HAFIZ ŞÜKRÜ BAĞRIAÇIK HOCA’NIN ARDINDAN

HAFIZ ŞÜKRÜ BAĞRIAÇIK HOCA’NIN ARDINDAN

Eski blog sayfamda 06.07.2013 tarihinde Başhafızlıkta 58.yıl adlı bir yazı yazmıştım , eski blog sayfası sonra teknik nedenlerle kapandığından eski yazıları bu yeni bloğa yüklemeyi düşünüyordum ama fırsat olmadı.Bugün Hafız Şükrü Bağrıaçık Hoca’nın vefatını öğrenince son derece üzüldüm zira kendisi ile tanışıklığımız vardı , hatıralarının bir miktar kaydını almıştım o yazıyı bugün artık yeniden paylaşmam gerekiyor.

Şükrü Bağrıaçık hocayla   az sayıda karşılaşmamıza rağmen o berrak hafızası kendini gösteriyor “ Doğanbeyliydin sen değil mi “ falan diyerek  karşılaştıklarımızda tanıyordu. Kendisi mütevazi , halim selim kişiliği tam bir beyefendiydi.Osmanlı –Konya ulemasının eğitim metotlarından süzülüp gelen ilmi vakuru taşıyordu .Maalesef son yıllarda din adamlarımızda görülen en büyük sorun  hafifliktir.Nazarlarından insanların etkilenmemesidir.Ciddiliğin , vakarın kaybolmasıdır.Şükrü Hoca’nın aynı zamanda eski Konya ilim adamlarına dair bir çok hatırası da bulunmaktaydı.Allah gani gani rahmet eylesin , mekanı cennet olsun.17.02.2017

 

aaa

                                                                              BAŞHAFIZLIK’TA 58.YIL

2013 yılında Kapu Camii , Mehmet Emin Başalp arşivi
2013 yılında Kapu Camii , Mehmet Emin Başalp arşivi

Kapu Camii Başhafızlığı’ndan bahsediyoruz Kapu Camii Başhafızı Hafız Şükrü Bağrıaçık hocamızla kendisi ,Kapu Camii ve Konyalı hocalar üzerine bir sohbet gerçekleştirdik,sağolsun anılarını bizimle paylaştı.Şükrü Bağrıaçık hoca gerçekten bir Konya değeri  anıları ile tanıdıkları ile adeta geçmişten günümüze bir köprü ,il müftümüzün kayınpederi,kesinlikle istifade edilmesi gereken mütevazi bir Konya Beyefendisi.

Kendisi Kapu Camii’nde bu yılla beraber başhafızlıkta 58.yıl diyor dile kolay muazzam bir gönül işi ve hizmet artık yaşının ilerlemesi nedeniyle kendisi okumuyor fakat diğer hafızları takip ediyor.Hocanın keskin bir hafızası var yıllar önce bir karşılaşmamızı diyaloglarla bile çok iyi hatırladı.

Hocaefendi kendisi Konya’nın merkez köylerinden eski ismi Ağrıs olan Sağlık kasabasından 1933 yılında dünyaya gelmiş ve resmi olarak 1947 yılında imamlığa başlıyor.

Hocaefendi Konya’da çok sayıda Camii’de imamlık yapıyor. Beraber Hafızlık duası edilen 3 arkadaşından kendisi ve Hasan Hüseyin Varol bu gün hayatta.Hafızlık duasını ağlayarak müftü Hacı Ali Efendi yapıyor.

Türkiye’nin din eğitimin yasak olduğu yıllarında o da Elif cüzü’nün dahi taşınmasının yasak olduğu dönemleri görüyor hatta müdahalede görüyor.

Anılarından bizimle paylaştıkları ;

Şükrü Bağrıaçık Hocamız esas eğitimini Şükrü Özaydın Hocaefendi’den alıyor ,” Hocam çok iyi bir hafız aynı zamanda bir muvakkitti ,güneşin doğuşunu ,batışını aletlerle tespit ederdi,Şükrü Özaydın Hocam Soyadı Kanunu çıktığında büyük dedesi Aydın ‘lı ,Yatağanlı olduğu için Özaydın soyadını almıştır.”

“Konya’da o zamanlar Sultan Selim Camii yanında bulunan Yusuf Ağa kütüphanesi yanında muvakkithane (saathane) vardı.Bütün Konya saatini orada ayar ederdi.Biri Alfranga biri Alturka iki saat bulunmaktaydı.Bende  muvakktihanede yatıp kalkardım.Şükrü Özaydın Hoca’da sabah namazı sonrası muvakkithaneye gelir ve talebe okuturdu.Öğleden sonra ise Konya’nın hocaları orada toplanırdı Kadıoğlu Beyşehirli Abdullah Efendi Hoca gibi , orada hocalara çayevinden çok çay çektim(getirip – götürdüm )  hepsi helali hoş olsun” diyor.

Hacı İsa Ruhi Bolay Hocaefendi’den kısa bir süre okumuş Bulgur Tekke Mescidinde “Konya’nın tek hafızlık yeri idi” diyor.

İlk imamlığa şimdilerde Kültürpark’ın olduğu yerde kalan ve bu gün olmayan Pinari Mahallesi’nin (Yıkık mahalle de deniyor ) kerpiç mescidinde 15 lira maaşla başlıyor.Hacıveyiszade Hocaefendi’nin evinin bitişiğinde bulunan camiide ve Tahtatepen Camii olmak üzere birçok camide imamlık yapıyor.

Sultan Selim ,Aziziye ve Alaaddin Camii’nde başhafızlık yapmasına rağmen “Kapu Camii’ne bir başladık bırakamadık , bu sene kısmetse başhafızlıkta 58.yıl “ diye ifade etti.

Şükrü Bağrıaçık Hoca Kapu camiinde kimleri görmemiş ki meşhur 54 yıl imamlığını yapan Hacı Haydar Efendi “ Çok otoriterdi ,kimse müsadesi olmadan besmele bile çekemezdi,hatta Kapu Camiine uzaktan gelirdim genelde öğle ikindi gelebiliyordum her seferinde bir daha gelmeyeceğim derdim zira Hacı haydar Efendi kıyamı çok uzatırdı ama heybetli muazzam bir hocaydı  ,Hacı Haydar Efendi döneminde bir kişi mukabele okurdu o da Derbentli Mustafa Efendi “ diyor.

“Hacı Haydar Efendi’nin vefatı ile yerine oğlu Zühtü (Ulukapı) Efendi geçti ,Hatimle teravih kıldırmak için Zühtü Efendi’nin 20 saat kadar çalıştığını duydum .Hatta o dönemin hocaları Zühtü Efendi 4-5 yıl sonra vefat edince tahammül edemedi erken vefat etti dediklerini işittim.Sonra Kapu Camii’nde Cemil Efendi ,Hasan Altun çok sayıda hocalar geldi “ diyor.

Yakın zamanda vefat eden Kapu Camii imamlarından Abdülbaki Hoca’nın cenaze töreninde yaşadığı bir anıyı paylaştı ,biz cenazeden sonra birkaç eski arkadaşla,meslektaşla konuşurken emekli bir diyanet mensubu dostu “ ne konuşursunuz Kapu Camii durduğu yerde duruyor ,kimler gelip geçmedi ki “ diyor.

“En çok cemaat Bülbül Hoca’nın vaazında olurdu  hem güldürür hem ağlatırdı.” ( Bülbül Hoca , hemşerimizdir , kapu camii kürsüsünde vaaz ederken vefat etmiştir )

“Tahir Büyükkörükçü Hoca’nın Konya Müftülüğü döneminde öğle mukabelesine 11’de namazdan önce başlardık Camii merdivenlere kadar dolardı,Tahir Hoca’nın 100 dakika vaaz ettiğini gördüm şimdiki vaazlar 20 dakika”

Hocaefendi ile sohbetimizde Kapu Camii’ne halkımızın burada peygamber metfun vb şeklinde rağbet gösterdiğini esasında bu camiinin eski Konya’nın merkezi olduğu bu nedenle çok sayıda kıymetli alim ve hocanın görev yaptığı bir camii olması hasebiyle önemli olduğunu belirtti ki bu hususa katılmamak mümkün değil.

Hocaefendi Yalvaçlı Hacı Ömer Efendi ile ilgili bir anısını da paylaştı “Hoca hastalanmış Safaköylü mederese arkadaşı bir hoca ziyaretine gidiyor ve hocayı ağlarken buluyor ,hocam niye ağlıyorsunuz İnşaAllah sağlık afiyet bulursunuz diyince hoca pencerenin kenarından bir kitap alıyor Merakıl Felah adlı fıkıh kitabı ,en basit kitap ,okuyorum okuyorum 2 kelime anlayamıyorum onun için ağlıyorum diyor”

Hocaefendi ile sohbetimizin sonuna gelirken Konyalılar yabancı Hocaları fazla büyütürler bir Hacıveyis Hoca’da okumuş Batmanzade Mustafa Efendi  gibisi var mı Konya çok alim yetiştirmiştir diyor ve İnşaAllah bu geleneğin devam edeceğini ifade ediyor.Hocaefendi’nin bu tespitine kesinlikle katılıyoruz Konya yetiştirdiği hoca ve alim kalitesi ile her zaman sağlam temel atmış bir merkezdir ,memlekettir.

Hafız Şükrü Bağrıaçık Hoca ‘dan Allah razı olsun ,bu senede Kapu Camii başhafızlığı’na devam edecek olup Cenab-ı Allah hayırlı,bereketli,sıhhatli uzun ömürler versin.06.07.2013

 

Mehmet Emin Başalp

 

 

 

Gubuzluk Üstüne – 4

IMG_5416

 

GUBUZLUK ÜSTÜNE – 4
Gubuzluk yazılarına biraz ara vermiştik devam edelim. Kim kime göre daha gubuzdur , hangi meslek diğerlerine göre daha gubuzdur , Konyalılar niye gubuzdur , biraz ciddi biraz mizah bu konulara değinelim.
Konyalılar niye gubuzdur çünkü Türk milleti övünmeyi sever daha doğrusu öğünmeyi. Övünmek gibi olmasın diye diye de kendini pek ala güzelce över.Bu övünme kişinin bizatihi kendini övmesi yani gubuzluk yapmasıdır. Konya , Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmış , eski Türk yerleşik kültür ve medeniyetinin en fazla korunmuş olduğu şehirlerden birisidir işte bu gubuzlukta oradan mirastır.Hani Dede Korkut hikayelerinde her sözün arasında geçer ya , katar katar develerim , koçlarım , atlarım , otağlarım diye o tip bir övünmedir hem ağırdan , ciddi , hem de çaktırmadan.
Efendim birde Konya’da meşhur bir ayrımımız vardır bizim dağlılar ve ovalılar. Lakin ayrışma dediysek sert bir toplumsal ayrışma olmayıp bu dağlı , ovalı çekişmesi , atışması artık biraz muhabbetinedir , bir birine laf giydirmenin aracı olmuştur şimdilerde.Muhabbet genelde memleketini söyleyince “dağlısın demek “ diye hafifçe müstehzi bir ifade takınan ovalılarla , ovalılara “ kulağı tozlu ovalılar “ diye saydıran dağlılar arasında gelişip gider. Şimdi dağlı kimdir ovalı kimdir az izah edip dağlı mı gubuzdur yoksa ovalı mı gubuzdur , cevaplayalım , neyse peşin peşin söyleyelim ovalı gubuzdur.
Gubuzluk biraz durağan ortam ister vakit ister , mal mülk biriktirmek ister , aceleye gelmez. Dağlıları yörük kökenli düşünürsek yörükler fevri , asabi dahası inattır , yerleşik hayatada geçse bir gün ansızın başka bir yere göçüverir evi , ocağı bırakıp. Ovalılar ise gubuzluk yapmaya daha fazla vakit ve imkan bulabilirler. Dağlılık ile ovalılık ayrımı dağlık coğrafyadaki kültür ile başta Konya şehir merkezi olmak üzere ovada gelişen kültürün farklılığıdır esasında. Yoksa bir eğitim vb gibi kriterlere dayanmaz. Nitekim dağlı bölgenin adamı eğitim konusunda tarihi anlamda da daha ileridir. Dağlılık biraz göstere göstere bazı yerlerde övünmeyse ovada bunun daha işlenmiş , oturmuş her alana yayılmış , rafine şekilde yapılmış halidir yani gubuzluk tanımına daha uygundur.
Hangi meslekler gubuzdur diye bir ayrımın tabiî ki karşılığı yoktur , her mesleğin içinde hangileri daha gubuz olur diye bir ayrım yapılabilir. Öyle eğitim kurumundan , mesleki bilgisinden falan gubuzluk çıkmaz ben Hacettepe mezunu doktorum daha gubuz olabilirim diye çabalamanın faydası yoktur. Esas gubuzluk pratisyen hekim olup da yılların profesörlerinin sözlerine itibar ettirmemektir , onların bir şeyden anlamadığını söyleyip kısaca kestirip atmaktır. Bu tip durumlarda izaha girilmez , az konuşup , ağır bir tavır takınmak gerekir.
İşadamı , sanayici falan ise de buradaki gubuzluk ta sözle olmaz , burada yaşantınla , halinle , hareketinle , kılığınla , kıyafetinle belli edeceksin gubuzluğunu , adından söz ettireceksin.
Öğretmen , hoca , avukat vb gibi mesleklerde isen çok konuşacaksın , atıp tutabilirsin , meseleyi uzatabilirsin , benden başka kimse konuşmasın diyebilirsin. Hele burada biraz diğer meslektaşlarına göre değişik tecrübe yaşadıysan artık önünde kimse duramaz. Misal yurt dışı göreve gitmiş imam , anlatırda anlatır. Bir dönem idarecilik yapmış öğretmen veya bir dönem siyasetle meşgul olmuş avukat falan artık ne tecrübesi biter , ne fikri , ne övünmesi. Bunun ileri versiyonları , emekli versiyonları vb artık dünyayı , insanı çözmüşlerdir.
Özel sektör çalışanıysan daha havalı olacaksın. İdareciysen hep kusur bulacaksın. Sosyal işlerle uğraşıyorsun geleni gideni ağırlayacaksın , arada hem yaptıklarını hem kendini anlatıp duracaksın. Bir yerde önemsiz bir görevin varsa burnundan kıl aldırmayacaksın. İşte böyle bir takım özelliklerin olursa o meslek içinde gubuz olan sen olursun.
Gazeteci gubuzluğu vardır birde buradaki gubuzlukta her şeyi , herkesi eleştirmek , fırsat kollamak ve ben demiştim demek üzerinedir , yazanı , konuşanı hepsinin yöntemi böyledir.
Zanaatkar gubuzluğu da tevazu üzerinden , kendini övdürmekten geçer.Aşçıymış , tamirciymiş , terziymiş vb aman ustam bu işi bi sen iyi yaparsın , yemeklerin harika olmuş vb dersin artık oda çay yerine kahve söyleyin abime falan der veya herkes bu işten 100 lira alıyor ben 80’ene yapıyorum falan der gubuzluğunu yapar.
Gelelim çiftçi gubuzluğuna , bunun gubuzluğu da borçlanmayla olur , övünecem diye borçla yeni traktör alır , biçer alır , inek alır , tana alır , borçtan kurtulmaz ama gubuzluğunu da yapar işte.
Gubuzluk böyle bir şeydir işte karı mı çoktur , zararı mı çoktur belirsizdir , masraflıdır , zordur ama keyif verir , müptela olan zor bırakır. İşin esası gubuzluk seni bırakıncaya kadar sen gubuzluğu bırakamazsın. Gubuzluk seni bıraktıktan sonra da devam edersen maskara olursun ,etmeyeceksin , yoksa arkandan hör hörü gitmiş tör törü kalmış der geçerler. 13.02.2017

Mehmet Emin Başalp

ABDÜLHAMİD HAN’I SAMİMİ SEVMEK

a.hamit

ABDÜLHAMİD HAN’I SAMİMİ SEVMEK

İkinci Abdülhamid Han’ı oldum olası samimi olarak severim. Abdülhamid Han’ın  Anadolu insanının gözünde ayrı bir değeri vardır bu biraz devlet adamlığı üstü bir konum olup içinde bir veli saygısı da barındırır. Bir İkinci Süleyman , Dördüncü Mustafa gibi tarih kitaplarının içinde değildir.Bu özellikten olsa gerek Sultan Abdülhamid hem döneminde hem de şimdilerde taraftarları ve karşıtları olan biri. Oldukça haksız , çirkin iftiralara uğradığı gibi samimiyetsiz övgülerin içerisinde de yer alıyor. Abdülhamid Han’ı samimi şekilde sevebilmek ve objektif olarak değerlendirebilmek mümkün olsa gerek diye düşünüyorum.

Abdülhamid Han’ın bugün vefat yıldönmümü , Allah rahmet eylesin , vefatından neredeyse 100 yıl sonra hala canlı şekilde gündem olmaya devam ediyorsa iz bırakmış bir idareci olduğu şüphesizdir. Abdülhamid Han devletin başına zor bir dönemde ani bir şekilde geçmiştir.Hem devletin dönüştürüldüğü reform çalışmalarına devam edeceksin hem de parçalanmaya yüz tutmuş imparatorluğu ayakta tutacaksın hem de eğitimden , ulaşıma vb bir çok alanda kalkınmaya çalışacaksın bunların hepsini bir arada çok fazlada tartışmaya yol açmadan gerçekleştirebilmek maharet ister.İkinci Abdülhamid Han bunu tarihçi İlber Ortaylı’nın ifade ettiği gibi “ Son İmparator “ bir imparator gibide gerçekleştirmeye çalışmış hem de şahsi uygulamaları ve yöntemleri ile bir bürokrat  gibi de  icraatların içinde bizzat yer almıştır.Sık sadrazam değiştirdiğini söyleyenlere esas sadrazamın kendisi olduğunu söylemesini bunu açıkça gösterir.

Abdülhamid Han atalarından miras bir saray geleneği içerisinde doğmuş ve yetişmiş olmakla beraber pek kendinden önceki padişahlara benzememektedir. Çalışkan , kafa yoran birisidir. Hanedan içerisinde  kendinden önce kimse yok sanırım  ticaret yapan ve bu sebeple paranın ne demek olduğunu kavramış birisidir , bu çok önemli bir husustur çünkü para ve piyasayı anlayan bir padişahın ülke idare etmesi harcamaların ne olacağı konusunda önemlidir. Kendi adını duyurma maksatlı masraflı saraylar ve döneminde devasa camiler yapılmamış kamu binalarına öncelik verilmiştir. Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahatinde bulunmuş  gittiği ülkeleri kalkınma üzerinden inceleme fırsatı bulmuş olması kalkınmacı bir anlayışa sahip olduğunu gösteriyor.Hicaz demiryolu inşası , yol , köprü ve sanayi tesisleri kurulmasına öncülük etmesi basite alınabilecek çalışmalar değildir. Aceleci , fevri  ve sert değildir , sağlamcı , tedbirli ve temkinlidir ,  hakkında çokça eleştirilerde bulunabilir ama öldürme vb gibi cezaları asla uygulamamıştır bu hususta oldukça merhametlidir şahsen bu yönünü hep takdir etmişimdir.Bu iyi ve iyiniyetli bir insan olduğuna delalettir.Eğitime önem vermiştir , hala döneminde yapılan okullar hizmet vermektedir.Kız çocukları için de okullar açılmış olup gerici olduğu şeklindeki ithamlar boş ve ideolojiktir.Dış politikada istihbarat ve diplomasinin önemini kavramış savaşmaktan ziyade ittifak , yakınlık vb başka türlü sorunları çözmenin yolunu aramıştır.Maalesef döneminde kendi iradesi dışında gerçekleşen 93 Harbi ülkeye çok hasar vermiş olup telafisi pek mümkün olamamıştır.İşin hülasası sağlamcı , düşünülen ve  ürkütmeden attığı adımlarla  hem iç hem dış politikada ülkeyi idare etmiştir.Bu idare etmiştir kelimesini hem bir idareci olarak idare etmiştir hem de konjoktürel anlamda idare etmiştir anlamında kullanıyorum çünkü kendi ifadesiyle “ Ali’nin külahını Veli’ye , Veli’nin külahını Ali’ye giydirmek “ suretiyle bir denge politikası üzerinden idare etmiştir.

Abdülhamid Han bir kurucu lider , bir yol açıcı , yöntem koyucu lider profili değildir.Bu gün bu özelliğinden öte tanımlanmaya kalkılması gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Abdülhamid Han’a yöneltilen eleştirilerden biri gerek sadarette gerek nezaretlerde pek ehil kimselerle çalışmadığı yönündedir bu özelliği bir denge ve kontrol politikasının sonucudur.33 sene saltanat sürüp kendinden önceki tanzimatçılar kadar dahi kendi dünya görüşünde kadro yetiştirilememiş olması onun kurucu veya  yol yöntem koyan bir lider olmadığının göstergesidir. Bu gün Abdülhamid Han’ı bir siyasi lider , bir kurucu lider , bir ideolojisi olan lider , döneminde kitleleri peşinden sürüklemiş bir lider gibi sunmak ve tanıtmak Abdülhamid Han’ı hiç tanımamaktır.

Abdülhamid Han döneminde uygulamalarıyla her kesim tarafından çokça eleştirilmiştir , sevilmemiştir. Döneminde yaşayan bir çok kimsenin hatıratında ve ifadesinde bu husus görülebilir. Bunun sebebi önemli ölçüde muhaliflerinin oluşturduğu  algı olsa da , sansür , sürgün uygulamasından , hafiye teşkilatına vb bir çok tedbirin çok sıkı uygulandığı uygulamalarında payı vardır. Döneminde esasında kimsenin yaşam tarzına müdahale etmediği halde muhaliflerinin yaygın bir algının etkisinde kaldıkları da açıkça  görülür.Halkın arasına karışmayarak ve halktan görüştüğü kimselerle de perde arkasından görüşmek suretiyle bu algıyı körüklediği ve hatta halkın biraz kendisinden korkmasını ve arada mesafe olmasını da istediği düşünülebilir. Bu husus öldürülmekten korktuğu için böyle yapıyor gibi bir algıya sebep olsa da bürokrasi üzerindeki otoritesine daha fazla etkili olmuştur denilebilir.Bu otorite çabası abartılmış mıdır , abartılmıştır , her şey döneminde değerlendirilmelidir , o dönem yaşayanların varlığını iddia ediyorlarsa yokmuş gibi değerlendirme yapılamaz.Fakat haddi aşmış iftiralarda dayanak alınamaz.

Abdülhamid Han’ın aleyhinde algıyı körükleyen esasında batılılar , başta Ermeniler olmak üzere ayrılıkçı azınlıklardır.Hiç bir padişah döneminde yaşanmadığı türden Avrupa’da karikatürlerle tahkir edilmiş “Kızıl Sultan “ diye anılmıştır.Bunlar alelade durumlar değildir.Rahatsız ettiği , sinir uçlarına dokunduğu çok önemli hususlar vardır. Bunlar bilhassa Ortadoğu coğrafyasında emperyal güçlerin istedikleri gibi at koşturmasına koyduğu takozlardır. Yoksa Avrupalıların derdi özgür basın falan değildir nedense şimdilerde de olduğu gibi. Avrupa devletlerinin Abdülhamid Han’ı sevmemeleri onun politikalarından rahatsız olduklarının açık göstergesidir.Maalesef bizim hariciyemizde batı hayranlığı hayranlık derecesini aştığından Abdülhamid Han’ın dış politikayı yönlendirmesi hiç işlerine gelmemiştir. Aslında bu dış etkiye nedense içimizdekilerde koşulsuz katılmışlardır.Maalesef terörize bir süikast girişimi olan bombalı saldırıyı “ ey şanlı avcı attın ama vuramadın “ gibi değerlendirmek ise artık ihanet boyutudur fakat diğer muhaliflerin de suskun kalması da manidardır. Abdülhamid Han baskıcıydı vb eleştirisi yapmak başka şeydir ülkeni küçük düşürmek başka şeydir denilebilir her ne sebeple olursa olsun  hiçbir durum bizi bu hale getirmemelidir.İbret alınacak bir durum varsa alınması gereken husus budur.

Değinmeden geçmek olmaz Abdülhamid Han’ın şüpheci , evhamlı bir kişilik yapısı vardır.Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi hadisesinden sonra  darbe korkusu yaşadığı inkar edilemez.Şüphe basiretin başıdır sözünü sık tekrarladığı ifade edilir bu husus belki çok konformist bir hayat yaşamasına engel olmuştur ama çalkantılı bir dönemde uzun ve sakin bir saltanat süreci yaşamasını sağlamıştır , bu istikrar dönemi de her açıdan milletin menfaatine olmuştur.Abdülhamid Han ecdadının aksine batı musıkisi sever , şiir yazmaz , beste yapmaz. Tiyatro , opera sever , marangozluk yapar.En ilginci polisiye hikayelere ilgisi vardır. Fotoğrafa da meraklıdır , ülkeyi gezmediğinden bir çok yerin fotoğrafını çektirmek suretiyle görmüştür.Polisiye  onun kişilerin simaları ve parmak şekillerinden suça meyilli olup olmadıklarını değerlendirmeye yöneltmiştir fotoğraf merakı da bunu sağlamıştır mahkumların fotoğraflarını çektirmiştir. Abdülhamid Han sağlığına da düşkündür.Hastalık korkusu vardır. Bu yönlerini de kendime benzetirim , heyecanı seven ama kendi adrenalinden uzak kalıyor.Bu günlerde pek değinilmeyen bir özelliği ama sigara da içer.

Sultan Abdülhamid Han denilince tabi Anadolu insanının gözünde onu yüceltmiş ve esasında bugün de anılmasına sebep olan özelliğinin Müslümanların gücünü toparlaması konusunda çalışmalarıdır.Abdülhamid Han Müslümanların sorunlarının farkındadır , diğer Müslüman topluluklarla irtibat sağlamaya , onlara alimler göndermeye gayret etmiştir.İttihad-ı İslam politikası bunun en açık göstergesidir. Alimleri korumuş ve dinlemiştir.Abdülhamid Han  dindardır. Temsil ettiği hilafet makamını hakkıyla temsil etmiştir.Netice de bu çalışmaları bugüne ışık tutabilecek niteliktedir.

Döneminde ilk anayasanın ilan edilmiş , ilk parlamento açılmış , seçimler yapılmışi bir çok önemli yenilikle ilk defa tanışılmıştır.Tüm bu uygulamalarına yönelik çok detaylı değerlendirmeler yapmak gerekir aldığı isabetli kararlar olduğu gibi muhakkak hatalı olanlarda vardır. Abdülhamid Han 33 yıllık saltanatının sonunda hakkında verilen hal kararı sonrası padişahlığı bırakmak zorunda kalmıştır.Ülkede kendi iktidarı dolayısıyla bir askeri çatışma çıkmasını istememiştir.Bugünün gözüyle keşke bırakmasaydı iktidarı da diyemeyiz.İttihatçıların kendisi hal edildikten sonra ise Selanik’e sürgüne göndermek , kimseyle görüştürmemek gibi uygulamaları ise bugün dahi insanı üzecek nitelikte davranışlardır.Aslında ne döneminde yakınındaki kadrosu samimiydi , ne düşmanları samimiydi , ne muhalifleri samimiydi. Tek samimi olanlar cenazesinin arkasından bize ekmeği şu kadar paraya bize eti bu kadar paraya yediren padişahımız bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz diyen halktan kadınlardı.

Şimdi gelelim bugüne gerçekten günümüzde samimi olarak hatta sloganik şekilde seveni de hayli çok.Bugün mezarından kalkıp bu sevgiyi görse herhalde çok şaşırırdı ama o şüpheci huyu nedeniyle sanırım oldukça da şüphelenirdi. Abdülhamid Han uzun yıllar basın , yayın ve tarihçilerin olumsuz değerlendirmelerine konu olmuş olmakla beraber son yıllarda doğal seyri içinde samimi ve objektif şekilde değerlendirilmeye başlanmıştı. Fakat bu sevgi ve değerlendirme bugün gerçeğinden  sapıyor.Buna hiç gerek yok. Hacca gitmek için tren yaptırdığı , gizlice hacca gittiği tvlerde anlatılıyor. Döneminde bir karış toprak kaybedilmemiştir şeklinde bir efsaneye inanılıyor.Dini anlamda abartılı ve uydurma menkıbelerle yüceltiliyor.Kendisine ait olmayan hatıratlardan geçilmiyor.Yüz sene sonrasını dahi planladığı şeklinde içi boş hamasi övgülere insan ne diyeceğini bilemiyor.Olduğundan farklı bir Abdülhamid Han portresi çiziliyor.Hakkında aslı astarı olmayan uydurmalar yumağının içinde kalıyor.Abdülhamid Han’a böylelikle iyilik etmiyoruz. Abdülhamid Han’ı böyle giderse hızlı tüketiriz yazık olur. Kendi uçuk fikirlerine ve hayali dünyalarına Abdülhamit Han’ı alet etmeye , istismar etmeye hele birde üzerinden para kazanmaya yeltenilmesin.Bu konuda iki kelam eden uyaran kişilere de Abdülhamid Han düşmanı gibi muamele edilmesin.

Hakkında çokça kitap çıksın sıkıcı değil halka da yönelik olsun , sadece belgeseli çekilmesin , dizilere ve filmlere de konu olsun , tanıtılsın , adı eğitim kurumlarına , yatırımlara verilsin ,ama gerçekliğe uyun olarak , samimiyetle ve ciddiyetle.Allah Abdülhamid Han’dan razı olsun.10.02.2017

 

Mehmet Emin Başalp

İslamcıların İmtihan Çetelesi

İMTİHAN ÇETELESİ TUTMAK

İslamcıların parayla imtihanı , islamcıların güçle imtihanı , islamcıların devletle imtihanı , islamcıların demokrasiyle imtihanı , islamcıların milliyetçilikle imtihanı , islamcıların mezhepçilikle imtihanı , islamcıların popüler kültürle imtihanı derken bu imtihan listesi şunla imtihan bunla imtihan diye uzar gidiyor imtihan çetelesi tutmakla günümüz geçiyor.

Dünya imtihan dünyası , Müslümanlar muhakkak imtihan olunacaklar amenna ama o kısım maalesef anlatılırken hep işin ahlak boyutunda vaz’ü nasihat kısmında kalınıyor. Oradaki imtihan Allah muhafaza eylesin sağlıkla imtihan , geçim zorluğuyla imtihan , ailevi sorunlarla imtihan , kaza , bela ve musibetlerle imtihan , itibarla imtihan gibi genelde başa gelen olumsuz hususlarla izah ediliriyor.
İslamcılık nedir ? İslamcı kimdir ? o sahaya girersek hayli uzun izahlar gerekebilir ama İslamcılık , siyasi , fikri , ekonomik , sosyal ve kültürel alanlarda İslami olan bir sistemi savunmaktadır , İslamcıda bunu savunan kimsedir. İyi kötü 100 yıldan fazla süredir bu görüş çeşitli fikir farklılıklarına rağmen dinamizmini yitirmeden devam ediyor. İslamcılar adı altında koca bir grup oluşturup bir takım olumsuz davranışları İslamcıların imtihanı , bir takım yeni fikirleri de İslamcılığın yozlaşması vb diye piyasaya sürmenin artık bir düşünülüp , taşınılıp değerlendirilmesi gerekiyor.Bende şahsen İslamcıların imtihanı fikrine inanıyordum ama toplumsal anlamda değerlendirince , gözlemleyince esasında böyle olmadığını fark ettim. İslamcılar koca bir topluluk olmuş.

İslamcıların parayla imtihanı meselesi misal , adam dindarmış , davadan , mücadeleden , ahlaktan bahsetmiş yıllarca , öğrenciliğinde örnek ve önder olmuş vb sonradan zengin olmuş , şimdi lüks içinde yaşıyormuş , hovardalık yapıyormuş , yok ailesi öne sürdüğü değerleri hiçe sayıyormuş uygun yaşamıyormuş vb. İşte İslamcılarda parayı görmüş bu hale gelmiş şöyle böyle. Bu adamı ele alalım görende yüzlerce yıllık medreseli , tekkeli herkesin eğitimli olduğu rafine bir aileden geliyor. Sanki etrafında Mehmet Akifler , Said Halim Paşalar , Babanzadeler vardı da devamlı beraber gezer tozar yer içer , konuşur görüşürdü. Sanki bu adamın ailesinden miras cilt cilt derinlikli bir kütüphanesi vardı da , İslamcılığın fikir babasıydı. Bu insan belki Anadolu’nun saf ve temiz , dindar ailelerinden geldi ama malumunuz her ailenin zaafları mutlaka vardır , geçmişlerine dair hiç mi hovardalık hikayesi yok yani bu ailede illaki var. Türkiye’de islamcılar taşra kökenli 10 kuşaktır şehir merkezlerinde yaşamış kaç aile var , herkesin üç beş kuşak ötesine git , köye çıkacaksın , bu köy kültürünün hiç mi tezahürü yok , tabiî ki var. İslamcılık adı altına diyelim gençliğinde fikirler öne sürdü , ahlaktan , davadan bahsetti , bunu diyelim hangi süreçte , kaç yılda öğrendi veya becerdi , iki konuşma dinlemekle , üç kitap okumakla değerlendirdik bu insan hayatın zorluklarıyla hiç mi karşılaşmadı. İslamcı dediğimiz ortalama Anadolu insanına öyle bir misyon yükledik ki bu kişiler neredeyse Gazali şarihi , Cevdet Paşa uzmanı , İslami finansın mucidi filan gibi gördük herhalde. Hayır , bu kişiler senin benim gibi kişiler , dindarlar , İslam dini doğrultusunda bir yaşam sürmek istiyorlar ve bir dünya görüşleri var ama bu niyet , azim ve çaba bir ömür boyu her sahada ilerleyerek sürerse, derinlemesine ilerleyebilirse , hale ve davranışa kamil manada sirayet edebilirse , mücadeleci ruhu devam ettirebilirse bu kişi o ideallerdeki İslamcıdır falan denilebilir yoksa diğer türlüsü insafsız bir dışlamaya yol açıyor.

İslamcılar , Türkiye’nin kendini en geliştirmiş ve dinamik kesimini teşkil etse de oldukça homojen , bilgili , zaaflarından arınmış , donanımlı kocaman bir grup değil. Bu şudur ; kişinin fikri derinliği ve seviyesi bir kriter değildir , müslümanları sevmesi , bir arada olma isteği yeterlidir. Yaşam şekli belli kırmızı çizgiler (içki , kumar , faiz vb ) haricinde olmalıdır fakat herkes için zahidane bir hayat kriteri de arayamayız.İslamcılık ve islamcılar tanımını artık yaşandığı sosyal çevrenin tavanı ile tabanı arasında uyumlu bir yere oturtmalıyız. İdeal İslamcılık fikrini öne sürmekle , her olumsuzlukta hayalkırıklığı yaşarız. Şunu da ifade edeyim dini , islamı istismar eden , nemalanan kişi asla İslamcı değildir bu ayrımı çok iyi yapmalıyız.Zulmeden İslamcı olamaz , haksız ve adaletsizliği şiar edinen İslamcı olamaz.

İslamcılığı günlük gelişmelerden , dış konjoktürden , değişen dünyadan da ayıramayız. Ülkede terör saldırıları arttıkça tabiî ki İslamcılığın milliyetçilikle imtihanından söz edilebilir çünkü milli duygular illaki ön plana çıkacaktır. Bölgemiz ülkelerinde çeşitli iç karışıklıklar ve vahşetler görüldükçe işin içinde farklı mezhep olgusu da varsa tabii olarak İslamcıların mezhepçilikle de imtihanı yaşanacaktır. Orta yol ise şudur , bizi bağlayan bağ İslamdır sözünden ve düsturundan vazgeçmemektir.Bizi bağlayan bağlar ırklardır , mezheplerdir , vesairedir gibi bir söyleme evrilme durumu ise esas İslamcılıktan kopmadır.
Bugün İslamcıların daha fazla okumaya , eğitime , bilgiye , düşünmeye , analize ve kritiğe ihtiyacı var ve bunu yaşamına uyarlaması gerekiyor muhakkak ama şuur ve ruh olmadan da olmuyor. İslamcılık toplumsal olursa anlam ifade ediyor. İslamcıların ortak idealleri doğrultusunda bir arada bulunmaya birlikteliğe , heyecana ihtiyacı var.İslamcıların arasında iletişimin , irtibatın kesilememesine , karşılıklı sohbete , dostluğa , muhabbete ihtiyacı var. İHL’ler açılırken bu millete önder olmuş Celalettin Öktem’in azmine , heyecanına ihtiyaç var.İHL okulu açmak için bir mütevelli heyetinde toplanmış o inşaata temel atmış güzel insanların birlikteliği gibi bir birlikteliğe ihtiyacımız var. Müslümanların derdini , davasını anlatan bir dergi çıkaranların heyecanı gibi bir heyecana , o dergiyi en ücra köşeye imkansızlıklar içinde taşımaya gayret edenin gayreti gibi bir gayrete ihtiyacımız var. Ne olursa olsun , zaafları da olsa , yetişmiş insanımıza ve değerlerimize , onları yeniden dinlemeye ihtiyacımız var. İslamcılığı içe kapatmakla , ayrıştırmakla , çaresizlikle , boşvermişlikle , heyecansızlıkla donuklukla sürdüremeyiz.

Başkalarının imtihanını bırakalım , imtihanı kazanıp kaybedenin çetelesini tutmakla bir yere varamayacağımız aşikar. Ümitsizliğe de düşemeyiz .Müslüman asla ümitsiz olmaz , çalışır çabalar , bu konuda çok kafa yoran Akif ;
“ Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar “ diyor.

Küçükte olsa , basitte olsa ” Emri bil mar’uf , nehyi anil münker ” davasından vazgeçemeyiz. Faizsiz bir ekonomik düzeni savunmaktan vazgeçemiyiz.Ahlak ve maneviyatı öteleyemeyiz. Dünya müslümanlarının mağduriyetini dillendirmek üzerimize borçtur. Bir işin ucundan tutma vazifemiz vardır. İslamcılığı sadece siyaset olarak göremeyiz , siyasetse bile olsa yaşamımızdan ayrı değildir.

Bir öğrenci imtihanı kaybetti diye okul mu kapanıyor , dersler mi iptal oluyor. Yeni öğrenci hep geliyor. İmtihanlara takılıp kalmaktan ziyade dersi anlatmaya devam etmeliyiz. 11.02.2017

Mehmet Emin Başalp