ADAM OLAMADIM DE

IMG_20180205_090337

ADAM OLAMADIM DE

Konyalıların pek sevdikleri hocaları Hacıveyiszade Mustafa Kurucu Hocaefendi’nin vefat yıldönümüydü 5 Şubat.

Sosyal medyada anma amaçlı bazı paylaşımlar gördüm sadece , şu yapılabilir bu yapılabilir tarzında fikir verecek değilim esasında program yapmanında insanlara bir faydası oluyor mu , oda tartışılır.

Maalesef sosyal medya ile beraber kuru kuru bir anma furyasıda olustu , ölümünden yüzyıllar geçmis kimi Allah dostu , kimi padisah , kimi asker kimi alim bir mesajla anılıp geçiliyor.

Hacıveyiszade Hocamızı analım elbette hiç olmazsa onun bazı söz ve işlerindende nasiplenelim.

Yegeni Ali Ulvi Kurucu , bir nasihatte bulun amca dediginde ısrarları sonucu ” adam olamadım de , adam olamadım de ” diyor. Şimdilerde türlü züppeye adamsın , cansın , kralsın deniyor. En aşağılık ahlaka sahip türlü zevat adamlık dersi veriyor halka. Oysa adam olamadık desek böyle mi olurduk , bakın hocanızın nasihati ve tavsiyesi bu , biz adam olamadık diyin bolca.Biz kimiz ki lan diyin biraz kendi kendinize , neye bu aframız, taframız , hic bir şeye hükmümüz gecmiyor ama böbürleniyoruz. Ne kadar acınacak , aglanacak halimiz var gülüyoruz kahkahayla.

Hocaefendinin ahlakını , faziletini anlatmak belki uzun sürer ama bari şu nasihati kulağımıza küpe olsun. Ben şuyum , ben buyum diye kuru gürültüden gecipte , bizde adam olamadık kardeşim ne yapalım diyip kusuru kendinde arayan kişilerden olsak keşke.

Hocaefendinin irsadı , nasihati devam ediyor bu vesileyle mekanı cennet , kabri nur olsun , Allah gani gani rahmet eylesin. 06.02.2019
Mehmet Emin Başalp

HAC

 

 

 

 

 

HAC

kabe

 

Hac kuralarının çekilmesi ile hac kurası , hac fiyatları vb gündeme geldi lakin başka hususlarında gündeme gelmesi lazım.

 

Hac çok mühim bir ibadettir ve Allah ve peygamber sevgisi ile dolu her mümin bu hac ibadetini yerine getirmek için can atar.Bu sartlar altında bile hac ibadetini müslümanlar büyük bir samimiyetle ifa ediyorlar , Allah kabul buyursun.

 

Dünyada 1,5 milyardan fazla müslüman var ve imkanların artması ile de dogal olarak bir kota sart gibi gözüküyor. Sayı ve seçim tekniginde adalet gözetildikçe kota ve kuraya bir şey demek mümkün değil.

 

İşin orasında değilim lakin haccın ifa edilişi , fiyat politikası , hac hizmetleri , konaklama vb İslami olmaktan geç insani olmaktan bile çıkmıstır.

 

Şuur için ülkemizdeki pek degerli vaizler , hocalar hac menasıkını anlatalımda haccın ruhuna ve ifa edilisinde insanca uygulamalara daha fazla ehemmiyet verelim derim.Yapacağımız suan budur galiba belki müslümanlar düzelirse islerde düzelir.Genclere , çocuklara İslami ve insani bir hac organizasyonu ideali ve İslam kardesligini sadece dilden degil samimiyetle aşılamalıyız. Malum , Allah dostlarından Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’nin buyurduğu gibi ” kardesliginiz ne kadarsa müslümanlıgınızda o kadardır ” sözü var.Durum onu gösteriyor gibi müslümanlar kardeş ve birlik olmayınca bu en geniş kapsamlı müslümanların toplandığı ibadette de sıkıntılı haller mevcut.

 

Hac ibadetini ibadet olarak gitme aşamasında ekonomik kritere indirgemeyelim. Talebi azaltmak icin fiyatını yükseltmeyelim.

 

Resulullah , bir kölenin arpa ekmeginden davetine dahi giderdi. Cümle müslümanlar onun dogdugu beldeye , yasadıgı ve vefat ettigi beldeye geliyor lakin müslümanlar ancak parasına göre konaklayabiliyor. Bu ne kadar Nebevi’dir.Allah Resulu şimdiki uygulamaya razı olurmuydu bir tefekkür edelim.

 

Hac yahut umre konaklamalarını herkese eşit sekilde bir standartta tutamazmıydık. Zenginler yakın ve konforlu otellerde , fakirler uzakta bir cok kisiyle beraber kalmak zorundamıydı. Aynı otel icinde kimi yemekli kimi yemeksiz bir program bile var , biri yerken biri bakıyor. Hatta yemek kalitesinde bile fark var , kimine aynı otelde sabit yemek kimine açık büfe çıkıyor. Müslümanlar kardestiri gelin anlatalım dünyaya.Burası bir vakıf anlayısıyla hizmet üretse müslümanlar daha büyük kazanımlar elde ederdi.

 

Yaşlı , engelli , hasta veya dezavantajlı biri yakın bir otelde kalamaz ancak parası varsa kalır , digeri servisle  gelip gitmek zorundadır. Koskoca İslam ümmeti şunu dahi çözemez mi ? Çözemez.

 

Varsa yoksa başka şeyler peşindeyiz , efendim kulenin boyu Kabe’yi gecmiş yahu tecelligah olan insanın gönlüne bile saygı yokken beytine saygıdan bahsediyoruz. Bunlar bir biri ile ilintilidir.

 

 

Hac veya umrede müslümanlar arası bir iletisim var mı ? Yok , tesvikte yok zaten olmasıda yasak. Çocuklara seker dagıtmakla , zenci cocuklar pek tatlı diyip başını oksamakla , endonezyalı hacı pek düzenli , pakistanlı hacı pis demekle iletişim olmaz. Müslümanlar arası bir kardeşlik böyle tesis edilemez.Bunun yolu yöntemi vardır lakin sakıncalı bulunur , yasaklanır , hic bir sivil organizasyon yoktur zira yasaktır.

 

 

Bizi aldatan bizden degildir buyurdugu peygamberin diyarında hurma tüccarı hacı kandırmakla meşgul. Hukuk yok mu müslümanın hakkını koruyacak ? Yok. Şikayet mercii yok.
Hacılara bir güleryüz yok mu ? Yok yetkilerden.Gelen bir kafileye bile çicek , hediye sunacak bir anlayış yoktur.

 

Nebiliyim şu günlerde haccı biraz daha düşünelim Allah’ın beytinin huzurunda İslam medeniyetini dünyaya gösterelim. Göstermek isterdik lakin gösteremiyoruz.Bu sadece o devlet ve rejimin sorunu degil başkası olsa başka marazalar olacaktır bu müslümanların genel sorunu. İnsan faktörünü ön plana almadan , İslami hassasiyetleri uygulamaya kalkınca  plansız , programsız , tamamen ticari kaygılarla organize edilmiş organizasyonlara müslümanları mahkum ediyoruz. Bu emin beldelerde bile insanlarda emniyet şüphesi varsa bu ne haldir Ey Müslümanlar. 30.12.2018

 

Mehmet Emin Başalp

NE BEKLİYORUZ

NE BEKLİYORUZ

Suudlu gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın , İstanbul Başkonsolosluğun’da öldürülmesi ile Suudi Arabistan dünyanın gündeminde.

 

 

Uluslarası İlişkiler konusunda uzman değilim fakat yurt dışı deneyimim olarak gördüğüm tek yabancı ülke umre sebebiyle Suudi Arabistan. Birazda okumalarımında etkisi ile Suudi Arabistan’dan ne bekliyoruz sorusuna şahsım ve herkes çok rahat cevap bulabilir.

 

 

Suudi Arabistan , Osmanlı hakimiyetindeki Arap yarımadasının medeniyetten uzak , uzun yıllar devlet hakimiyetinden bile uzakta kalmış herhangi bir doğal ve kültürel zenginliği olmayan orta kısmı olan Necid’de ortaya çıktı daha sonra hasbelkader devlet düzeni olan Hicaz bölgesindeki Hicaz Emirliği’nide ele geçirerek şimdiki Suudi Arabistan devleti ortaya çıktı.

 

 

Hicaz emirlerinin hatıralarına bakarsak ne kadar vahşi şekil ve yöntemlerle bu bölgeyi ele geçirdiğini ve ardına hangi güçleri aldığını da görebiliriz.

 

 

Yağma ile geçinen bir topluluğun ve idarecilerinin kurduğu devletten ne bekleyebiliriz.

 

 

Suud , her ne kadar Müslümanlar için kutsal beldeleri elinde tutsada tüm müslümanları kucaklayan veya bu amaca yeltenen , maddi imkanı ile yardımlara koşan bir ülke olmaktan çok uzaktır. Dünyada bugünde varlığını sürdüren ulus devlet ideolojisinden de bilinçsiz şekilde etkilenmistir. Arap milliyetçiliği ve daha doğrusu Arap asabiyeti ile şekillenen bir devlet olduğundan tüm müslümanları kucaklayıcı bir politikası olmadığı gibi araplar arasında da ayrımcı ve acımasızdır. Bu nedenle ortadoguda kendi ırkdaşlarının bile menfaatini bu asabiyet nedeniyle sahiplenmemektedir. Cahiliyye döneminde olan Ukaz panayırı gibi hususları bile canlandırması bir tür ulus devlet anlayışı olusturma çabalarıdır. Fakat ne kadar çabalasada yanlış kulvarda koştuğundan bu alanda bir adım ilerlemesi mümkün olmadıgı gibi geriye de gitmektedir.

 

 

Suudi Arabistan idarecileri aynı zamanda Vahhabilik denilen din yorumununda takipcisi ve yayıcısıdır. Bu son derece katı inanç sistemi her ne kadar itikadi ve fıkhi sıkıntılarda olsa özel yaşam alanında tolare edilebilecekken bunun bir ideoloji ve siyaset haline getirilmesi Suudi Arabistan’ı diğer müslümanları dışlayan ve ayrıştıran bir yapıya çevirmistir. Batılıların terör tarifini kabul etmesemde radikalizm denilen fikir , kisi ve örgütlerin buradan zuhur etmesi bunun göstergesidir. Bin Ladin , 79 Kabe Baskını gibi hadiseler bu konuda fikir verebilir.

 

 

Suud ayrıca İslam ülkelerinde radikal akımları finanse etmekte ve hatta terörize eylemlere teşvik etmektedir.Dünyaya sunmuş oldukları tek fikir budur.

 

 

Saygın bir İslami eğitim sistemine de sahip olmamakla birlikte Suud Başmüftüsünün bile dünya düzdür gibi iddilarını öne sürdüğü bir dini anlayış vardır.Mevzu detaylı belki kendi inanç sistemi icinde tutarlıda olsa bu tip iddiaların ne kadar sakil kaldığı ortadadır.Dini bilimler haricinde de herhangi bir ilmi gelişim yoktur.

 

 

Suudi Arabistan’a yön veren idarecilerin bedevi zihniyetli olmasıda her türlü alanda kendini göstermektedir. Ülkede kurumsal hic bir yapı olmadığı gibi ne mimaride , ne sosyal yaşamda ne kültürde herhangi bir incelik ve estetik yoktur. Tamamen rastgele anlayışla ve kabalıkla olusturulan her türlü yapı oldukça ilkeldir , plansızdır.

 

 

Suudi Arabistan bu ilkelliginin yanında petrol ilede zenginleşmiş bu zenginlikte olabildigince görgüsüzlük ve şatafata dönüşmüştür. Kendilerine saygıyı parayla oluşturan bu devletin idarecilerinin gezi ve harcamalarını herkes istihza ile izlemektedir.

 

 

Ülkede ordu , polis , bürokrasi vb lakaytlık ve keyfilik içinde olup olağanüstü her türlü siyasi , ekonomik , sosyal , afet ve kriz hallerinde beceriksizligin zirvesinde tavır ve davranışlar içindedirler.

 

 

Suudi Arabistan mutlak monarşi ile yönetilmektedir. Kraliyet rejimleri içinde bile pek rastlanmayan bir sekilde hanedan ailesinin bile bakanlık , valilik , komutanlık ve üst düzey bürokratlık yaptığı akıl dışı bir siyasi yapı vardır.
Misal Çin’de tek partide olsa uzman bürokratlar vardır. Monarşi olan ülkelerde bir tür istişare mekanizması , otoriter rejimlerde ise bir sistem arayışı vardır. Suudi Arabistan zengin , kaba güce dayalı ama devlet aklından yoksun sırtını küresel güçlere dayamak suretiyle zorbalıkla idare edilmektedir.

 

 

Ülkede herhangi bir sivil girişim , siyasi fikir ve oluşum , basın hürriyeti yoktur. Ekonomik sistem idarenin haraç alacağı bir sistemle inşa edilmiştir.

 

 

İnsanın kıymeti yoktur. % 60’lar seviyesinde bir okuma yazma oranı vardır.

 

 

Suudi Arabistan’ın imajıda oldukça kötüdür. Mesela İran’da batılı ülkelerce tehdit görülmekle birlikte kültür ve medeniyeti hayranlık uyandırır. Mısır batılıların ilgisini çeker. Japon ve Korelilerin barışçıl imajı dünyada takdir görür.Suudi Arabistan tüm bunlardan yoksundur aksine nefret uyandırır.

 

 

Suudi Arabistan bir devlette olması gereken her şeyden yoksundur. Böyle olduğu içinde yabancı bir ülkenin konsolosluğunda herkesin gözü önünde vahşi cinayetler işleyebilmektedirler. Suudi Arabistan’a bakınca gerçekten evet ne bekleyebiliriz ki ifadesini herkes rahatlıkla kurabilmektedir.

 

 

Suudi Arabistan’ın bu çağ ve akıl dışı faaliyetlerine ilgimizin sebebide dünyada İslam inancına vermiş oldukları zarar nedeniyledir. Müslümanların kıblesinin bulunduğu , peygamber Efendimizin kabrinin bulunduğu ,ilahi vahyin nazil olduğu , adaletin , insan haklarının , tevhid inancının dünyaya haykırıldığı bu toprakların bu karanlık ve barbar zihniyetin elinde bulunması son derece üzücüdür. İslam tüm bunlardan beridir.

 
Suudi Arabistan’ın tüm kodları bu şekilde olduğundan şahısların değişmesi ile de bir değişiklik yaşamasıda mümkün değildir.Uluslarası ilişkiler sistemi nedeniyle sizden de bu beklenirdiyi hic bir devlet diyemez ama şahıslar ifade etmelidirler. Suudi Arabistan var oldukça müslümanların bu devletin şerrinden ve zararlarından korunmak için tedbirli ve dikkatli olmaktan başka yakın vadede çarede yoktur. 10.11.2018
Mehmet Emin Başalp

LİMONATA YAPMAYA DEVAM EDELİM

LİMONATAYI YAPMAYA DEVAM EDELİM
Siyasi ve dünya görüşü yazımızla ilgili değilde Çetin Altan’ın geçenlerde bir köşe yazısına denk geldim. İsteyenler internetten de bulup okuyabilir ” Limonata ve rafadan yumurta ” diye. Orada şöyle bir kısım var ”
Çünkü bunları bir tek kişi yapamaz. Özenler ve incelikler, ortak bir yaşam kültüründen, kişilerin yaşamına kadar uzanmıyorsa; limonata yapmaya kalktığın zaman, önce evde limon bulamazsın. Limonu almak için dışarı çıktığın zaman da, zaten limonata içme isteğin küllenmiş olur. Dişini sıktın, limonu alıp geldin. Kör bıçak, limonu doğru dürüst kesmez. Buzdolabına su konulması unutulmuştur. Yahut dolap tam o sırada söndürülmüştür. Yahut limon sıkacağını komşu almıştır. Zaten nane de yoktur. Çay süzgeci yıkanmamıştır. Görkemli uzun bardak bir gün önce kırılmıştı. Ama limonata yerine, soğuk maden suyu vardır… Ve yeni icatlar çıkarmak da, insanı üzmekten başka hiçbir işe yaramaz… ” Evet , yeni icatlar çıkarıyoruz.

 

 

Tasavvuf , tarikat , dervislikte tek kişinin zevki olmayan bir özen ve incelikler kültürü idi.

 

 

Bu kültürün öyle yüz yıl öncesine filan gitmeyeceğim şundan 20 sene önce bile muazzam bir kültür vardı.

 

 

Dedemlerin haftalık mutad sohbetleri vardı. Esnafı , tüccarı , emeklisi , gazetecisi , işçisi , memuru bir grup.Gruptaki kişiler şehrin yerlisi , adabını , edebini bilir , mütevazı , hoş sohbet ,nazik kişilerdi. Rahmetli oldu bize yakın oturur bir amca arabası yoktu belkide kullanmayı bilmezdi dedemle gidecekleri için buluşma gününde , bulusma saatinden gec geldigine sahit olmadık erkenden gelir kapının önünde beklerdi. Zil çaldı mı , filan amca geldi maşallah her zamanki gibi erkenden geldi derdik , pencereden bakarız her zamanki gibi Mehmet Bey evde mi diye soran kibar amca ile aynı muhabbet yıllarca sürmüstür. Sohbetlerde de ne bir şov ne bir acayiplik olur , okunacak kitap okunur , yapılacak zikir yapılır , çay ve meyve faslından sonra dağılınır.

 

 

Mutad sohbet usulünü bilenler bilir bir sırayla olur bu sıra geldiğinde annemler vb genel temizlik yapılır efendim koku çubugu yakılırdı.Misafir gelmesede misafir odasının ışığı yakılı tutulur. Misafir varken gürültü yapılmaması tenbih edilir evde bir disiplinli hal olur. Yine bilenler bilir zikir esnasında ışıklar kapatılır. Küçükken bu ortamıda merak ederdik ama alınmazdık. Bu sohbet muhabbet meclisleri ülkemizde az çok bir birine benzediği şekliyle sürüp giderdi.Bir cazibesi bir edebi bir vakarı vardı.

 

 

Tasavvuf , tarikat denilince daha fazla ibadet daha fazla tesbih çekmek filan anlaşılırdı.

 

 

Persembe geceleri , kandil geceleri , ramazan geceleri vb bir sevinç içinde gecerdi.

 

 

Allah dostları sevilirdi.Evliya menkıbeleri belki tekrar tekrar anlatılırdı. Türbe ziyaretleri vb vakar icinde olurdu. Çeşitli sohbet kayıtları yahut bir hafız veya mevlidhanın okuyuşu dinlenilecekse vecd ile dinlenirdi.Güleryüz ve nurani bir sima adeta bu kültürle özdesti.

 

 

Bunlar hep bir sevinç veren , dinginlik veren abartısı olmayan mutad bir takım faaliyetler olup genel halktada bu şekilde idi.İnsana yaşama sevinci , moral motivasyon ve dahi tevekkül katardı.

 

 

Şimdiki gibi asık suratlı arapça kitaplarla dolu bir kütüphanenin önünde oturup bağıran çağıran hocalar yoktu. Bir birinden karışık mevzular dillendirilmezdi. Kimse kimseyi bid’atçilikle şunla bunla suçlamazdı.Tasavvuf , tarikat , dervis , evliya kötü degildi. Zikir bagrış çağrış degildi , herkes günlük kıyafetini giyerdi , taksa bir namaz takkesi takardı , allı , yeşilli acayip sarıklar , cübbeler yoktu.

 

 

Kimileride toplanıp toplanıp sohbet , muhabbet yerine beyin yıkanan bir usul getirdiler , dönüp dönüp aynı şeyleri okudular , videolarını seyrettirdikleri aglak adamın zırvalıklarını adeta ezberlettiler , nezaketi , muhabbeti unutturdular kim olduğu belisiz kisilerden müteşekkil oturma grupları ihdas ettiler , gidenler kendilerini emin değil korku ile karışık baskı içinde buldu. İnsanlığı müslümanları bırakıp para dilendiler . Hurafeci tipler türedi , zikride , giyimide , kuşamıda şova döktüler . Sokakta buldukları adamı dahi soktular her yere. Her yeri abartı aldı , samimiyeti , düzeni , intizamı , sohbet adabını , ibadeti , zikri vb her şeyi tahrip ettiler.

 

 

Ve günümüz insanı şimdi dönüp baktı sanki usul bu yahû usul güzel bir limonataydı , katkı maddeli maden suyu değildi.

 

 

Şimdi ise bu zevkleri arasan ne fayda evde sohbet yok , varsa heyecan yok , eve gelen kibar adamlar yok , merakla dinlenilecek evliya menakıbı anlatacak kibar amcalar yok . Bu özen ve incelikleri yok edip yeni yeni seyler icad ettik. Belki bir yerlerde hala bu incelikleri ve kültürü devam ettiren adeta nesli tükenmiş kişiler olabilir ama onlarda artık medyadan , televizyondan , ilahiyatçılardan , nevzuhur hocalardan , cami kürsülerinden her gün tasavvuf dini mensupları , şirk icindesiniz , para tuzağı yapılar , sahtekarlar vb şeklinde bin türlü hakarete maruz kalıyorlar.

 

 

Yazının devamı ”
Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi…
Bu sevgi ya vardır, ya yoktur.
Böyle bir sevgi pekişmemişse; orada insanlar, ne yaratıcı bir yaşama, ne sağlıklı bir aşka, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar…
Kafası yarım kesik bir horoz gibi, çırpınır, bunalır, önüne geleni suçlar; ne istediğini, ne aradığını, daha doğrusu ne halt edeceğini bir türlü tam kestiremez ve kendilerini de, canım yaşamı da ziyan zebil ede ede, sönüp giderler.” Sevgisizlik yayıldı , yeniden insanların bir birini sevmesine bu irfan medeniyetimize toplumumuzun bakış açısının değişmesine ihtiyaç var. O keyifli yücelmeye kucak atmamız , feyz almamız , neş’e almamız lazım. Ve daha önemlisi değişen kendimizinde yeniden değişerek ne halt edeceğini bilmeyip sönüp giden insanlardan olmamamız lazım.02.11.2018

Mehmet Emin Başalp


 

Eleştirel Düşünmenin Yaygınlaşması İçin Ögrencilere Tavsiye Edilen Kitapların Değişmesi ve Zengileşmesi Mi Gerekiyor ?

ELEŞETİREL DÜŞÜNMENİN YAYGINLAŞMASI İÇİN ÖĞRENCİLERE TAVSİYE EDİLEN KİTAPLARIN DEĞİŞMESİ VE ZENGİNLEŞMESİ Mİ GEREKİYOR ?

 

images (36)

Bireylerin fikri olgunluğa ulaşmasında yaşın ilerlemesinin , tecrübenin önemi vardır , bu yaşlarda kişiler olayları daha iyi kavrayabilir düşüncelerini daha iyi anlamlandırabilir.Bu yaşlarda yaptığı okumalar ile daha fazla bakış açısını zenginleştirebilir.Aynı sebepler eleştirel düşünme için de geçerli olmakla beraber eleştirel düşünmenin sorgulamayı öne çıkaran yapısı nedeniyle bu beceriyi daha erken dönemlerde kazanması kişiler için büyük bir avantaj sağlayabilir. Kişinin kitaplarla , eğitimle haşır neşir olduğu dönem ise ilköğretime başladığı çağdan üniversite eğitiminin sonuna kadar olduğu dönem diyebiliriz.
Bu yıllarda öğrenci olan kişiler acaba hangi tür edebi ve düşünce kitapları okumaktadır ki eleştirel düşünme becerisi gelişsin. Sadece edebi tür kitaplar mı okumalıdır ? Neden öğrencilere bazı yazım türünde kitaplar tavsiye edilmemektedir. Seçkiler , tavsiyeler neden geliştirici değil durağan , soğutucu ve hatta sıkıcıdır. Hatta neden ideolojik körlüğe sebebiyet verecek propaganda kitaplarıdır. Bunu önemli bir sorun olarak görüyorum. Şimdi somut olarak bu hususu biraz daha irdeleyelim.
Şu hususu başta söyleyeyim bu eserlerin okunmaması gerektiğini söylemiyorum , okuduğumda eserlerdir kendi alanlarında saygınlıkları vardır ve okunmaktadırlar.Fakat daha sonraki yıllarda bireysel tercihlerle okunabilecek bazı kitapların tavsiye kitaplar listesinde çok da yer almaması ve tavsiye kitapların hepsinin edebi türde kitaplar olmaması gerektiği kanaatindeyim.
Yıllardır 100 temel eser içerisinde bulunan Reşat Nuri Güntekin’in “ Çalıkuşu “ romanı. Çalıkuşu romanı illa ortaöğretim veya lise öğrencilerine okutulması gereken bir kitap mıdır ? Olmadığı kanaatindeyim zira bir dönem kitabı olmasına rağmen romanın baş karakteri Feride gerçekçi bir karakter değildir. Öğretmenlik mesleğinin idealize edildiği bir kitap olduğu iddiası da gerçeği yansıtmaz zira hiçbir olayda öğretmen karakter gittiği yerde herhangi bir değişime sebebiyet vermemekte bir takım kişisel maceralar yaşamaktadır.
Ünlü bir klasik kitap olan Madame Bovary , iyi betimlemelere , duygu değişimlerine , kendi yazıldığı dilinde edebi üstünlüğe sahip olabilir fakat konu itibariyle ihtirasından gözü dönmüş bir kadın karakterin yaşadığı sorunlar ve yaptıkları acaba ortaöğretim ve lise öğrencilerine ne tür bir gelişimlerine faydalı düşünme becerisi kazandırabilir.
Oldukça ağır kalabilecek Samipaşazade Sezai’nin “Sergüzeşt “ romanı. Çok sevdiğim bir yazar olan Abdülhak Şinasi Hisar’ın “ Boğaziçi Mehtapları “ kitabı. Şimdi bu kitabı bir kişinin sevebilmesi için Osmanlı son dönem varlıklı ailelelerin yaşamları konusunda bilgi sahibi olması , bu döneme merakı olması , İstanbul beyefendisi veya hanımefendisi denilen nezaket ve kibarlık kültürünün garip gelmemesi , divan edebiyatına , klasik musikimize sevgisi olması vesaire oldukça rafine bir kültüre veya bu kültüre merakı olana hitap eder. Yabancı vampir dizileri izleyen bir nesil için Abdülhak Şinasi Hisar’ın anlattığı dünya sanırım oldukça uzaktır.
Mehmet Akif Ersoy’un “ Safahat “ eseri kolay anlaşılabilir mi ? Safahat hızlıca okunduğunda adeta anlamı bilinmeyen ama seri şekilde okunan bir kitaba benzer oysa mısra mısra tetkik edilmesi gereken bir kitaptır.
Çok sayıda örnek vererek konuyu sıkıcı hale getirmek istemiyorum meselenin özü hem eser seçiminde hem de türlerin belirlenmesinde neden bu kadar şekilci ve dar bir çerçeveye yer verildiğidir.
Ortaöğretim ve lise çağlarında sadece hikaye , roman ve şiir mi yer almalıdır. Edebi kaygıyla neden araştırma kitaplarına yer verilmemektedir. Reşat Nuri Güntekin’n “ Anadolu Notları “ güzeldir ama artık öyle bir Anadolu yoktur bu kitap gezi yazısı türü olarak tavsiye ediliyor ama bu değişken bir türdür bir film çekin ama Charlie Chaplin filmleri gibi olsun demektir. Oysa Chaplin filmleri hem izlenebilir hem analiz edilebilir sinema okullarında da öğretilebilir ama artık Chaplin filmleri gibi film çekilmez çünkü değişmiştir teknik. Hala 1930 -40 tarzı gezi yazıları acaba ne tür bir gelişime ve ufka sebebiyet verebilir.Hatta liseye gelen bir öğrenci eğer mahallesi kentsel dönüşüme falan uğradıysa ilkokulu okuduğu okulu bile bulamaz.Mesela benim okuduğum ilk okul şimdilerde ne ismen ne cismen var. Oysa bu türde oldukça iyi kitaplar var. Ülke olarak keşif ve tanıma bilincimizin azlığı da dikkate alındığında neden bu cezbedici kitaplar tavsiye edilmemektedir.
Sadece edebiyat değil mesela neden bir araştırma kitabı yok mesela Amerikalı yazar Stephen Kinzer’ın “ Şahın Bütün Adamları “ kitabı , İran petrol endüstrisinin millileşirme çabasının nasıl emperyal güçler tarafından nasıl boşa çıkarıldığı , abd istihbarat teşkilatlarının nasıl askeri darbeler , halk gösterileri planladığını vb oldukça akıcı dilde anlatan bir kitap yaşadığımız coğrafyayı iyi tanımak için öğrencilerin bu tarz kitaplar okuması gerekmez mi ?
Mesela neden ülkemizde başarılı olmuş iş adamlarının çoğunun anı ve tavsiye kitapları var , okutulmaz. Vehbi Koç’un “ Vehbi Koç Anlatıyor “ , Sakıp Sabancı’nın “Başarı Şimdi Aslanın Ağzında “ gibi.Çünkü bu kişiler özel teşebbüsü , ticareti teşvik eden , tecrübelerini paylaşan kimseler , neden okullarımızda teşebbüs , ticaret , ekonomi zihinlerde yer almaz , işadamları , sanayiciler , tüccarlar idealize edilmez.
Öğrencilerimize tavsiye edilen kitaplar içinde ülkemiz kültürün derinlemesine kavratabilecek herhangi bir kitap yoktur.Emine Işınsu’nun Hacı Bayram-ı Veli’yi anlattığı “ Bayram “ , Niyazi Mısri’yi anlatan “Bukağı “ romanı gibi romanlar okutulmuyor.Yunus Emre’den Seçmeler , Mesnevi’den Seçmeler adlı bir takım basitleştirilmiş eserler maalesef ne bir Yunus ne bir Mevlana sevgisi ve ilgisi uyandırmaktadır.
Biyografik eserler okutulmamaktadır. Çevresel felaketlere değinen herhangi bir tavsiye kitap yoktur. Deprem kuşağında yer alan ülkemizde depremlerle ilgili farkındalık oluşturabilecek bir eser okuma listesinde yok. Hayvan Sevgisi , hayvan beseleme ile ilgili bir tavsiye kitap yok. Sağlıklı beslenme konusunda bir tavsiye kitap yok. Düşünme becerileri ile ilgili bir kitap yok.Sivil savunma ile ilgili bir kitap yok. İbn-i Sina der geçeriz , Mimar Sinan der geçeriz bu kişileri ve yaptıklarını kavratacak herhangi bir tavsiye eser yok. Dini ve ahlaki eserler olmalıdır.Felsefe içerikli eserler olmalıdır.
Dünyayı tanıtan herhangi bir tavsiye kitapta yok , Fransa’yı “ Sefiller “ romanından Rusya’yı “Suç ve Ceza “ romanından öğrenemeyiz. Sadece batı klasiklerine odaklanmakta yanlıştır uzak doğu edebiyatından , İslam ülkelerinden hatta Afrika’dan bile yazarların eserleri okunmalıdır.
Düşündürücü , kıyaslayıcı , farkındalık oluşturucu , sorgulayıcı kitaplar farklı türden kitaplar tavsiye edilmelidir bu kitaplar asla sıkıcı olmamalıdır bu kitaplarda popüler olabilir , roman , hikaye vb olabilir yeter ki gençlerimizin zihin ve düşünme dünyasının gelişmesine katkı sağlasın. Yoksa bu çağlarda hele kitap okumayı seven çocuklara tüm batı ve ülkemiz klasiklerini okutmak çok da faydalı değildir.Yine bu klasik eserler yanında piyasaya sürülmüş ucuz ve niteliksiz kitaplarda ayrı bir derttir. Son yıllarda fantastik kitaplarda rağbet görmekte bu kitaplarda herhangi bir bilinç ve bilgi kazandırmamaktadır. Fakat bilhassa eğitimciler vb den kaynaklanmak üzere ülkemizde bu eserler yönünden kısır döngü devam etmekte ve gerçek bir dönüşüm sağlanamamaktadır.Oldukça uzun ve verimli olan eğitim çağı plansızlıklar nedeniyle heba edilmektedir. Okumalar yoluyla elde edilebilecek bir fırsat varken değerlendirilmemektedir. Bazı zamanlar kitap listesi değişmekte olup esas amaç liste değiştirmek değil kitapların okutulma amacının değiştirilmesi gerekmektedir. Keşke lise çağlarında pek çok gencimiz eleştirel bir düşünme , kıyaslama becerisi kazanabilse farklı yazar ve görüş ve fikirleri kıyaslayabilse. Bu şekilde bir gelişim olduğunda medyanın propagandasından , yanıltmalardan daha az etkilenir bir takım çalışmaların gerçek amaçlarını daha iyi sezinleyebilir.
Mesela anlaşılmıştır diye düşünüyorum konuyu şu şekilde de bağlayalım , muhafazakar görüşlere sahibiz diye devamlı dini – ahlaki kitaplar , seküler görüşe sahibiz diye bu yönde kitaplar tavsiye etmek gibi ideolojik körlüğe sebebiyet verecek davranışlardan da uzak durmalıyız Kimse sadece Necip Fazıl okuyarak kendini geliştiremez veya sadece Nazım Hikmet okuyarak. Bilhassa öğrencilerin okuduğu kitapları daha çeşitlendirmeye ve geliştirmeye çalışmalıyız bu konuda kamuoyu oluşturmalıyız. 01.11.2018
Mehmet Emin Başalp

YENİ HİCRİ YILIMIZ HAYIRLI OLSUN

 

unnamed (3)

YENİ HİCRİ YILIMIZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN
1 Muharrem ile Hicri 1440 yılına erişmiş oluyoruz. Yeni hicri yılımız tüm Müslümanlara , insanlığa hayırlı olsun. Takvimler ay olsun , güneş olsun tarihlendirmeyi yapan sistemler olup çok sayıda takvim var. Müslümanların ise gerek ibadet takvimi olması ve gerekse ay temelli olarak Hz.Peygamber döneminde kullanılması , başlangıç yılının ise hicret olarak tespiti ile Hz.Ömer döneminden beri kullanılması nedeniyle Müslümanlara has bir takvimdir.

 
Müslümanların farklılığı mutlaka olmalıdır.Nitekim ırkçı emperyalizm ve küresel güçlerin bütün insanlığı sömüren ,köleleştiren sistemleri ve akımları ile insanları kendi değerlerinden uzaklaştırıp kendi icat ettikleri günleri kutlattıran anlayışına karşı inananlar ancak hicri takvim bağlılığı ile karşı durabilirler. Hayatlarını hicri takvim esaslı yaşamaya gayret ederlerse daha çok İslam’ın özü ile uyum içinde olabilirler.

 
Yeni bir hicri yıldan evvela beklentimiz küresel güçlerin sömürü düzenine karşı bilinçtir. Müslümanların , bu güçlerin türlü türlü oyun ve sömürü düzeniyle İslam dünyasına sokmuş oldukları her türlü ırkçı , mezhepçi , ideolojik fitneden , kargaşadan , savaştan , yoksulluktan , eğitimsizlik ve cehaletten evvela farkında olma yoluyla kurtulması ve ardından mücadele etmeye çalışmasıdır. İslam dünyası fikri yönden içine kapanmamalıdır. Her türlü imkansızlığa rağmen özgün , özgür , eleştirel düşünce yerleşmeli , gelişmeli ve İslam dünyasında ki çarpıklıkları fark edebilmelidir. Müslümanların gelişimi için bu konuda azami çaba sarf edilmelidir. Ucuz ve bayağı , uzunca süreden beri devam eden çekişmeler bayatlamış ve tiksindirici hale gelmiştir bu tür şeylerden uzak durmak inanın iyi gelecektir.

 
Yeni bir hicri yıldan beklentimiz Müslümanların temizliğe dikkat etmesidir. Bugün çevreye saygısız Müslümanların olabileceğini dahi düşünmek istemeyiz. Çevresini kirleten , çöpünü bilinçsizce doğaya atan , suyu kirleten , anız yakan , canlılara zarar veren Müslümanlar bu fiilerini yeniden gözden geçirip terk etmelidirler.
Yeni hicri yıldan beklentimiz Müslümanların okuması ve yazmasıdır.Müslümanların artık ev dekorasyonuna harcadıkları parayı ilim ve sanata harcamalarıdır.Eve yeni perde , halı , mobilya almak yerine yeni kitaplar alınmalıdır. Bir Müslümanın evine senelik asgari 50 azami 100 den fazla kitap girmelidir.Müslümanlar fikirlerini yazıya dökmelidir. Yeni eserler yeni yazılar ilmi çalışmalar artmalıdır.Müslümanlar sanatta geri kalmamalıdır ve bir sanata yönelmelidirler. Müslümanlar yabancı dil öğrenmelidir.

 
Yeni hicri yıldan beklentimiz Müslümanlarla diğer Müslümanların irtibatının artırmasıdır.İbadettir , seyahattir , ilmi çalışmadır , ülkeler okuması yapmadır , ticarettir , yardım faaliyetidir , sosyal medyadır bir çok sebeple beraber Müslüman kardeşinden haberdar olunmalıdır ve duyarsız kalınmamalıdır ve içimizdeki sevgi artmalıdır.

 
Yeni bir hicri yıl ile hem bireysel hem toplumsal eğitim çalışmalarına önem verilmelidir , kardeşlik ve dayanışma duyguları artırılmalıdır.Kendi irfan medeniyetimize yüz çevirip nefret ve sertlik içinde fanatizme kayan anlayışlara düşeceğimiz basiretsizlikler içinde olmak yerine derinlemesine vakıf olup yeni bir medeniyet inşasının temellerini ve ilkelerini görmeye çalışmalıyız.Bunlar ancak sağduyu , iyi niyet ve temiz düşüncelerle olur , hırçınlık , şiddet , ötekileştirme , ayrıştırma , tekfircilik , ayrımcılık gibi duygularla İslam kardeşliği tesis edilemez.
Yeni hicri yıl bir mutluluk vesilesi olmalıdır , umut olmalıdır , niyetlerimizi tazelediğimiz değişim için yeni bir başlangıç olmalıdır. Yeni hicri yılınızı tekrar tebrik eder hayırlara vesile olmasını dilerim. 1 Muharrem 1440

Mehmet Emin Başalp

Cehalet Dairesinde Eleştirel Düşünme

CEHALET DAİRESİNDE ELEŞTİREL DÜŞÜNME
Baştan önermemi söyleyeyim , eleştirel düşünmenin esas amacı cehaletten kurtulmak olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla cehalet dairesinde oyalanılan faaliyetlerin eleştirel düşünme ile bağının olmaması gerekir. Aksi halde bu zihinsel aktivitenin ancak fanatizme ve cehalete hizmet ettiği öne sürülebilir. Clerance Seward Darrow’un dediği gibi “ Cehalet ve fanatizm her zaman iş başındadır ve beslenmeye ihtiyaç duyarlar “ bu nedenle eleştirel düşünme gerçek manada anlaşılmaz ve anlatılmazsa uygulama ancak cehalet ve fanatizmi besleme vazifesi görür.

 
Cehalet nedir ? Bir yığın tanımı yapılmakla birlikte bilgi , eğitim vesaire sahibi olunup olunmadığı gibi tartışmalar bir yana cehaletin körlük olduğu anlaşılacaktır. Kişi kibrinden kör olabilir , ilimsizliğinden kör olabilir , malından kör olabilir yani bu körlüğe bir çok şey sebep olabilir.

 
Cehaletin kaynakları konusuda yüzyıllardır tartışıla gelmektedir lakin kanaatimce cehaletin sebebi ret ve kabullerdir. Neleri kabul edip neleri reddettiğimize göre cehaletimizin seviyesi belirlenebilecektir.

 
Eleştirel (kritik ) düşünme nedir ? Elde edilmiş bir bilginin ve herhangi bir yapının doğruluğunu sorgulayan bunu da çeşitli yöntemlerle gerçekleştiren bir düşünce sistematiğidir. Dahası körlükten kurtulup farkında olmaya çalışmaktır. Özü sorgulamadır.

 
Reddettiklerimizi ve kabul ettiklerimizi sorgulamamız bize farkındalık kazandıracaktır. Görmeye başlanmakla beraber cehalet perdesi de aralanabilecektir. Görme becerisini artırma demek eleştirel düşünme ile her şeyi biliriz demek değildir .Esasında hiçbir şey bilmediğimizi bilmemize yaramalıdır aksi halde eleştirel düşünüyorum , biliyorum , seziyorum , problemleri çözüyorum , tavırlıyım , anlayışlıyım , muhalifim , analiz edebiliyorum , okuyorum , yazıyorum , şuyum , buyum gibi hususlar işte tamda cehalet dairesinde yer alan eleştirel düşünmedir. Maalesef bu tür yazı ve faaliyetlerde şov yönü ağır basan üslubun görüntüsü rahatsız edici olmaktadır. Oysa eleştirel düşünme şov ve keyiften ziyade acı ve hatta rahatsız edicidir.

 
İşte tamda burada önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır. Körlüğe sahip birine kendi körlüğünün fanatiği olarak eleştirel düşünme adı altında yapmış olduğu itiraz ve sorgulamaların eleştirel düşünme olmadığını anlatabilmek.
X nedeniyle toplumda y olayları olmaktadır bu y olayları nedeniyle şunlar şunlar şunlar olmaktadır gibi fikri sabit hale gelmiş fikirlerini çeşitli çıkarımlar sonucu ulaştığı iddiasıyla devamlı tekrar eden kişilerin eleştirel düşünme ile alakaları yoktur.Ayrıca bilgi birikimleri ve tecrübeleri de son derece yetersizse ancak kendi körlüklerinin basit bir propagandistine dönüşmektedir. ( Yahut belli kişi ve kurumların propagandisti ) Cehalet içinde eleştirel düşünmenin göstergesi , eleştirel düşünme becerisine sahip birey sayısını artırmaktan ziyade her tarafta kendi birey farkındalığının yüksek olduğunu iddia eden ama asla kendi fikirlerini sorgulamayan propagandistlerin türemesidir.Bunu üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sorun olarak görüyorum.

 
Bunu şöyle örnekleyelim , küresel bir takım güçlerin insanlık üstünde çeşitli emelleri olduğunu , siyasal , ekonomik , sosyal , fikri , dini bağımsızlıklarını yok etmeye yönelik çeşitli çalışmalar yaptıklarını bu konuda filmler ürettiklerini , bu yolla toplumun dejenere edildiğini falan fark etmiş olalım. Bu fark etmenin sonucu bu zararlı içeriklerden olabildiğince uzak kalma ve farkındalık bilincinin artırılması olmalıdır. Fakat bu mücadeleyi yürütenler veya yürüttüğünü iddia edenler toplumda eleştirel düşünmeyi yaygınlaştırmak yerine kendi ürettiklerinin propagandisti oluyorlar ve bu fikre bu yapıya uyarsan farkındalık içinde olursun propagandasını yapıyorlar.Oysa eleştirel düşünmeden amaç kesinlikle bu değildir bu daha mikro cehalet ve daha mikro fanatizmin eleştirel düşünme iddiasıyla pekiştirilmesidir.

 
Propagandistlerden sonra daha entelektüel ve daha yüksek bilgi ve kültür birikimine sahip eleştirmen , aydın , yazar , çizer vb gibi bir zümre vardır .Onlar güya düşünmekle ve çalışmayla bir çok hadisenin gerçek yüzünü kendilerince anlamışlardır. Gothe’nin bir sözü var , harekete geçmiş bir cehaletten korkunç bir şey olmadığı şeklinde yani sistemleşmiş bir cehaletin tehlikesinden bahsediliyor. Bu gibi entelektüel seviyesi yüksek eylemli bir eleştirel düşünmede olamaz. Böyle olursa bu etrafa nefret saçan bir entelektüel kibrine dönüşür ve yine sonuç cehalet ve fanatizme çıkar.Tahsilli cehaletin topluma herhangi bir faydası olmadığı gibi onların eleştirel düşünmeleri de ancak kendi körlüklerine hizmet eder.

 
Marksizm dünyayı etkilemiş önemli bir ideoloji , fikir veya teoridir.Kapitalizmin öne sürdüklerine karşı çeşitli sorgulamalar sonucunda çeşitli çıkarımlar yapmıştır.Fakat Marksizm bir eleştirel düşünme aşamasını aşmış ideolojiye dönüşmüş , devletlere biçim vermiş daha sonra çeşitli baskıcı rejimlere dönüşmüş , yıkılmış , şimdilerde taraftarı kalmamış uç bir görüşe dönmüştür.Eleştirel düşünmeyi en basit fikirde dahi bu aşamaların içine sokmak Marksizm tecrübesini hiç saymaktır.Eleştirel düşünmeyi bir fikrin veya yapının alternatifi haline getiren kalıplı bir sisteme dönüştürmemek gerekir.Aksi halde bu fikrin birer fanatiği haline gelinmesi tabiidir.

 
Bir yapının da devamlı sorgulanması eylemli hale gelirse müzmin bir muhalefete dönüşür devamlı savunma pozisyonunda yer alıp başkalarını suçlama mekanizmasına dönüşür.Bu tip aktivitelerde cehalet dairesinde eleştirel düşünme olarak değerlendirilebilir.
Eleştirel düşünme kavga ve kışkırtıcılık değildir.Eleştirel düşünme insanları manipüle ederek doğal seyrinde devam eden gelişmelerle sertlikle mücadele edilmesi demek değildir. Yanlış giden bir şeyler olduğunu fark etmiş olabilirsin ama bu onlarla kavga etmeni gerektirmez .Bu konuda “Hayvan Çiftliği “ kitabındaki tecrübeli eşek Benjamin karakterini en makul karakter görürüm.Olayların farkında olan belki tek karakter ama ne kavgacı , ne fanatik nede kışkırtıcı bir karakter ama susan ve eylemsiz bir karakter.Burada şu soruyu da sormamız gerekir.Eleştirel düşünme suskunluk ve eylemsizlik midir ? Eleştirel düşünme suskunluk ve eylemsizlik değildir. Eleştirel düşünme değişime hizmet etmelidir ama yaygara ve çalkantı ile değil. Çünkü bunlar yıkıcıdır.En net sözü söylemek veya en gerekli müdahaleyi yapmaktır. Devamlı yapı yapmakla devamlı söz söylemekle bitmek bilmeyen olaylar silsilesi oluşur.Bu tür bir sorgulama cehalet üretir ve düşünmenin zayıflamasına yol açar.

 
En net söz ve en net müdahaleyi yapabilmek için ilim , hikmet , bilgi birikimi ve tecrübe gerekir.Yukarıda bahsettiğimiz üzere eleştirel düşünme her şeyi bilme değildir dedik fakat bilmenin /bilmemeninde seviyesi illaki vardır ve bir çok kişi çeşitli sebeplerle diğer bir çok kişiden fazla şey bilmektedir veya bilmemektedir.Bu bilgisini eleştirel düşünme ile de sorguladığı kabul ve retlerine karşı kontrollü şekilde yerleştirebilirse çıkacak olan sonuç doğru olana en yakın olabilecektir diye düşünüyorum.
Yukarıdaki hususta şöyle bir örnek verebiliriz.1973 petrol krizi olayı vardır.Bir görüşe göre bu kriz petrol üreticisi şirketler tarafından petrol gelirlerini artırma maksadıyla bilinçli şekilde çıkarılmıştır.Bir görüşe göre ise Arap –İsrail savaşı sonucu elinde başkaca bir koz kalmayan Arap ülkelerinin batı ülkelerini iktisadi anlamda zor durumda kalması için yaptıkları bir ambargodur.
Şimdi bu olay Arap ülkelerinin batının zorda kalması için yaptıkları bir girişimse ( Suud Kralı Faysal’ın sözleri bunu gösteriyor) veya şartlar buna itmişse kazançlı mı çıktılar. Çıkmamış gözüküyorlar zira Kral Faysal , bir saray içi darbe ile öldürüldü.Arap ülkeleri batılı devletleri sıkıştıramadılar olan kendilerine müttefik olabilecek gelişmekte olan ülkelere oldu.Batılı ülkeler her türlü mal ve hizmeti yabancılardan aldığı için Arap ülkelerine her şeyi daha pahalı satarak acısı misliyle çıkardılar.Arap ülkeleri parayı zaten batılı ülkelerde değerlendirdiğinden kazançlarının artması yine batıya yaradı.Petrol şirketlerinin çoğu batılı olduğu için onlarında kazancı arttı ve zenginlediler.
Şimdi Kral Faysal’ın şuursuzca ve tedbirsizce yaptığı konuşma videoları yayınlanıyor vay ne iyi adamdı işte öldürdüler şöyleydi böyleydi Kral Faysal “ Biz hurma ve deve sütü ile çölde yaşarız “ diyeceği yerde ülkesinde eğitimi , sanayiyi artırmayı hedefleyen bir konuşma yaptığını düşünelim veya neden batıyı ancak petrol ambargosu ile sıkıştırabilecekleri bir çaresizlik içinde olduklarını irdeleyen bir konuşma yaptığını düşünelim.Düşünemeyiz zira işte yukarda belirttiğimiz gibi cehalet içinde olmaları onları net sözleri söyleyememesine sebebiyet vermiştir. Suudi Arabistan kralı veya bir çok lider emperyalizmin hedeflerinin farkına varmışlardı ama cehalet ve fanatizm onları olmadık sonuçlara maruz bıraktı.Petrol ambargosu yerine daha etkili olabilecek bir tepkiyi koyabilmesi gerekirdi fakat bu tür bir siyasal ve ekonomik tecrübeden de yoksun oldukları için kurnaz petrol şirketlerinin de muhtemelen tahrik ve susma yoluyla ortam oluşturdukları petrol ambargosu tuzağına hemen düşüyorlardı.Sonuçta daha ağır şekilde kaybeden oluyorlardı.
Eleştirel düşünme kişinin hem bireysel yaşamında , toplumsal sorunlarda , devletlerin tavırlarında cehalet ve fanatizme yol açacak basitliklerin adı değildir , kavramak , muhalefet etmek ve sertlik asla eleştirel düşünme değildir , fevriliğin sonucu ancak korkunç bir şaşkınlık olabilir. Eleştirel düşünme kapsamı son derece iyi anlaşılması gereken ve hayat tarzı haline getirilmesi gereken bir uygulamadır.Hele hele istismara hiç gelmeyen bir düşünce sistematiğidir.Eleştirel düşünme anlatılırken , okunurken , kendini geliştirme hedeflenirken en temel özelliklerinden asla taviz verilmemesi gereken bir aktivitedir. 29.08.2018

Mehmet Emin Başalp

DİN BÖYLE ÖĞRENİLMEZ , ÖĞRETİLMEZ

DİN BÖYLE ÖĞRENİLMEZ , ÖĞRETİLMEZ

Dinimizi , Ashab-ı Kiram Efendimiz bizzat Resulullah’ın kendi dilinden tebliğle öğrendiler.Fillerini takip ettiler , taklid ettiler.Soru sordular , cevab aldılar.

 

Veda Haccında Resullah iki emanet bıraktı ve ekledi ” Olabilir ki burada bulunanlar sözlerimi daha iyi anlayanlara ulaştırabilir ” buyurdu. Demekki ilim nakil yoluyla devam ettirilecekti.

 

Din , nakil suretiyle insanlara ulaştırıldı.Söz yazıya aktarıldı. Kur’an mushaf haline getirildi. Hadis-i Şerifler yazıldı.

 

Yeni sorunlar gelisti , ictihatlar gelisti bazısı icma oldu ittifak edildi.

 

Alimler dini anlattı , yazdı , serh etti.Büyük bir külliyat olustu.

 

Bu ilmi ögrenmeye talip olanlar oldu , talebe denildi.Tedris için mekanlar olusturuldu.İlim usulünce tedris edildi.

 

İlim ciddiye alındı , ciddiyetle ögretildi. Hep bir ögrenme cehdi icinde oldular , ben biliyorum demediler.Bilmiyorlarsa sükut ettiler.Çogu halka dahi izah etmekten ne haddimize diye imtina etti.

 

Kimi ilim sahibi ilmiyle amil olması gerektigi için amelinden geri kalmadı. Muttaki olmaya çalıştı , salih olmak yetmez dedi muslih olup ıslah etmeye çalıstı. Ter döktü , göz yaşı döktü. Dünyalık talebinden vazgecti kanaate razı oldu.Hilm sahibi oldu müslümana merhametli oldu. Celal sahibi oldu İslam düşmanlarına boyun egmedi.

 

İlimle ,ibadetle vakit geçirirken eğlenceye , zevke , şöhrete yüz vermedi. Hali sari oldu yayıldı , sözü hikmetli oldu tesir etti. Nazarı kuvvetli oldu etkiledi , sükutu ibret oldu değistirdi.

 

İlme , irfana halel gelmesin diye kılı kırk yardı.Helal lokma yeme hassasiyetiyle kimseye avuc açmadı.Şöhret bulmak için makam sahipleriyle teşriki mesai yapmadı.

 

Kürsünün izzetini korumak için binbir titizlik içinde konustu. Değil dersinde hayatında boş laf , malayani konuşmamaya gayret etti. Şakadır , şamatadır , mizahtır , kötü sözdür , argodur , bedduadır uzak durdu.

 

Edep timsaliydi , halk icinde vakur durdu , kimsenin yanında laubali olmadı , abartmadı , sözüne mübalaga katmadı.Mütevazi oldu.

 

Başkasının yanında bir soru geldiğinde ne basit soru demedi , biri basit bir mesele anlattığında yeni duyuyormuş gibi davrandı , tepeden bakmadı.Bilmeyene öğretmeye gayret etti.Gitmeyene gitti , vermeyene verdi. İlim ögretmek için taliplisini bekledi.İlmini pazarlamadı , satmadı , çığırtkanlık yapmadı.

 

Tüm bunlar yaşanırken devirler değişti , usuller değisti ama ciddiyet değişmedi. Üniversitede ciddi idi , konferansta ciddi idi , videosu ciddi idi.Kitabı ciddi idi. Vaazı ciddi idi.Hatta vefatları ve cenazeleride ciddi idi.

 

Evvela alimler bozuldu , yukarda belirttiklerimizden taviz verdikce alimin heybeti gitti , nazarı gitti , tesiri gitti , ciddiyeti gitti.Kürsünün izzeti gitti.Samimiyet gitti.Bereket gitti , hikmet gitti. İlim çoğaldı amel eden azaldı.

 

Tabiat boşluk kabul etmez diye bir söz var alimin cismi , ilmin adı kalınca hadbilmezler , malumatfuruşlar çoğaldı.

 

Herhangi bir ilmi tedristen gelmeyen çoluk çocuk kürsü işgal etmeye kalktı.Önüne bir meal ve malum bir kitabı alan ağzı laf yapınca kendisi mühim bir iş yapıyormuş edasıyla pervasızlastı.

 

Sohbet , vaaz ve ders “Hamdele , Salvele , Besmele ” ile başlarken bazen lütfedip selam veren bir hatibin mevzuya güya etkileyici bir şekilde girmesi gerektiğinden herhalde garip yüz mimikleriyle ” varya size bir ayet söyleceğim nasıl söyle olacaksınız , nasıl böyle olacaksınız ” gibi tiyatral gösterisi videoya çekilir oldu.

 

Hamdsiz , besmelesiz , selamsız güya dini sohbet kimi oraya kaykılmış , kimi buraya kaykılmış , abdestli mi dinliyor belli olmayan bir güruhun huzurunda yapılır oldu. Bu tipler aval aval bu hatipi dinlemeye başladı. Bu hatipin güya kendince samimi olmak maksadıyla yaptığı ucuz esprilerine kahkalarla gülmeye başladılar.Güldükce hafiflediler.

 

Kürsüye çıkan bir alim ya sarık cübbesiyle çıkar ya bir takke takar yahut ciddi bir kıyafetle çıkarken önüne sloganik cümleler yazılı tişörtleriyle bu nevzuhur hatipler arz-ı endam etmeye başladılar.

 

Güya dinden soğuyan , ateist olan vs gencliği hidayete yönlendirecek , alim , abid , salih , muttaki kul yapacaklar. Yıllar evvel bir hafzlık çalısan kisi , kursta tuvalete paçaları sıvalı girmeyince bunu gören hocanın dehsete düstüğünü anlatmıstı.Tabi bu mevzuları aşınca ateistleri irşad etmek kolaylaştı.Fakat böyle olmadığı gibi aksine bir gösteriş , ardı arkası gelmeyen Ayet , Hadis , Dua paylaşımları vs neticede elde kalan orda burada teknolojik video , görsel paylaşmak.

 

Garip bir mahremiyet anlayısıyla güya bayanın yüzü gözükmüyor ama camide , Kabe’de boy boy anlamsız fotograflar çektirip paylaşmaya başladılar.

 

Sokak röportajı adı altında güya halkı analiz etmeye soyundular. Bol prodüksiyonlu , komedi icerikli ,mübalağalı ,kahkahalı , tiyatral gösteriyi videoya çekip yaymaya başladılar.İzlendikçe çektiler , dernekler , kermesler , geziler vb düzenlediler.

 

Konuşmaların büyük çoğunlugu da kadın – erkek ilişkileri , evlenme vb olup hedef kitleside genç kızlara yönelen bu zihniyet iyice görsellik ve tiyatrallığı artırdı.

Devamlı bir gülme , kikirdeme , ibadetlerin neden yapılması gerektigi değilde yapılmaması gerektiğinin üç sebebi – beş sebebi gibi sansayonel başlıkla ilgi çekilen videolar.

 

Kitap yazmalar , imza günleri , hediyelik esya satma vb derken kurumsallaşan bir tür ergen cehaletinden ve videolarından oluşan bu akım git gide muteber bir usul gibi taklit edilme temayülü de göstermektedir.

 

Bu izahlardan sonra bu olusumlardan birinin sehrimizde kermesi varmış internette gördüm bu hatiplerde orada arzı endam edeceklermis bir gidip bakayım dedim.

 

Bu hatip beyefendilerin etrafında erkek – bayan bir grup toplanmış , beyefendi bir kitap okudum hayatım degisti vb diye heyecanlı heyecanlı anlatıyor bir kırmızı ciltli kitabı övüyor.

 

Dinin nasıl öğrenileceginden o kırmızı ciltli kitabı ne şekilde anlaması gerektiginden bir haber aydınlanmış ve aydınlatıcı gencimiz dini , dini tedrisi , usulü kendince bina ediyor.

 

Usulsüz vusulün olmayacağından habersiz bu genclerin büyükleride bu kitabı dönüp dönüp okuyup yazdıklarından dolayı bir süre sonra mantık dışı hareketler ve bir yığın dini saplantılar icat ettikleri malumunuzdur. Din böyle öğrenilmez , öğretilmez.

 

Gencleri yüzbinlerce kez izlenen videoları ile kanaatimce ifsad eden bu tiplerin alışveriş , oyun , moda , makyaj , küfür , argo ögreten youtuberlardan usul ve hatta esas olarak pek farkları bulunmamaktadır.

 

Dünyada da bu usul var ve bize ordan sirayet etti , genclerin ve ilgilerinin değistiği de bir gerçek lakin dini eğitimde ve öğretimde ciddiyeti ve usulü korumamız gerekiyor.

 

Neden bu yayılıyor çünkü kolay çünkü çaba gerektirmiyor çünkü ucuz.
Geçmiş ulemaya göre simdiki ulemanın bir çok kaynağa ulaşması mümkün hele birde bir kaç dil bilirse milyonlarca esere ulaşır , bunları mukayese eder çıkarım yapar , üretir , gelişir ama ona teşvik yerine gülelim , bir kaç yüz kelimelik Türkceyle , berbat aksanla video çekelim , kardesim , canım vb diye abartılı hareketlerle iyi müslüman olalım , cennete gidelim edebiyatı çıkıyor ortaya.İlim yok , usul yok , cehd yok bunlara ne diyecegiz .İzliyoruz bizde herkes gibi maalesef. 25.08.2018

Mehmet Emin Başalp

VAHİM DURUMLAR

VAHİM DURUMLAR
Kısa yazmaya çalışacağım.
***
Bugün ülkemizde tarikat , cemaat , dini oluşum neyse onlarla ilgili çeşitli tartışmalar yaşanıyor , fikirler öne sürülüyor esasında kafamızı kuma gömmekten de vazgeçip vahim durumları görmemiz gerekiyor.Gördükten sonra sıhhatli değerlendirme yapmamız gerekiyor.
***
Türkiye’de irili ufaklı bir takım tasavvufi veya başka amaçlı dini yapılanma ve üzülerek ifade etmek gerekir ki , büyük çoğunluğu din tahrifatı yapmaktadır.Büyük çoğunluğu bağımsızlığı kaybetmiş , yurt dışı kaynaklı oluşumların , kurumların aracısı haline gelmiştir.Çoğu maalesef hurafe bataklığına saplanmıştır.
***
Kafasına devasa renkli sarıklar saran bir gurup adeta diyalogcu görüşlere teşne , zikir adı altında dans eder gibi davranışlar sergileyen , hiçbir ilimleri olmadığı halde üç beş şarlatanın ayn çatlatarak video yayınladığı , Osmanlı istirmacısı , düşman füzesi düşürdüğünü iddia eden bu sahtekarlar tasavvuf ve tarikat ismini kullanmaktadır.Bu füze düşüren , saçmalayan adamların kimlerle birlikte oldukları , neleri ve kimleri övdükleri ortadadır.İslam’a bir hizmetleri olmadığı gibi baştan ayağa tahrifat içindedirler.
***
Yine başka bir grup sahtekar elini öpenin cennete gideceğini falan iddia etmekte olup maneviyatta birilerine hükümeti teslime ettiğini iddia etmektedir , dinden diyanetten bir haber bu şarlatanda kendinin meşayih olduğunu iddia etmekte ve videolar yayınlamaktadır. Bunlarında kim olduğu bellidir.
***
Tasavvuf , sevgi filan anlattığı iddia edilen bir hanımefendinin adeta şirke giren sözlerini kulaklarınızla duymuşsunuzdur.Buda’ya falan insanlar tapmamakta imişler ! esasında. Bu din tahrifatı değil de nedir.
***
Maalesef ülkemizde Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana Hz’lerini istismar eden bir takım , seremoni ve folklorik hareketler yapan , İslami hiçbir hassasiyete yer vermeyi geç önem bile vermeyen gafiller topluluğu bulunmaktadır. Din bunun neresindedir.Ha bizim dinle diyanetle işimiz yok , folklorik , kültürel gruplarız derlerse amenna diyeceğim.

 

***
Ülkemizde yine her ağızlarını açtıklarında Ehl-i Sünnet muhafazası diyen , evliya ve keramet istismarcısı abuk subuk bir ilmihal kitabının takipçisi bu grubunda nasıl icraatları olduğu , kimlerle beraber olduğu gayet iyi biliniyor.
***
Siyasi parti liderimi , bir cemaatin başkanımı belli olmayan prof ünvanlı ama nereden aldığı belirsiz , ekonomi uzmanı olduğunu iddia eden ama zırvadan başka bir şey öne sürmeyen kişinin de dedikleri , yaptıkları belirli.Din adına öne sürdüğü hususların İslam’a faydası olmadığı gibi çoğu tahrif edici ve gerçek dışı.
***
Faizi problem görmeyen cemaatler olduğunu söyleniyor.
***
Kendine vahiy geldiğini iddia eden bir şarlatan vardı , bunlar etkisiz diyemeyiz hala bir yerlerde çeşitli programlar yapabilmekte ve insanlar takip etmektedir. Sanırım bir kelime bile Arapça bildiği şüpheli bir şahıs nasıl çözdüyse Kur’anı çözmüş yüz binlerce meali bedava dağıtabilmektedir. İnternette meal aratıldığında maalesef bu iki şarlatanın meali karşımıza en başta çıkmaktadır.
***
Zikirli inek yoğurdu satan , bilmem ne sularından , şundan bundan yapılan aşure dağıtmak suretiyle tasavvufi faaliyet yapan , yanmaz kefenler , o camiadan olunca sorgusuz cennete girecekler olduğunu iddia eden kişilere tepki göstermeyen gruplarda vebal altındadır.
***
Bunların sonu gelmemektedir bunların bazıları genel düzeyde ise de yerel düzeyde şarlatanların da haddi hesabı yoktur , gece eve sarhoş gelip sabaha bir rüyayla şeyh olan , abuk subuk kitaplar yazanımı arasın , kişilerin ölüp , öldükten sonra nasıl oluyorsa mühlet alıp geri dirildiğine , yerin 9 metre altını gördüğüne inananımı arasın , ne idüğü belirsiz bir yığın şarlatan cirit atmaktadır. Bunlardan bir çoğu para kazanmak maksadıyla üfürükçülük vs işleri de yapmaktadır. Merdiven altı bir yığın hocayım , şeyhim şuyum buyum diyen sahtekar cirit atmaktadır.
***
Diğer bir çok grupta da yozlaşma belirtileri görülmekte kiminin şatafatı , kiminin mensuplarının mal , mülk , makam sevgisi , kiminin kadrolaşmayla anılması , kiminin şunla bunla anılması gibi bir takım sorunlar vardır.
***
Evet ben hep tasavvuf gerekli diyorum ama bunları da görmek zorundayız , bu projelerin , bu sahtekarların , bu maşaların İslam’a , tasavvufa , cemaate , tarikata , ilme , irfana verdiği zararı göz ardı ediyoruz. İyiliği emretme , kötülükten men etme vazifesi vardır Müslümanların bu vazifeyi ihmal ederlerse ne olacağını hepimiz biliyoruz , fitne , fesat , ifsad yayılır. Birer mescid-i dırar haline gelmiş bu yapılarla mücadele usulünce şarttır. Bu işin tadı iyice kaçmıştır bundan ülkemiz , milletimiz , ümmet , Müslümanlar , sahih alim ve veliler , sahih yollar ve irfan medeniyetimiz ciddi zararlar görebilir. 19.07.2018
Mehmet Emin Başalp