE NASIL HÜKÜMET KURACAKSINIZ ?

Muhalefet tutturmuş parlamenter sisteme geçiş iyi geçildiğini farz edin nasıl hükümet kuracaklar merak ediyorum halkın önüne istatistiki gerçekliğini sunun ?

2018 genel seçim sonuçlarını ele alarak başlayalım ve ittifaklı sistem veya ittifaksız sistemden sonuçlara bakalım.

Akparti  % 42,56 ile 295 vekil çıkardı 1 vekil’de BBP olmak üzere normalde hükümeti kuramıyordu ittifaklı sistemde ama İyi Parti % 9,96 ‘da kaldığı için ittifaksız sistem olsa tek başına iktidara gelirdi bu son derece açık.

Şimdi 295 vekil Akparti , ittifaka binaen %11,10 ile 49 vekil çıkaran Mhp ile koalisyon kurulurdu diye düşünelim.

Mhp ile Akparti’nin koalisyon kurmadığını düşünelim ittifaklı sistemde Chp + Hdp + İyi parti + Mhp koalisyonu lazım 4 partili ve bir biriyle bir araya gelmesi mümkün olmayan partiler.Haydi Akparti biraz daha ittifaksız sistemde düşük oy alsa ve yine İyi Parti barajı geçemese bu sefer yine Chp , Hdp , Mhp koalisyonu gerekirdi. Bunu akıl mantık almıyor zaten bunu daha önce Türkiye 2015 seçimlerinde yaşadı.

Daha sonra istifa şu vb ile mecliste az sayıda sandalyeye sahip partiler kuruldu veya bazı partilere geçiş yapıldı ama onlarında bir belirleyiciliği yok şuan için.

Şimdi 2023’te parlamenter sisteme geçecekler ve mecliste güya 301 vekili sağlayacak bir hükümet kuracaklar ? Hadi parlamenter sisteme Chp ,Hdp , İyi Parti , Saadet , Deva , Gelecek bir çok parti birleşerek geçildi diyelim ama geçildikten sonra sağlıklı bir hükümet ancak Chp + İyi Parti koalisyonun sürdürülebilir olduğunu gösteriyor herhalde 6-7 partili koalisyon kuracak halleri yok  onun içinde Chp ve İyi Parti’nin , CHP’nin Anadolu’dan da oy almak suretiyle çünkü büyükşehirlerde oy artışı vekil sayısını çok artırmıyor %30-35 bandına , İyi parti’nin de en azından %15-%17 oy bandında oy alması gerekiyor.

Şimdi gelelim böyle bir seçim olsa Chp %35

İyi Parti %17

Hdp % 11  tabii Hdp , Chp’nin %35 oy aldığı bir seçimde %11 alamaz ya bu oy komple Chp’ye gitmesi lazım Hdp sıfırlanacak ya da Akparti’den Chp’ye %10 oy kayması lazım ki bu mümkün değil  , Hdp %11 oy aldığında Chp 30 üstünü göremez.

Chp’nin 25-27 bandını görmesi ile Chp , İyi Parti koalisyonu için iyi Parti’nin %20’leri geçmesi lazım geçtiği takdirde de vekil sayısı Chp’nin önüne geçebilir.O da ayrı denklem.

Chp % 27

İyi Parti % 23

Hdp % 11 aldı diyelim.

Toplam % 61 , küçük partilerde % 5 aldı diyelim % 66 geriye kaldı % 34  Akparti ve Mhp toplamda bu oyu alacak bugün Akparti’yi en kötü gösteren anketler  % 34-35 .

Velhasıl parlamenter sistem denilen şey kaos , bunu muhalefette biliyor Halep ordaysa arşın burada , bu muhalefet bu siyasi denklemle filan bir yere varamaz , hadi vardılar diyelim kuramadıkları hükümetlerle , istikrarsızlıkla mahvettikleri ekonomi ile kısa sürede seçime gitmek zorunda kalırlar halkta yeniden Akparti’yi %50’nin çok çok üstünde iktidara getirir.

Parlamenter sistem değil esas cumhurbaşkanlığı seçimi muhalefet için umut parlamenter sisteme geçeceğiz diye alenen yalan söylüyorlar.  Muhalefetin içinde zeki olanlar esas bunun peşinde.  Bu denklem daha seçimler yaklaştıkça çok kaynayacak onun için şimdiki tartışmalar bana göre boş burada esas kavga muhalefet içinde yaşanacak şimdi birlik olduklarına çok bakmamak lazım , iktidarda bence bu duruma göre pozisyon almalı .22.09.2021

 

Mehmet Emin Başalp

 

MEC YAD

esad coşan foto

Merhum Mahmud Es’ad Coşan Hoca’nın hicri doğum yıldönümlerinde anma geleneğine binaen yıldönümü yaklaşırken kendisini yad eylemek üzere bir yazı kaleme aldım.Daha önce selefi Mehmed Zahid Kotku Hoca ile gönül dostu alim olmak üzerinden yapmış olduğumuz nacizane yorumlamalar Mahmud Es’ad Coşan Hoca içinde geçerlidir.

Bazen çeşitli meslek gruplarında tanımlamalar yapılırken örneğin öğretmenlerin en çalışkanıydı , ne bileyim siyasetin delikanlısıydı gibi falan tanımlamalar yapılır muhtemelen oda sahasında camianın akademisyeniydi denilebilir , tasavvufi bir liderdi bunu ifade etmekten çekinmemiş biridir ve akademik ünvana sahipti belki öncesinde de vardır , günümüzde de vardır ama Es’ad Coşan Hoca bu vasfıyla döneminde dikkat çeken biriydi.Bu husustan niye bahsettim , dönem şartlarında 80 sonrası Türkiye’sinde , Türkiye’de hem bir askeri darbe olmuş bazı şeyler sıkı yönetiliyor baskılar var , bazı şeylerde de ülke ilk defa bu kadar dışa açılıyor , serbestleşiyordu. Bu iki hadiseden de din , alimler , tasavvufi , dini gruplar vb etkileniyorlardı. Çünkü geçmişte lokal kalan ve sınırlı imkanlara sahip olan gruplar serbestleşme imkanlarından yararlanıyorlar , görünür oluyorlar , görünürlüğün getirdiği tartışmalar vesaire derken bir taraftan da devletin politikalarına karşı bir duruş göstermeleri gerekiyor nitekim o dönemin en büyük tartışmaları başörtü yasakları  ve İslami olduğu öne sürülerek yasaklanan esasında son derece olağan faaliyetler.Böyle bir ortamda Mahmud Es’ad Coşan Hoca , adı İslam olan dergide hem dini , tasavvufi , politik , sosyal konularda yazılar yazmak suretiyle gündem belirliyor , belirlenen gündemleri yorumluyor , tepki verebiliyor , kendisine görüşü sorulabiliyor işte  akademisyenlikten , tasavvufi liderliğine hem ciddiyet katıyor hem de vizyon katıyordu denilebilir.

Mahmud Esad Coşan Hoca’nın hayatında da bir şey dikkatimi çeker esasında genç bir yaşta vefat etmiştir tasavvufi  liderliğini sürdürdüğü dönem ile vefat öncesi dönemle başlayan ve günümüzde de devam eden süreç hayli farklıdır. Geçmişte belki faaliyet ve söylemde bulunmak sıkıntılı olsa da ortamın huzurlu olduğu söylenebilir fakat vefatından sonra dini , tasavvufi tartışmalar ülkemizde hayli yoğunlaşmış , Sünnet karşıtlığı , modernistler , reformistler , dünyada meydana gelen yeni dini akımlar , Hadis tartışmaları , tefsir tartışmaları , alimler arası sosyal medya veya basın yoluyla tartışmalar , alimlerin üslupları konusunda tartışmalar , tasavvufun ve tarikatlarda meydana gelen yozlaşma veya bu alanlarda eleştiriler  , itikadi sapma ve kriminal olaylara bulaşan topluluklar vesaire derken tatsız ve huzursuz bir ortamın olduğu aşikar , merhum Hoca geçmişte görünür olduğu kadar bu tartışmaların içine girer veya yorumlar yapar , yazılar yazar mıydı yoksa kendince yeni bir yol mu tuttururdu bilemeyeceğiz tabii ki. ( Bu yorum Es’ad Coşan Hoca’nın yazar kimliğiyle yapmış olduğu çalışmalar içindir , tasavvufi yoluna ait değildir )

Mahmud Es’ad Coşan Hoca’nın bir özelliği de doğallığı kanaatimce doğal olmanın farklı görüntüleri var doğallığı belli bir kalıba sokmamak gerekir insanlara nasihat eden klasik tabirle irşad etmeye çalışan bir mürşidin doğal haline bakmak gerekiyor, akademisyen yani meslek olarak da üniversite hocası olan ders anlatmaya , bilgi üretmeye alışkın bir kişi , aynı zamanda tasavvufi geleneğin sohbet , nasihat özellikleri ile birlikte devamlı etrafına bu birikimi aktarmaya çalışmıştır.Şimdi ülkemizde bir çok insanın beklentisi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın toplumu irşad etmesidir ve 1980 öncesi Süleyman Ateş’le birlikte başlayarak akademisyen kökenli Diyanet İşleri Başkanları seçilmektedir.O günden bugüne toplumun bütününe hitap edebilmiş veya gönüllere girebilmiş başkan var mıdır ? bilmiyorum.Niye böyle diye bakılırsa hem kişisel olarak doğal davranamadıklarını , dini bir konuyu bile anlatırken doğal olamadıklarını görüyoruz. Oysa Es’ad Coşan bu doğallığı yakalamıştı , kendini kasmıyor , tek tip ve dar bir alana hapsetmiyor daha yenilikçi ve etkili metotlarla etrafına bu aktarımı yapabiliyordu. İslam ile ekonominin önemini de , siyasetin önemini de harmanlayabiliyor veya tarihi bir hadise diyelim İstanbul’un fethini insanlara yeni bir ufukla anlatabiliyordu. Döneminde ve bugün yaygın şekilde erbabı tarafından ve vatandaşlarımız tarafından kendisi takdir edilmekte ve rahmetle yad edilmektedir buna doğallığının başlıca etken olduğunu düşünüyorum.

Mahmud Es’ad Coşan Hoca’nın gerek akademik gerek diğer konularda yazmış olduğu veya derlenen yazılarından oluşan eserleri okumak gerekiyor , kendisinin sözlü ve görsel kayıtları ile ilgili de çalışmalar yapılıyor ve paylaşılıyor , sohbetleri radyodan yayınlanmaya devam ediyor bu doğal aktarımdan nasıl geçmişte istifade edildiyse günümüz insanı da bu müktesebattan istifade etmelidir. Bu kitap ve kayıtlardan olumsuz manada etkilenilebilecek herhangi bir husus yoktur olsa bugüne kadar bir çok tartışmaya ve itiraza konu olabilirdi. Yani sahih , temiz , duru , doğal bir kaynak. Mahmud Es’ad Coşan Hoca da vefatı ile artık tarihe intikal etmiş bir şahsiyettir fakat mirası değerli bir mirastır , harcanacak ve üstü kapatılacak değil aksine daha çok parlatılacak ve aktarılacak bir mirastır.

Yaklaşan hicri doğum yıldönümleri nedeniyle tekrar kendilerini rahmetle yad ediyorum. Allah rahmet eylesin. 13.09.2021

 

Mehmet Emin Başalp

ARAP NÜFUSU

arap haritası

Suriyeli mülteci sayısı konusunda bir haber okurken dikkatimi çekti ve bu konuda  ciddi istatistiki verilere sahip olmadığımdan sadece yorum yapmak suretiyle dikkatimi çeken bazı hususları paylaşmak istedim.

Arap Birliği denilen ülkeleri baz alarak Arap nüfusu üzerine biraz konuşmak istiyorum.Arap Birliğinde 22 ülke bulunuyor ama burada Afrika kıtasından Komorlar , Cibuti , Moritanya , Somali ve Sudan’da Arapça baskın veya resmi dil olmasına rağmen etnik olarak Arap değiller dahası bu ülke nüfusları siyahilerden oluşuyor.O nedenle bu ülkeler benim yazımın konusu ile doğrudan ilgili olmayacağı için bu ülkeleri dikkate almayacağım.

Arap ülkesi denilince iki ülke başı çeker biri Mısır biri Suudi Arabistan

Hepsi Müslüman olmasa da Mısır’ın 100 milyona yaklaşan bir nüfusu olduğu tahmin ediliyor ve Mısır nüfus liderliğini bırakmayacağı gibi bu nüfus daha da artacaktır.Mısır için nüfus bir avantajken Mısır acaba nasıl idare edilecektir ? Şimdi dünyanın en kalabalık ülkesi Çin , otokrat bir tek parti rejimi ile idare edilmekte fakat ekonomik refah günden güne artmaktadır oysa Mısır ekonomisi kötüye gitmektedir.

Suudi Arabistan dünyanın büyük ekonomilerindendir fakat onunda nüfusu 34 milyon civarındadır.Bu ekonomik güce rağmen nüfusunun nitelikli olmadığı bilinen bir vakıa , aslında insanlarda geniş bir ülke , refah , çok eşlilik , çok çocuk sahibi olmak gibi hususlar düşünüldüğünde daha kalabalık olması düşünülmesine rağmen nüfusu oldukça düşüktür.

Gelelim Suriye’ye Suriye , petrolü olmadığı için zengin bir Arap devleti değildi , geniş bir ülke de değildi fakat nüfusu son yıllarda hızla artmıştı çünkü 1994’te 13 milyon civarı olan ülkenin bugün nüfusunun 28 milyon olduğu bununda 7 milyonun iç savaş neticesi mülteci olduğu ifade ediliyor. Bunlar kaba ve tahmini  rakamlar bir ülke kısa bir sürede nüfusunu ikiye katladığı gibi neredeyse bununda 3’te 1’i mülteci durumunda , sormak istediğim soru şu altyapısı ve ekonomisi bitmiş zaten fakir ve kıt kaynakları olan bir ülkeye bu kadar yüksek bir nüfusu geri sığdırmak mümkün mü ? Bu nüfus , işsizlik , barınma gibi hadiseler düşünüldüğünde çok zor olduğu ve bu hususun büyük sosyal kaoslara sebebiyet vereceği açık. Dahası iç savaş olmasa bile Suriye artan nüfusunu acaba nasıl idare edecek ve nasıl bir ekonomi planlayacaktı ?

Suriye’den başka ülkelere geçmeden Lübna’a değinelim maalesef bu sun’i ülke hakkında basında tamamen iflas ettiği yönünde haberler var.Etnik, dini ve mezhebi çeşitliği olan 6-7 milyonluk bir ülke bu kadar ağır ekonomik sorun yaşayan bir ülke için bu nüfusunda idaresi giderek zorlaşmaktadır Lübnan halkı içinde göç ihtimali günden güne artmaktadır.

İsrail işgali altında bağımsız olmayan statüsü de facto bir Filistin devleti oranın nüfusu da sıkışmışlık içinde 5 milyon civarı , bu nüfusta büyük ekonomik sorunlarla boğuşuyor ve artıyor.Filistin nüfusunun göçünü kimse istemez çünkü İsrail ile mücadele silahlı olduğu kadar insan kaynağı istemekte ve demografinin değişmemesi gerekmemekte.

Filistin’in yanında yine sun’i ülkelerden herhangi bir doğal kaynağı da olmayan dış desteklerle ayakta duran 10 milyonu aşan nüfusuyla Ürdün var.Ürdün ekonomisi de kötüye gitmektedir zira bu ülkelerde gelişim olmadığı gibi nüfus artışı da vardır.

Gelelim talihsiz bir ülkeye Irak , zengin petrol kaynaklarına rağmen yaşadığı savaşlar nedeniyle tarumar olmuş bir ülkedir Irak , ekonomisi , siyasi yapısı istikrarsızlık içinde Irak nispeten Arap coğrafyasının kuzeyinde ki en büyük ülke Irak nüfusu da 4o milyonu buldu nüfusun iki katına çıkması son 20 yılda yani neredeyse işgalden sonra bu artışlar bu ülkeler için büyük sayılar ve oranlar ve gelişmeyen Irak ekonomisi ile birlikte ülkeyi sosyal çalkantılara sürüklemektedir.Irak’tan da Avrupa’ya düzensiz göçmen denilen göçler yaşanmakta.

Birde körfez ülkeleri denilen zengin emirlikler var bunlar Kuveyt , Bahreyn , Katar , Birleşik Arap Emirlikleri , Bahreyn 1,5 milyon , Katar 2,5 milyon , BAE 9 milyon civarı , Kuveyt 4 milyon civarı bu nüfuslarda göçmen nüfuslarda dahil olabilir belki ama zengin ülkeler oldukları için bu nüfusun ülkede bir sorunu yok , kimse gitmek istemeyeceği gibi çoğu insan bu ülkelere gitmek istemektedir.

Suudi Arabistan’ın güneyinde 2 ülke bulunur biri nispeten huzurlu bir ülke olan Umman diğer ise sorunlar yaşayan Yemen , yemen büyük ekonomik zorluklarla , iç savaşla ve iç göçle karşı karşıyadır bu ülke nüfusu da 30 milyona yaklaşmaktadır , aslında bu ülke Suudi Arabistan ile birleşse daha sükunetli bir hale gelebilir denilebilir ama buna ne engeldir nüfusu ? Çünkü neredeyse Suud nüfusuna denk bir ülkenin Suud’a katılımı Suud ekonomisini etkilemese de Suud iç demografisini alt üst eder. Yemen bu nüfusuyla nasıl yaşayacak ? Bu husus ilerisi için önemli bir sorun.

Umman geniş bir ülke ama nüfusu 4,5 milyon civarında nispeten huzuru da nüfusunun düşüklüğüne bağlı zira Yemen ile en büyük farkları bana göre nüfusları.

Mısır’ın batısında ki ülkelere gelirsek iyi gelirlere sahip bir ülke iken iç çatışmalarla perişan olan bir ülke var Libya , Libya düşük bir nüfusa sahip 6-7 milyon arası , bu nüfus birde belli şehirlere toplandığı için ülke garip bir tutunamama sorunu yaşıyor.Libya’nın siyasi birliği son derece önemli olmakla birlikte Libya artık dış desteklerle siyaset yapabilen ve yaşayabilen bir ülke konumuna evrilmiştir. Libya’da bu huzursuzluklar nedeniyle Avrupa’ya göç vermektedir.

Libya’nın batısında tabi Afrika’nın en geniş ülkelerinden ama Sahra Çölü’de bulur Cezayir var. Cezayir nüfusu da 45 milyona dayanmıştır.Cezayir ekonomisi de kötüye gitmektedir. Bu artış hızı yüksek nüfus ile ekonomik gelişmeme Cezayir içinde göç ve iç karışıklık demektedir.

Tunus ise Libya ve Cezayir arasında 11 milyon nüfusa sahip Tunus nüfusu yavaş artan bir ülke nispeten siyasi durumu da daha sakin bir ülke ekonomisi büyük krizler yaşamazsa diğer komşu ülkelerinin yaşadığı sorunları pek yaşayacak bir ülke değil.

Ve son ülkemiz Fas , nüfusu 37 milyon kadar Cezayir’e göre daha zengin , siyasi olarak daha istikrarlı Fas nüfusu da hızla artmıyor bu nedenle oda Tunus gibi ekonomisi çok problem yaşamazsa komşu ülkelerin sorunu yaşamaz.

Netice olarak nüfusu fazla olan Afrika’da Mısır ve Cezayir yaşadığı ekonomik zorluklarla ve artan nüfus ile hem siyasi olarak zordadır.Mısır , Cezayir ve Libya’dan dışarıya göç ihtimali yüksektir.

Arap coğrafyasının kuzeyi aslında nüfusları en fazla artan ülkeler olarak Suriye , Lübnan ve Irak yaşadıkları sadece ekonomik değil , iç ve dışa savaşlar nedeniyle belirsizliğe sürüklenmektedir.Bu ülkelerden ileride hızla nüfus çıkışı olması çok yüksektir ve nitekim mevcut görüntü de bunu göstermektedir.

Ürdün  sorun yaşasa da göç verecek gibi durmamaktadır. Arap coğrafyasında en sorunlu Suriye’den sonra ikinci ülke Yemen’dir. Yemen yüksek nüfusu ve çöküş yaşaması ile bulunduğu konum itibariyle büyük zorluk yaşamaktadır , siyaseten bu konuyu nasıl aşarlar , göç verir mi ? belirsiz. Fakat Yemen’in daha patlayacak bir bomba gibi belirsizliğe sürüklendiği açık.

Gördüğüm kadarıyla Arap coğrafyasında huzur ve siyasi istikrar sağlanamaz , iç çatışmalar devam ederse Avrupa’ya bir göç akını olacağı açık bu hususu bölge ülkelerini kaosa sürükleyen batılı ülkelerinde payı büyük fakat burada da bir farklılık var.

Şimdi İngiltere bu bölgeleri tarihte dizayn etmiş  , sömürmüş ve etkisi yüksek bir ülke fakat bu göç İngiltere’ye pek yönelemiyor. Bu bölgede etkisi daha zayıf olan başta Almanya , İtalya , Fransa ile daha küçük ülkeler Hollanda , Belçika , Avusturya ve İskandinavlara yönelik.Bu göç giderek Almanya , İtalya ve Fransa’yı tehdit etmektedir.Bu ülkeler tahminim giderek İngiltere’ye tavır alacaktır.

Bölgeyi mahveden , işgal eden diğer ülke ise ABD bu göç Abd’ye de gitmemektedir.Yine Kara Avrupası ile ABD ve bölgenin çıban başı terör ülkesi İsrail karşı karşıya gelebilir.

Bölgede yine etkisi olan ama göçün yönelmediği diğer büyük ülke Rusya.

Bölgede şuan göçten etkilenen ülke Türkiye Suriye iç savaşı ve etraftan gelen göçmenler ya Türkiye’ye gelmekte ya geçiş ülkesi olarak gelmekteler.İran ise Arap coğrafyasına komşu ama tarihsel husumet nedeniyle Arap göçü yaşanmayan bir ülke tabii mezhepsel özellikleri nedeniyle de bu göç oraya yönelmez.İran Afgan göçü için ise transit bir ülke olarak yer alıyor.

Burada batılı ülkelerin düşünmesi gereken şeyler var , Arap coğrafyasından ellerini çekmeleri bu ülkelerin boğazını sıkmayı bırakmaları , ekonomik olarak önlerinin açılması gerekiyor aksi halde artan nüfusla huzursuzluk yaşayan bu ülkelerden göçü durdurmak mümkün olmayacak bundan en fazla etkilenen de herhalde Kara Avrupası ülkeleri olacak.

Türkiye bu Arap nüfusu artışından ve göçünden nasıl etkilenir ? Görüldüğü kadarıyla hayli etkileneceği açık bu ülkeler Türkiye ile beraber çalışmak zorundalar , Türkiye ile dostane ve ticari yönden birliktelik içinde olmazlarsa ekonomileri daha berbat olacaktır bu konuda Irak ve Mısır’ın daha fazla kapris yapması mümkün değildir , Libya Türkiye destekli bir ülke olmalıdır. Kızıldeniz ticaretinde Türkiye oyuncu olmalıdır. Bölge ülkeleri ekonomik anlamda Türkiye ile iletişimleri iyi olduğu takdirde ekonomik toparlanma geçirebilirler buda bizi göç konusunda rahatlatır. Suriye ise yorum yapılması neredeyse mümkün olmayan bir ülke.

Göç Türkiye’yi sıkıştırırsa bu Almanya’yı , Fransa’yı ,İtalya’yı da etkileyecek bir gelişmedir onlarda hesaplarını Türkiye ile değil ABD, İsrail ,İngiltere ve Rusya ile görmek zorundalar. 08.09.2021

 

Mehmet Emin Başalp

 

MZK YAD

zahid kotku

Orası neresi burası “Arkadaşlık pekey demekle kaim “ diyen adam.

Cahit Zarifoğlu merhumum “Orası Neresi Burası Bir Adam “ şiirinden mülhem gönül dostu , alim Mehmed Zahid Kotku Hocamızın doğumlarının hicri 128.yılı yaklaştığından yad eylemek üzere birkaç şey karaladım.

Hicri 1 Safer , Miladi 8 Eylül Çarşamba , vefatından yaklaşık 41 yıl geçti , pek eski sayılmaz yukarıda zikrettiğimiz şiirde yine bir ifade var “ resmi çekilen nehir “ evet kuvvetli bir kaynaklardan beslenen bir nehirdi , resmi , hatıraları , sesi çekilmişti ve neyi miras bırakmıştı bize Zahid Kotku ? Anlattıkları , tavsiyeleri herkesçe malum olan Allah’ın emir ve yasakları , Peygamber Efendimiz’in sünneti , güzel ahlak tavsiyesi ama onları yeniden hatırlatarak , bilmeyene öğreterek ve tabii ki gönüllere girerek yaptı. Gönle girmek önemli  , gönle hitap etmek önemli pekey demek zaten gönüllü olur cebren pekey desen ne kıymeti var.İşte Zahid Kotku’nun mirası da bu gönül bağı , bugün gönül bağımız kuvvetli ise görmesekte hala müşarünileyhle yakınızdır , bağımız vardır diyebiliriz.

gördük ki ,mekan değildir zamandır önemli olan
ve lakin o da değildir eylemdir önemli olan
ve dahi o değildir kalp olmadıkça.
-cahit zarifoğlu-

Merhum Cahit Bey yine çok güzel temas etmiş kalp/gönül olmadıkça zaman , mekan , eylem ifade etmez işte Zahid Kotku Hocamız’ın kitabını okusak , İskenderpaşa’ya gidip burada imamlık yapardı , vaaz ederdi diye anlatsan , görsen , tavsiyesi diye bir şeyler yapmaya kalksan gönülden yapmazsan bir anlamı yok , bir gönle aktarmazsan yine anlamı yok.

Gönül dostu alim bu bir edebi tanımlama değil ki biraz düşünelim hocamız gönlümüzün dostu mu ? dostuysa sevinin ya hu , iyi bir dost bulmuşsunuz ama dostumuz dünyasını değiştirmiş demeyin alim ölse bile diridir.Esas etrafımızda yaşayan ölüler var dost diye geçinen onlar nereye hitap ederler cevabı herkes pek ala bilir nefse hitap eder bu ayrımda böyle keskindir.

Gönül dostu , alim Mehmed Zahid Kotku’nun bu Hicri 1443 yılı yad günleri vesilesiyle gönülden bir dostluk kurmaya niyetlenip , gönlümüzce eserlerini okuyup , tavsiyelerini dinleyip biraz iyi bir insan olma yolunda mesafe kat edebiliriz zira tecrübeyle sabittir diye bir şey var , merhumun takipçilerinden iyi Müslümanlar , ahlaklı Müslümanlar , istikamet sahibi insanlar , insanlığa faydası olan insanlar çıkmış sende takip edersen illa ki nasiplenirsin , nasiplenenlerden olalım.Allah rahmet eylesin , razı olsun. Amin. 03.09.2021

Mehmet Emin Başalp