PARLAMENTER SİSTEMLE NASIL HÜKÜMET KURACAKSINIZ ?

Muhalefet tutturmuş parlamenter sisteme geçiş iyi geçildiğini farz edin nasıl hükümet kuracaklar merak ediyorum halkın önüne istatistiki gerçekliğini sunun ?

2018 genel seçim sonuçlarını ele alarak başlayalım ve ittifaklı sistem veya ittifaksız sistemden sonuçlara bakalım.

Akparti  % 42,56 ile 295 vekil çıkardı 1 vekil’de BBP olmak üzere normalde hükümeti kuramıyordu ittifaklı sistemde ama İyi Parti % 9,96 ‘da kaldığı için ittifaksız sistem olsa tek başına iktidara gelirdi bu son derece açık.

Şimdi 295 vekil Akparti , ittifaka binaen %11,10 ile 49 vekil çıkaran Mhp ile koalisyon kurulurdu diye düşünelim.

Mhp ile Akparti’nin koalisyon kurmadığını düşünelim ittifaklı sistemde Chp + Hdp + İyi parti + Mhp koalisyonu lazım 4 partili ve bir biriyle bir araya gelmesi mümkün olmayan partiler.Haydi Akparti biraz daha ittifaksız sistemde düşük oy alsa ve yine İyi Parti barajı geçemese bu sefer yine Chp , Hdp , Mhp koalisyonu gerekirdi. Bunu akıl mantık almıyor zaten bunu daha önce Türkiye 2015 seçimlerinde yaşadı.

Daha sonra istifa şu vb ile mecliste az sayıda sandalyeye sahip partiler kuruldu veya bazı partilere geçiş yapıldı ama onlarında bir belirleyiciliği yok şuan için.

Şimdi 2023’te parlamenter sisteme geçecekler ve mecliste güya 301 vekili sağlayacak bir hükümet kuracaklar ? Hadi parlamenter sisteme Chp ,Hdp , İyi Parti , Saadet , Deva , Gelecek bir çok parti birleşerek geçildi diyelim ama geçildikten sonra sağlıklı bir hükümet ancak Chp + İyi Parti koalisyonun sürdürülebilir olduğunu gösteriyor herhalde 6-7 partili koalisyon kuracak halleri yok  onun içinde Chp ve İyi Parti’nin , CHP’nin Anadolu’dan da oy almak suretiyle çünkü büyükşehirlerde oy artışı vekil sayısını çok artırmıyor %30-35 bandına , İyi parti’nin de en azından %15-%17 oy bandında oy alması gerekiyor.

Şimdi gelelim böyle bir seçim olsa Chp %35

İyi Parti %17

Hdp % 11  tabii Hdp , Chp’nin %35 oy aldığı bir seçimde %11 alamaz ya bu oy komple Chp’ye gitmesi lazım Hdp sıfırlanacak ya da Akparti’den Chp’ye %10 oy kayması lazım ki bu mümkün değil  , Hdp %11 oy aldığında Chp 30 üstünü göremez.

Chp’nin 25-27 bandını görmesi ile Chp , İyi Parti koalisyonu için iyi Parti’nin %20’leri geçmesi lazım geçtiği takdirde de vekil sayısı Chp’nin önüne geçebilir.O da ayrı denklem.

Chp % 27

İyi Parti % 23

Hdp % 11 aldı diyelim.

Toplam % 61 , küçük partilerde % 5 aldı diyelim % 66 geriye kaldı % 34  Akparti ve Mhp toplamda bu oyu alacak bugün Akparti’yi en kötü gösteren anketler  % 34-35 .

Velhasıl parlamenter sistem denilen şey kaos , bunu muhalefette biliyor Halep ordaysa arşın burada , bu muhalefet bu siyasi denklemle filan bir yere varamaz , hadi vardılar diyelim kuramadıkları hükümetlerle , istikrarsızlıkla mahvettikleri ekonomi ile kısa sürede seçime gitmek zorunda kalırlar halkta yeniden Akparti’yi %50’nin çok çok üstünde iktidara getirir.

Parlamenter sistem değil esas cumhurbaşkanlığı seçimi muhalefet için umut parlamenter sisteme geçeceğiz diye alenen yalan söylüyorlar.  Muhalefetin içinde zeki olanlar esas bunun peşinde.  Bu denklem daha seçimler yaklaştıkça çok kaynayacak onun için şimdiki tartışmalar bana göre boş burada esas kavga muhalefet içinde yaşanacak şimdi birlik olduklarına çok bakmamak lazım , iktidarda bence bu duruma göre pozisyon almalı .22.09.2021

 

Mehmet Emin Başalp

 

MEC YAD

esad coşan foto

Merhum Mahmud Es’ad Coşan Hoca’nın hicri doğum yıldönümlerinde anma geleneğine binaen yıldönümü yaklaşırken kendisini yad eylemek üzere bir yazı kaleme aldım.Daha önce selefi Mehmed Zahid Kotku Hoca ile gönül dostu alim olmak üzerinden yapmış olduğumuz nacizane yorumlamalar Mahmud Es’ad Coşan Hoca içinde geçerlidir.

Bazen çeşitli meslek gruplarında tanımlamalar yapılırken örneğin öğretmenlerin en çalışkanıydı , ne bileyim siyasetin delikanlısıydı gibi falan tanımlamalar yapılır muhtemelen oda sahasında camianın akademisyeniydi denilebilir , tasavvufi bir liderdi bunu ifade etmekten çekinmemiş biridir ve akademik ünvana sahipti belki öncesinde de vardır , günümüzde de vardır ama Es’ad Coşan Hoca bu vasfıyla döneminde dikkat çeken biriydi.Bu husustan niye bahsettim , dönem şartlarında 80 sonrası Türkiye’sinde , Türkiye’de hem bir askeri darbe olmuş bazı şeyler sıkı yönetiliyor baskılar var , bazı şeylerde de ülke ilk defa bu kadar dışa açılıyor , serbestleşiyordu. Bu iki hadiseden de din , alimler , tasavvufi , dini gruplar vb etkileniyorlardı. Çünkü geçmişte lokal kalan ve sınırlı imkanlara sahip olan gruplar serbestleşme imkanlarından yararlanıyorlar , görünür oluyorlar , görünürlüğün getirdiği tartışmalar vesaire derken bir taraftan da devletin politikalarına karşı bir duruş göstermeleri gerekiyor nitekim o dönemin en büyük tartışmaları başörtü yasakları  ve İslami olduğu öne sürülerek yasaklanan esasında son derece olağan faaliyetler.Böyle bir ortamda Mahmud Es’ad Coşan Hoca , adı İslam olan dergide hem dini , tasavvufi , politik , sosyal konularda yazılar yazmak suretiyle gündem belirliyor , belirlenen gündemleri yorumluyor , tepki verebiliyor , kendisine görüşü sorulabiliyor işte  akademisyenlikten , tasavvufi liderliğine hem ciddiyet katıyor hem de vizyon katıyordu denilebilir.

Mahmud Esad Coşan Hoca’nın hayatında da bir şey dikkatimi çeker esasında genç bir yaşta vefat etmiştir tasavvufi  liderliğini sürdürdüğü dönem ile vefat öncesi dönemle başlayan ve günümüzde de devam eden süreç hayli farklıdır. Geçmişte belki faaliyet ve söylemde bulunmak sıkıntılı olsa da ortamın huzurlu olduğu söylenebilir fakat vefatından sonra dini , tasavvufi tartışmalar ülkemizde hayli yoğunlaşmış , Sünnet karşıtlığı , modernistler , reformistler , dünyada meydana gelen yeni dini akımlar , Hadis tartışmaları , tefsir tartışmaları , alimler arası sosyal medya veya basın yoluyla tartışmalar , alimlerin üslupları konusunda tartışmalar , tasavvufun ve tarikatlarda meydana gelen yozlaşma veya bu alanlarda eleştiriler  , itikadi sapma ve kriminal olaylara bulaşan topluluklar vesaire derken tatsız ve huzursuz bir ortamın olduğu aşikar , merhum Hoca geçmişte görünür olduğu kadar bu tartışmaların içine girer veya yorumlar yapar , yazılar yazar mıydı yoksa kendince yeni bir yol mu tuttururdu bilemeyeceğiz tabii ki. ( Bu yorum Es’ad Coşan Hoca’nın yazar kimliğiyle yapmış olduğu çalışmalar içindir , tasavvufi yoluna ait değildir )

Mahmud Es’ad Coşan Hoca’nın bir özelliği de doğallığı kanaatimce doğal olmanın farklı görüntüleri var doğallığı belli bir kalıba sokmamak gerekir insanlara nasihat eden klasik tabirle irşad etmeye çalışan bir mürşidin doğal haline bakmak gerekiyor, akademisyen yani meslek olarak da üniversite hocası olan ders anlatmaya , bilgi üretmeye alışkın bir kişi , aynı zamanda tasavvufi geleneğin sohbet , nasihat özellikleri ile birlikte devamlı etrafına bu birikimi aktarmaya çalışmıştır.Şimdi ülkemizde bir çok insanın beklentisi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın toplumu irşad etmesidir ve 1980 öncesi Süleyman Ateş’le birlikte başlayarak akademisyen kökenli Diyanet İşleri Başkanları seçilmektedir.O günden bugüne toplumun bütününe hitap edebilmiş veya gönüllere girebilmiş başkan var mıdır ? bilmiyorum.Niye böyle diye bakılırsa hem kişisel olarak doğal davranamadıklarını , dini bir konuyu bile anlatırken doğal olamadıklarını görüyoruz. Oysa Es’ad Coşan bu doğallığı yakalamıştı , kendini kasmıyor , tek tip ve dar bir alana hapsetmiyor daha yenilikçi ve etkili metotlarla etrafına bu aktarımı yapabiliyordu. İslam ile ekonominin önemini de , siyasetin önemini de harmanlayabiliyor veya tarihi bir hadise diyelim İstanbul’un fethini insanlara yeni bir ufukla anlatabiliyordu. Döneminde ve bugün yaygın şekilde erbabı tarafından ve vatandaşlarımız tarafından kendisi takdir edilmekte ve rahmetle yad edilmektedir buna doğallığının başlıca etken olduğunu düşünüyorum.

Mahmud Es’ad Coşan Hoca’nın gerek akademik gerek diğer konularda yazmış olduğu veya derlenen yazılarından oluşan eserleri okumak gerekiyor , kendisinin sözlü ve görsel kayıtları ile ilgili de çalışmalar yapılıyor ve paylaşılıyor , sohbetleri radyodan yayınlanmaya devam ediyor bu doğal aktarımdan nasıl geçmişte istifade edildiyse günümüz insanı da bu müktesebattan istifade etmelidir. Bu kitap ve kayıtlardan olumsuz manada etkilenilebilecek herhangi bir husus yoktur olsa bugüne kadar bir çok tartışmaya ve itiraza konu olabilirdi. Yani sahih , temiz , duru , doğal bir kaynak. Mahmud Es’ad Coşan Hoca da vefatı ile artık tarihe intikal etmiş bir şahsiyettir fakat mirası değerli bir mirastır , harcanacak ve üstü kapatılacak değil aksine daha çok parlatılacak ve aktarılacak bir mirastır.

Yaklaşan hicri doğum yıldönümleri nedeniyle tekrar kendilerini rahmetle yad ediyorum. Allah rahmet eylesin. 13.09.2021

 

Mehmet Emin Başalp

ARAP NÜFUSU

arap haritası

Suriyeli mülteci sayısı konusunda bir haber okurken dikkatimi çekti ve bu konuda  ciddi istatistiki verilere sahip olmadığımdan sadece yorum yapmak suretiyle dikkatimi çeken bazı hususları paylaşmak istedim.

Arap Birliği denilen ülkeleri baz alarak Arap nüfusu üzerine biraz konuşmak istiyorum.Arap Birliğinde 22 ülke bulunuyor ama burada Afrika kıtasından Komorlar , Cibuti , Moritanya , Somali ve Sudan’da Arapça baskın veya resmi dil olmasına rağmen etnik olarak Arap değiller dahası bu ülke nüfusları siyahilerden oluşuyor.O nedenle bu ülkeler benim yazımın konusu ile doğrudan ilgili olmayacağı için bu ülkeleri dikkate almayacağım.

Arap ülkesi denilince iki ülke başı çeker biri Mısır biri Suudi Arabistan

Hepsi Müslüman olmasa da Mısır’ın 100 milyona yaklaşan bir nüfusu olduğu tahmin ediliyor ve Mısır nüfus liderliğini bırakmayacağı gibi bu nüfus daha da artacaktır.Mısır için nüfus bir avantajken Mısır acaba nasıl idare edilecektir ? Şimdi dünyanın en kalabalık ülkesi Çin , otokrat bir tek parti rejimi ile idare edilmekte fakat ekonomik refah günden güne artmaktadır oysa Mısır ekonomisi kötüye gitmektedir.

Suudi Arabistan dünyanın büyük ekonomilerindendir fakat onunda nüfusu 34 milyon civarındadır.Bu ekonomik güce rağmen nüfusunun nitelikli olmadığı bilinen bir vakıa , aslında insanlarda geniş bir ülke , refah , çok eşlilik , çok çocuk sahibi olmak gibi hususlar düşünüldüğünde daha kalabalık olması düşünülmesine rağmen nüfusu oldukça düşüktür.

Gelelim Suriye’ye Suriye , petrolü olmadığı için zengin bir Arap devleti değildi , geniş bir ülke de değildi fakat nüfusu son yıllarda hızla artmıştı çünkü 1994’te 13 milyon civarı olan ülkenin bugün nüfusunun 28 milyon olduğu bununda 7 milyonun iç savaş neticesi mülteci olduğu ifade ediliyor. Bunlar kaba ve tahmini  rakamlar bir ülke kısa bir sürede nüfusunu ikiye katladığı gibi neredeyse bununda 3’te 1’i mülteci durumunda , sormak istediğim soru şu altyapısı ve ekonomisi bitmiş zaten fakir ve kıt kaynakları olan bir ülkeye bu kadar yüksek bir nüfusu geri sığdırmak mümkün mü ? Bu nüfus , işsizlik , barınma gibi hadiseler düşünüldüğünde çok zor olduğu ve bu hususun büyük sosyal kaoslara sebebiyet vereceği açık. Dahası iç savaş olmasa bile Suriye artan nüfusunu acaba nasıl idare edecek ve nasıl bir ekonomi planlayacaktı ?

Suriye’den başka ülkelere geçmeden Lübna’a değinelim maalesef bu sun’i ülke hakkında basında tamamen iflas ettiği yönünde haberler var.Etnik, dini ve mezhebi çeşitliği olan 6-7 milyonluk bir ülke bu kadar ağır ekonomik sorun yaşayan bir ülke için bu nüfusunda idaresi giderek zorlaşmaktadır Lübnan halkı içinde göç ihtimali günden güne artmaktadır.

İsrail işgali altında bağımsız olmayan statüsü de facto bir Filistin devleti oranın nüfusu da sıkışmışlık içinde 5 milyon civarı , bu nüfusta büyük ekonomik sorunlarla boğuşuyor ve artıyor.Filistin nüfusunun göçünü kimse istemez çünkü İsrail ile mücadele silahlı olduğu kadar insan kaynağı istemekte ve demografinin değişmemesi gerekmemekte.

Filistin’in yanında yine sun’i ülkelerden herhangi bir doğal kaynağı da olmayan dış desteklerle ayakta duran 10 milyonu aşan nüfusuyla Ürdün var.Ürdün ekonomisi de kötüye gitmektedir zira bu ülkelerde gelişim olmadığı gibi nüfus artışı da vardır.

Gelelim talihsiz bir ülkeye Irak , zengin petrol kaynaklarına rağmen yaşadığı savaşlar nedeniyle tarumar olmuş bir ülkedir Irak , ekonomisi , siyasi yapısı istikrarsızlık içinde Irak nispeten Arap coğrafyasının kuzeyinde ki en büyük ülke Irak nüfusu da 4o milyonu buldu nüfusun iki katına çıkması son 20 yılda yani neredeyse işgalden sonra bu artışlar bu ülkeler için büyük sayılar ve oranlar ve gelişmeyen Irak ekonomisi ile birlikte ülkeyi sosyal çalkantılara sürüklemektedir.Irak’tan da Avrupa’ya düzensiz göçmen denilen göçler yaşanmakta.

Birde körfez ülkeleri denilen zengin emirlikler var bunlar Kuveyt , Bahreyn , Katar , Birleşik Arap Emirlikleri , Bahreyn 1,5 milyon , Katar 2,5 milyon , BAE 9 milyon civarı , Kuveyt 4 milyon civarı bu nüfuslarda göçmen nüfuslarda dahil olabilir belki ama zengin ülkeler oldukları için bu nüfusun ülkede bir sorunu yok , kimse gitmek istemeyeceği gibi çoğu insan bu ülkelere gitmek istemektedir.

Suudi Arabistan’ın güneyinde 2 ülke bulunur biri nispeten huzurlu bir ülke olan Umman diğer ise sorunlar yaşayan Yemen , yemen büyük ekonomik zorluklarla , iç savaşla ve iç göçle karşı karşıyadır bu ülke nüfusu da 30 milyona yaklaşmaktadır , aslında bu ülke Suudi Arabistan ile birleşse daha sükunetli bir hale gelebilir denilebilir ama buna ne engeldir nüfusu ? Çünkü neredeyse Suud nüfusuna denk bir ülkenin Suud’a katılımı Suud ekonomisini etkilemese de Suud iç demografisini alt üst eder. Yemen bu nüfusuyla nasıl yaşayacak ? Bu husus ilerisi için önemli bir sorun.

Umman geniş bir ülke ama nüfusu 4,5 milyon civarında nispeten huzuru da nüfusunun düşüklüğüne bağlı zira Yemen ile en büyük farkları bana göre nüfusları.

Mısır’ın batısında ki ülkelere gelirsek iyi gelirlere sahip bir ülke iken iç çatışmalarla perişan olan bir ülke var Libya , Libya düşük bir nüfusa sahip 6-7 milyon arası , bu nüfus birde belli şehirlere toplandığı için ülke garip bir tutunamama sorunu yaşıyor.Libya’nın siyasi birliği son derece önemli olmakla birlikte Libya artık dış desteklerle siyaset yapabilen ve yaşayabilen bir ülke konumuna evrilmiştir. Libya’da bu huzursuzluklar nedeniyle Avrupa’ya göç vermektedir.

Libya’nın batısında tabi Afrika’nın en geniş ülkelerinden ama Sahra Çölü’de bulur Cezayir var. Cezayir nüfusu da 45 milyona dayanmıştır.Cezayir ekonomisi de kötüye gitmektedir. Bu artış hızı yüksek nüfus ile ekonomik gelişmeme Cezayir içinde göç ve iç karışıklık demektedir.

Tunus ise Libya ve Cezayir arasında 11 milyon nüfusa sahip Tunus nüfusu yavaş artan bir ülke nispeten siyasi durumu da daha sakin bir ülke ekonomisi büyük krizler yaşamazsa diğer komşu ülkelerinin yaşadığı sorunları pek yaşayacak bir ülke değil.

Ve son ülkemiz Fas , nüfusu 37 milyon kadar Cezayir’e göre daha zengin , siyasi olarak daha istikrarlı Fas nüfusu da hızla artmıyor bu nedenle oda Tunus gibi ekonomisi çok problem yaşamazsa komşu ülkelerin sorunu yaşamaz.

Netice olarak nüfusu fazla olan Afrika’da Mısır ve Cezayir yaşadığı ekonomik zorluklarla ve artan nüfus ile hem siyasi olarak zordadır.Mısır , Cezayir ve Libya’dan dışarıya göç ihtimali yüksektir.

Arap coğrafyasının kuzeyi aslında nüfusları en fazla artan ülkeler olarak Suriye , Lübnan ve Irak yaşadıkları sadece ekonomik değil , iç ve dışa savaşlar nedeniyle belirsizliğe sürüklenmektedir.Bu ülkelerden ileride hızla nüfus çıkışı olması çok yüksektir ve nitekim mevcut görüntü de bunu göstermektedir.

Ürdün  sorun yaşasa da göç verecek gibi durmamaktadır. Arap coğrafyasında en sorunlu Suriye’den sonra ikinci ülke Yemen’dir. Yemen yüksek nüfusu ve çöküş yaşaması ile bulunduğu konum itibariyle büyük zorluk yaşamaktadır , siyaseten bu konuyu nasıl aşarlar , göç verir mi ? belirsiz. Fakat Yemen’in daha patlayacak bir bomba gibi belirsizliğe sürüklendiği açık.

Gördüğüm kadarıyla Arap coğrafyasında huzur ve siyasi istikrar sağlanamaz , iç çatışmalar devam ederse Avrupa’ya bir göç akını olacağı açık bu hususu bölge ülkelerini kaosa sürükleyen batılı ülkelerinde payı büyük fakat burada da bir farklılık var.

Şimdi İngiltere bu bölgeleri tarihte dizayn etmiş  , sömürmüş ve etkisi yüksek bir ülke fakat bu göç İngiltere’ye pek yönelemiyor. Bu bölgede etkisi daha zayıf olan başta Almanya , İtalya , Fransa ile daha küçük ülkeler Hollanda , Belçika , Avusturya ve İskandinavlara yönelik.Bu göç giderek Almanya , İtalya ve Fransa’yı tehdit etmektedir.Bu ülkeler tahminim giderek İngiltere’ye tavır alacaktır.

Bölgeyi mahveden , işgal eden diğer ülke ise ABD bu göç Abd’ye de gitmemektedir.Yine Kara Avrupası ile ABD ve bölgenin çıban başı terör ülkesi İsrail karşı karşıya gelebilir.

Bölgede yine etkisi olan ama göçün yönelmediği diğer büyük ülke Rusya.

Bölgede şuan göçten etkilenen ülke Türkiye Suriye iç savaşı ve etraftan gelen göçmenler ya Türkiye’ye gelmekte ya geçiş ülkesi olarak gelmekteler.İran ise Arap coğrafyasına komşu ama tarihsel husumet nedeniyle Arap göçü yaşanmayan bir ülke tabii mezhepsel özellikleri nedeniyle de bu göç oraya yönelmez.İran Afgan göçü için ise transit bir ülke olarak yer alıyor.

Burada batılı ülkelerin düşünmesi gereken şeyler var , Arap coğrafyasından ellerini çekmeleri bu ülkelerin boğazını sıkmayı bırakmaları , ekonomik olarak önlerinin açılması gerekiyor aksi halde artan nüfusla huzursuzluk yaşayan bu ülkelerden göçü durdurmak mümkün olmayacak bundan en fazla etkilenen de herhalde Kara Avrupası ülkeleri olacak.

Türkiye bu Arap nüfusu artışından ve göçünden nasıl etkilenir ? Görüldüğü kadarıyla hayli etkileneceği açık bu ülkeler Türkiye ile beraber çalışmak zorundalar , Türkiye ile dostane ve ticari yönden birliktelik içinde olmazlarsa ekonomileri daha berbat olacaktır bu konuda Irak ve Mısır’ın daha fazla kapris yapması mümkün değildir , Libya Türkiye destekli bir ülke olmalıdır. Kızıldeniz ticaretinde Türkiye oyuncu olmalıdır. Bölge ülkeleri ekonomik anlamda Türkiye ile iletişimleri iyi olduğu takdirde ekonomik toparlanma geçirebilirler buda bizi göç konusunda rahatlatır. Suriye ise yorum yapılması neredeyse mümkün olmayan bir ülke.

Göç Türkiye’yi sıkıştırırsa bu Almanya’yı , Fransa’yı ,İtalya’yı da etkileyecek bir gelişmedir onlarda hesaplarını Türkiye ile değil ABD, İsrail ,İngiltere ve Rusya ile görmek zorundalar. 08.09.2021

 

Mehmet Emin Başalp

 

MZK YAD

zahid kotku

Orası neresi burası “Arkadaşlık pekey demekle kaim “ diyen adam.

Cahit Zarifoğlu merhumum “Orası Neresi Burası Bir Adam “ şiirinden mülhem gönül dostu , alim Mehmed Zahid Kotku Hocamızın doğumlarının hicri 128.yılı yaklaştığından yad eylemek üzere birkaç şey karaladım.

Hicri 1 Safer , Miladi 8 Eylül Çarşamba , vefatından yaklaşık 41 yıl geçti , pek eski sayılmaz yukarıda zikrettiğimiz şiirde yine bir ifade var “ resmi çekilen nehir “ evet kuvvetli bir kaynaklardan beslenen bir nehirdi , resmi , hatıraları , sesi çekilmişti ve neyi miras bırakmıştı bize Zahid Kotku ? Anlattıkları , tavsiyeleri herkesçe malum olan Allah’ın emir ve yasakları , Peygamber Efendimiz’in sünneti , güzel ahlak tavsiyesi ama onları yeniden hatırlatarak , bilmeyene öğreterek ve tabii ki gönüllere girerek yaptı. Gönle girmek önemli  , gönle hitap etmek önemli pekey demek zaten gönüllü olur cebren pekey desen ne kıymeti var.İşte Zahid Kotku’nun mirası da bu gönül bağı , bugün gönül bağımız kuvvetli ise görmesekte hala müşarünileyhle yakınızdır , bağımız vardır diyebiliriz.

gördük ki ,mekan değildir zamandır önemli olan
ve lakin o da değildir eylemdir önemli olan
ve dahi o değildir kalp olmadıkça.
-cahit zarifoğlu-

Merhum Cahit Bey yine çok güzel temas etmiş kalp/gönül olmadıkça zaman , mekan , eylem ifade etmez işte Zahid Kotku Hocamız’ın kitabını okusak , İskenderpaşa’ya gidip burada imamlık yapardı , vaaz ederdi diye anlatsan , görsen , tavsiyesi diye bir şeyler yapmaya kalksan gönülden yapmazsan bir anlamı yok , bir gönle aktarmazsan yine anlamı yok.

Gönül dostu alim bu bir edebi tanımlama değil ki biraz düşünelim hocamız gönlümüzün dostu mu ? dostuysa sevinin ya hu , iyi bir dost bulmuşsunuz ama dostumuz dünyasını değiştirmiş demeyin alim ölse bile diridir.Esas etrafımızda yaşayan ölüler var dost diye geçinen onlar nereye hitap ederler cevabı herkes pek ala bilir nefse hitap eder bu ayrımda böyle keskindir.

Gönül dostu , alim Mehmed Zahid Kotku’nun bu Hicri 1443 yılı yad günleri vesilesiyle gönülden bir dostluk kurmaya niyetlenip , gönlümüzce eserlerini okuyup , tavsiyelerini dinleyip biraz iyi bir insan olma yolunda mesafe kat edebiliriz zira tecrübeyle sabittir diye bir şey var , merhumun takipçilerinden iyi Müslümanlar , ahlaklı Müslümanlar , istikamet sahibi insanlar , insanlığa faydası olan insanlar çıkmış sende takip edersen illa ki nasiplenirsin , nasiplenenlerden olalım.Allah rahmet eylesin , razı olsun. Amin. 03.09.2021

Mehmet Emin Başalp

KALKINMA HEVESİ

 

SİHA

Sosyal medyanın milletimizin kalkınma hevesine ket vurmasından illallah geldi. Türkiye mühendisini kaybetti yok Almanya kargocu kazandı vb gibi ifadeler.Ülkede şartların zorlaştığı , ekonomik şikayetlenmenin arttığı bir çok ifade görüyoruz. Ben şunu demiyorum tabii ekonomide sorun varsa sorun var denir , enflasyondan dövize , bütçeye , hayat pahalılığına , zamlara , ekonomik küçülmelere vesaire her türlü yorum yapılabilir fakat ülkemizin kalkınma hevesini yok edecek algılarla konuşmamalıyız.

Cumhuriyetten önce ülkemiz geri kalmıştı , cumhuriyet ile bir anda gelişti gibi bir iddia da değilim fakat cumhuriyetin kurulması ile yıpratıcı büyük savaşlardan kurtulmamız ile kalkınma isteğimiz arttı , halkımızın hedefi kalkınma oldu , siyasetin hedefi kalkınma oldu. Cumhuriyet kurulalı daha 100 yıl olmadı bunlar kısa süreler , cumhuriyet kurulduğunda bu ülkede ciddi bir sanayileşme yoktu , çoğu yerde ibtidai usulde tarım yapan ve geçinemeyen insanlar vardı.Kıyafet , ayakkabı dahi o yıllarda halkımız için lükstü ve yoktu.Bunlar anı kitaplarında okunabilir yahut aile büyüklerinden dinlenebilir.Yıllar içerisinde ülkede sermaye birikimin yaşanması ve kalkınma hamlesi ile sanayi ve ticari yatırımlar yapılmıştır.

1950’lerde kalkınma hamlesi hızlanmış, yollar köprüler yapımıza başlanmış , artık halkımızın kıyafet , ayakkabı yokluğu gibi sorunları azalmıştır.Artık elektrik , araba gibi ihtiyaçları artmış ve ülkemizde de halkımız didinip , çalışıp kendini kalkındırmaya uğraşmıştır.Bu yıllarda köylerden şehre göçlerin artması ile de , şehre gelen insanımız , ev , bark yapmaya , çalışmaya , para biriktirmeye , çocuğunu okutmaya ve bir şekilde refahını artırmaya odaklanmıştır. Nitekim Türkiye artık 60’lı yıllardan sonra yaygın elektrik , barajlar , üniversiteler , fabrikalar gibi kalkınma hamleleri artıyordu.İlk boğaza köprü inşaatımız  başlama yılı 1970’tir bu kadar kısa bir sürede bu aşamaya gelmek başarıdır artık bugün ülkemizde neredeyse bütün deniz yollarımız üzerinde Çanakkale Köprüsü’nün de bitmesi ile kara geçiş sorunumuz kalmayacak.

Çok detaya girmiyorum 1980’lerden sonra yeniden hızlanan kalkınma ile bu sefer daha çok sanayi , teknoloji , basın yayın , finans gibi hususlarda Türkiye hızla kalkınmıştır.Halkımızın ihtiyaç ve talepleri değişmiştir.

Tabii şunu ifade edeyim Türkiye bu kalkınma macerası içerisinde askeri darbeler , ara rejim hükümetleri , ambargo , siyasi istikrarsızlık , yüksek enflasyon , bütçe açıkları , öğrenci olayları , büyük grevler vb gibi hadiselerde yaşamaktadır.

80’li ve 90’lı yıllarda Türkiye’nin kalkınma hızını maalesef artan terör belası baltalamıştır.Bu yıllarda da yine ekonomik sorunlara rağmen sanayi ve ticari kalkınma hamleleri yapılıyordu , şehirleşme de , belediyecilikte gelişmeler oluyor , şehirlerimize metrodur , doğalgazdır döşeniyordu.Bilgisayar , cep telefonu gibi teknolojik aletler halkımız ediniyordu.

Siyasetçi ismi vermediğim için hiçbir siyasetçinin ismini vermeyeceğim ama köyünü kalkındırmak için çırpınan muhtardan , beldelerini geliştirmek için nice başarılıları vardır belde belediye başkanları , esnaf, sanayi , ticaret odası başkan ve üyeleri , yerel siyasetçiler , belediye başkanları , milletvekilleri , bakanlar ve başbakanlar ile cumhurbaşkanlarını rahmetle anıyorum. Esnafı , sanayicisi , çiftçisi , çalışanı tüm emek verenleri rahmetle ,minnetle anıyorum.Halkımız kimin taş üstüne taş koyduğunu gayet iyi biliyor. Öyle belediye başkanı var ki şehirde hala şunları o yaptı deniyor , ne başbakanlar var yol yaptı , baraj yaptı deniyor.Öyle sanayici var ki , istihdam oluşturup memleketini kalkındırıyor.

Bugün ülkemiz artık çok daha büyük kalkınma hedefleri içerisindedir , ülkemizde çok geç kaldığımız nükleer santral inşaatları devam etmektedir.Savunma sanayide gelişmemiz ile hem terör belasını defettik hem de ülkemizi güçlendirdik. Havayolu taşımacılığı arttı , hızlı tren hatları inşa ediyoruz. Denizlerimizde doğalgaz , petrol keşfediyoruz. Yurt dışında bir çok inşaat faaliyeti yürüten müteahhitimiz var. Netice de ihracatımız artmış , ekonomik büyüklüklerde geçmişe nazaran ülkemiz sınıf atlamıştır.

Bakınız bu yazıyı niye yazıyorum , tek şeritli yollarda giderken ah şuralar çift şeritli olsa derdik , şuralara viyadükler yapılsa derdik , daha 30 sene evvel mahallesi toz toprak içinde olan yerlerde artık kaliteli asfalt ve kaldırım var , soba yakan azalıyor benim yaşım 37 , ben soba ve banyo sobasını çilesinden kurtulalı çok uzun olmamıştır 10-15 yıl arası tam hatırlayamadım bunlar insan hayatı için kısa süreler. Hep bir hedefimiz isteğimiz hem şahsi refahımız artsın ama ülkemizde kalkınsın isteği ve hevesiydi.Hala bu heves içindeyiz yerli otomobili duyduk mu heyecanlanıyor , bir tesis , fabrika açıldığında seviniyoruz. Hala kalkınma vaadi , hevesi ve projesi olan siyasetçileri destekliyoruz.

Ülke bitti , battık , ülkeyi mülteciler bastı , kendi ülkemizde yabancı olduk , ülkede gelecek görmüyorum , terk ediyorum vs gibi ülkemizi , halkımızı , kendi memleketini tahkir ederek sosyal medya da çokta gerçekçi olmayan , gençlerimize umutsuzluk aşılayan ve maalesef son yıllarda çalışmadan , didinmeden fazla komformist hedeflere yöneltilen gençlerimizi etkileyen insanların esas hedefi kalkınma hevesimizi düşürmek.

Gençler için karşılıksız yüksek meblağlarda burslar verelim , eğitim olanaklarını artıralım lakin gençlerde dört elle sarılacak ülkesi için katma değer üretecek , ücretsiz şekilde destekle geçinmek gibi bir anlayış olamaz.

Ülke beton oldu yaygarası ile sözde çevrecilik algısı ile ülkemizin kalkınma hevesini söndürmeye niyetli fıtratı bozuk küresel şebekelerin borazanlarını dinlemeyelim.

Kadına yönelik şiddet , cinsel yönelimler , cinsel özgürlükler gibi insanları sadece boş boş konuşturmak ve sosyal çatışmayı artırıcı şeylerle zaman kaybedip kalkınma hevesimiz sönmesin. Bizim ülkemizin , gerçek vatanperveri kalkınmacıdır. Yani genelde miskinlikle suçlanan sufi grupların bile başları kalkınmacıdır ve kalkınma teşviği vardır.

Kalkınma olacak diye biz her türlü ahlaki anlayıştan vaz geçecek değiliz, kapitalist sistem ile hakkın ve işçinin sömürülmesine , doğal kaynaklarımızın bilinçsizce ve ucuza çar çur edilmesine itiraz edeceğiz lakin ülkede kalkınma hevesini yok edip sosyal huzursuzluk salgını oluşturmak isteyenlere set olmak zorundayız.

Başta dediğimi yine diyorum ekonomik eleştiriler , teklifler ayrı konu kalkınma hevesimizi yok edecek , ülkemizi tahkir edecek , insanımıza umutsuzluk aşılayan belli şebekelerce fonlanan algıların peşinden gitmek ayrıdır.

Bir insanın zihni , ruhu , gayriahlaki sözden , görüntüden hastalanır , her gün dezanformasyona maruz kaldığı ekonomik eleştirilerde insanda ülkesine karşı güvensizlik oluşturur. Bundan uzak duralım.kalkınma hevesimizi yüksek tutalım.26.08.2021

Mehmet Emin Başalp

ESKİ PARTİLER , YENİ PARTİLER

anket grafik

 

ESKİ PARTİLER , YENİ PARTİLER

Türkiye’de siyasal yaşamda mevcut ve aktif siyaset yapan partilere bir göz atma ihtiyacı hissettim.Şu aralar sıklıkla yeni partilerde kuruluyor , eski partiler ne diyor veya ne yapıyor ?  yeni partiler ne diyor veya ne yapar ? meseleye biraz geniş  ölçekli bakıldığında ben daha değişik sonuçlara ulaştım dahası bu hususları kısaca sıralayacağım.

İktidar partisini en son değerlendireceğim.

Eski Partiler ;

1-En eski parti olarak ve şuan  öyle bir kavramda kalmadı ama , ana muhalefet görevi gören  CHP var , CHP ne yapıyor deniyorsa muhalefeti koordine etme gibi bir misyon yüklenmiş durumda ve aynı zamanda son yerel seçimde büyükşehir belediyeleri noktasında bir başarı kazandığından genelde bu büyükşehir belediyelerinin yaptıkları veya yapmadıkları noktasında gündem oluyor. Kendini sosyal demokrat bir parti olarak tanımladığı için bu yönde gündemde olan bir politika ve projesi de var mı ? denilirse söz ettiren bir projesi görülmüyor. CHP’nin son yıllarda avantajı , geçmişe nazaran diğer sol partilerle rekabette artık öne geçmiş durumda olması ve pek oy kaptırmaması olduğu söylenebilir.

2-Diğer eski partilerden biri de yine mecliste temsil edilen MHP , MHP , Cumhur ittifakı ortağı olarak hükümette temsil edilmese de hükümet politikalarını etkileme gücüne sahip durumda zaman zaman şaşırtıcı çıkışları ile bilinen bir parti.Ülkedeki milliyetçi sağın en köklü partisi olarak genelde icraatçı veya kitle partisi olma yönünde politikaları olmadığından geçmişiyle uygun bir siyasi çizgide gittiği düşünülebilir. Milliyetçi tabanda yeni kurulan partilerle rekabetin artması gibi bir durumla karşı karşıyalar denilebilir.

3-TBMM’de temsil edilen eski partilerden ve Cumhur İttifakı içerisinde yer alan BBP bulunmaktadır.BBP malum olduğu üzere MHP’den Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının kopması ile kurulmuş sempatisi halk nezdinde yüksek lakin uzun yıllar mecliste temsil ve oy oranı noktasında başarısı düşük olmuş bir parti.Son seçimde genel başkanları mecliste temsil ediliyor , Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı ile karizmatik liderlik dönemini kapatmış haldeler , BBP yüksek oy alıp oyu azalmış bir parti gibi krizler yaşama riskinden uzak fakat az oy ile siyasi etkinlik becerisini nasıl kullanabilecekleri konusu ilerisi için bilinmezlik oluşturuyor denilebilir.

4-Mecliste 2 milletvekili ile Demokrat Parti’de temsil ediliyor , Demokrat Parti , Menderes’li Demokrat Parti’nin Adalet Partisi’nin , Doğruyol Partisi’nin ve yine birleşme olduğu için Anavatan Partisi’nin siyasi mirasçısı olduğunu ifade ediyor.Tabii bu partiler uzun yıllar iktidarda kalmış , ülkeyi şekillendirmiş önemli kitle partileridir. Fakat ifade ettiğim gibi kitle partisidir.Kitle partisi büyük olmak zorundadır , merkez sağ , liberal ekonomi ve kısmen muhafazakarlığı benimseyen bir partinin tam oy oranı da bilinmemekle birlikte az oy alması siyasi geleceğine dair sürdürülebilirlik problemi oluşturuyor denebilir.

5-Bir eski parti ise tabii Milli Görüş Hareketi olarak daha eskiye dayanmakla birlikte son partileri olan Saadet Partisi , Saadet Partisi uzun aradan sonra ilk defa mecliste temsil ediliyor , Saadet Partisi , başarı ve başarısızlık kriterleri üzerinden sıkça iç tartışma yaşamaktadır , Necmettin Erbakan öncesi  veya vefatı sonrası genel başkanlık değişimleri yaşasa da parti büyüyememe sorunu çözemedi.Saadet Partisi’nin teşkilatlı yapısı avantaj olarak değerlendirilebilir fakat iktidar partisine sert eleştiriler yönetmesine rağmen  aralarında oy gecişkenliği yaşanmadı. Saadet Partisi oyunu artırmayı ve siyasette etkili olmayı istemektedir.Saadet Partisi köken itibariyle ülkede İslamcı siyasetin partisi olma iddiası ile Millet İttifakına katılması gibi eleştiriler yer almaktadır.

6-Yeni bir parti olmasına rağmen geçmişine nazaran eski bir siyasi parti olduğunu düşündüren mecliste temsil edilen bir diğer parti HDP’dir.HDP , geçmişteki benzer partilere nazaran Kürt etnik siyasetinin en başarılı olmuş yani en çok oyu almış partisidir.Partinin diğer sol fraksiyonlar yanında değişik kesimlerden temsilcilerle ilginç bir yapısı vardır. Hakkında kapatma davası açılmıştır.HDP’nin siyasi arenada gündemde PKK ile bağı hususu her zaman tartışma konusudur.HDP açısından mecliste temsil açısından problem görülmemekle birlikte , siyasette nasıl bir belirleyiciliği olacağı konusu açık değildir. Aldığı önemli oy cumhurbaşkanlığı seçimi açısından dikkat çekecektir .

7-Kuruluşu eski ve seçime girme yeterliliği olan partilerden Vatan Partisi , genel başkanları Doğu Perinçek’in medyatik popülerliğine rağmen yıllardır çok az oy almaktadır.Yine bir dönemin iktidar partisi ve Ecevitlerin DSP’si eski günlerini arar halde olup çok az oy almaktadır.Hür Dava Partisi , HÜDA – PAR  , İslamcı ve Kürt kökenli vatandaşlara hitap ettiği düşünülen partide az sayıda oy almakta ve genelde seçimlere katılmamaktadır.Bağımsız Türkiye Partisi vefat eden genel başkanları Haydar Baş zamanında da bir çok seçime girdiler fakat kayda değer bir oy oranına ulaşamadılar.LDP ise genelde seçimlerden ziyade sosyal medya da faaliyet göstermektedir.Bu partiler siyasi partiden ziyade topluluk görüntüsü çizmektedirler ve genelde topluluklar mevcudu koruyup yeni katılımlar sağlayamazlar.

Yeni Partiler ;

1-Yeni partiler içinde belki başarılı olmuş tek parti denilebilir çoğunluğu MHP’den kopan siyasetçilerin kurduğu İyi Parti , İyi Parti hem girdiği ilk seçimde baraj problemi yaşamayacağı bir oy oranına ulaşmış , mecliste temsil edilmiş ve iktidar karşısında yer alan Millet İttifakının ikinci ortağı konumunda.Kuruluş dönemine nazaran gündemde daha fazla yer edinmektedir. Bir çok konuda iktidara yönelik tepisel söylemler içerisinde olan parti , seçmeninde her türlü tepkisel oyuna  talip olduğu görüntüsü çizmektedir. Mevcut oyunu korusa veya artırmış olsa mevcut konjonktür açısından başarılı sayılabilecek partinin siyaseten konumu , iktidar olacaksa nasıl olacağı , yoksa iktidar olacak partiyi mi destekleyeceği ( mevcut açısından CHP )  beklentilerinin karşılanıp karşılanamayacağı gibi ilerisi için belirsizlikler barındırdığı söylenebilir.

2-Milli Görüş hareketinden çıkan yeni bir parti olan Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın kurmuş olduğu Yeniden Refah Partisi de hiç seçime girmemiştir. Milli Görüş’ün gerçek temsilcisi olduğunu ifade etmelerine rağmen genelde medyada daha ilginç ve marjinal çıkışlarla duyuluyorlar.Tabii ne kadar oy alacağı konusu ancak kamuoyu araştırmacılarının anketlerine göre olmakta olup basında çıkan haberlerde dikkat çektiği veya yükselen bir oy grafiği olduğu yönünde haberler yoktur.

3-Bir diğer yeni parti ise eski Dış İşleri Bakanlarından Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi , partinin politikasının Akparti’den kopmak zorunda kaldıkları iddiasıyla tamamen Akparti’yi eleştirmek ve yıpratmak üstüne kurgulandığı görülmektedir. Kamuoyu araştırmacılarına göre bu partinin de dikkat çekici bir oy oranı olmayıp , söylem ve teşkilatlanma problemleri yaşadıkları görülmektedir.

4-Bir diğer yeni parti ise eski Akpartili siyasetçilerin kurucusu olduğu Deva Partisi , Deva Partisi genelde ekonomi temelli eleştiriler getirmekte olmakla birlikte söylemlerini nasıl gerçekleştireceği ve partilerinin konumları konusunda son derece flu bir ortam bırakmaktalar.Genel başkanlarının hedefi cumhurbaşkanı mı olmak , partilerinin hedefi mecliste mi temsil edilmek yahut başka bir parti ile ittifak mı yapmak gibi belirsizlikler içindeler.Liberal söylemlerin geçmişte ülkede ne denli rağbet gördüğü konusunda karasızlık içerisinde olabilirler.Kamuoyu araştırmacılarına göre yine kayda değer oy oranları görülmemektedir.

5-Bir diğer yeni parti HDP listelerinden seçilen ve sonra ayrılan vekillerce kurulan Türkiye İşçi Partisi , ismi eski olsa da bu yeni bir parti , daha sert bir sosyalist söylem içerisindeler tabii ne kadar oy potansiyelleri olduğu bilinmemekle birlikte şuan mecliste 4 vekil ile temsil edilmekteler.Benzer partiler genelde iktidar hedefinde bulunmadıklarından alacakları oy konusunda bir endişe yaşadıklarını düşünmüyorum mecliste bir daha temsil edilebilirler mi ? edilemezler mi ? belki partiyle ilgili gelecekte düşünülebilecek tek husus budur denilebilir.

6-Bir diğer yeni parti ve CHP’den istifalarla 3 vekille mecliste temsil edilen CHP’nin son cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin kurduğu Memleket Partisi , parti CHP’nin politikalarında geçmiş çizgisinden saptığı yönünde eleştiriler getirmekte olup CHP tarafından ise genel başkanlarının kişisel nedenlerle ayrıldığı gibi bir intiba verilmektedir. Memleket Partisi’ de politikasını CHP’yi eleştirmek üzerine kurgulamış olduğundan Memleket Partisi , seçmenlerine neden kurulmuş olduklarını anlatabilecek mi , anlatamayacak mı ? ilerisi için izlenebilecek tek hususun bu olduğunu gösteriyor.

7-Bir yeni parti ise yine eski CHP’li siyasetçilerden Mustafa Sarıgül’ün kurduğu Türkiye Değişim Partisi , parti genel başkanı sol çizgiden gelmesine rağmen söylemde solculuk bulunmamakta , daha popüler kültür çizgisinde ilerleyecekleri intibaı vermektedir. Genel başkanlarının sosyal medya da yer alan videoları ise siyaset dışında gündem olup partinin oy alıp alamayacağı veya seçime girip girmeyeceği gibi büyük belirsizlikler barındırmaktadır.

8-Bir diğer parti ise ismi Yenilik Partisi olan mecliste CHP’den istifa eden bir vekil tarafından kurulan partinin ne için kurulduğu belirsizlik barındırmakta olup seçime katılıp katılmayacağı belirsizlik barındırmaktadır.

9-Mecliste temsil edilecek olan yeni bir parti ise Zafer Partisi , eski MHP’li sonra İyi Parti’li olan Ümit Özdağ tarafından kurulacak partinin ne denli rağbet göreceği de tartışmalıdır. Farklılığının ne olduğunu izah etmesi veya milliyetçi sahada güçlü partilerle rekabet edip edemeyeceği gibi güçlükler barındırmakta ve belirsizdir.Son günlerde sığınmacı ve yabancı karşıtlığı üzerinde bir politika geliştirmektedirler.

10-Seçime girme yeterliliği bulunmayan ülkemizde çok sayıda sağ , sol , sosyalist , yeşil sol , komünist , aşırı milliyetçi , liberal yahut tematik bazı partiler daha bulunmaktadır fakat çoğunun amacı seçime katılmak değildir.

Ak Parti ;

Ak Parti’yi en sona bıraktım çünkü 20 yıldır kesintisiz iktidarda bulunan parti Türkiye tarihinde çok partili hayat açısından bir rekor ve başarı.Tabii demokratik ülkelerde de köklü partilerin uzun yıllar başarılı oldukları takdirde iktidarda kaldıkları bir gerçek , Japon Liberal Demokrat Parti , Alman Hristiyan Demokratlar , İngiliz Muhafazakar Parti gibi. Ak Parti iktidarı içerisinde ülkede siyasal sistemi de değiştirebilmiştir bu cumhuriyet tarihi açısından en köklü siyasal değişimdir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile artık partiler kadar , cumhurbaşkanın kim olduğu hususu daha fazla önem kazanmıştır.Ak Parti girdiği seçimlerde oyları zaman zaman dalgalanma gösterse de iktidarı kaybedecek bir seviyeye hiç düşmemiştir. Uzun bir iktidar döneminde yıpranma yaşaması normal olmasına rağmen genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a büyük bir rağbet vardır. Ak Parti açısından önümüzdeki seçimler meclis açısından değil Cumhurbaşkanlığı seçimi açısından önemlidir.

Eski Partiler Ne istiyor ?

Eski partiler cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte cumhurbaşkanlığını istiyorlar bu konuda tabii ki en çok isteyen parti Ak Parti ve genel başkanı ve mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olur.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin oluşmasında büyük pay sahibi MHP ise sistemin devam etmesini ve sağlıklı işlemesini istiyor ve şuan itibariyle mevcut cumhurbaşkanının seçilmesine yönelik bir politika içerisinde olacağını ifade ediyor.

CHP her ne kadar parlamenter sisteme dönüleceğini ifade etse de , meclis aritmetiğinin bir anayasa değişikliğine imkan vermeyeceği ihtimali hayli yüksek bu konuyu aşağıda izah edeceğim hal böyle olunca artık CHP’de cumhurbaşkanlığını istemektedir.

İyi Parti ise cumhurbaşkanlığı sisteminde MHP konumunda olmak istemediği anlaşılıyor çünkü parlamenter sistemde koalisyon ortağı olsa o şekilde bir güç ile bir cumhurbaşkanını desteklemek arasında fark bulunmaktadır. İyi Parti’nin , CHP’den daha fazla parlamenter sisteme dönmek istediği düşünülebilir ve CHP ile gerginlik noktasını bu husus oluşturabilir çünkü bu ihtimalde muhalefet stratejisine göre yüksek ihtimal HDP’nin de cumhurbaşkanını destekleyen parti olup olmadığı ve her iki partinin sadece destekçi konumunda olabilecek olması hususu  İyi Parti’yi rahatsız edebilir.

HDP ise cumhurbaşkanını belirleyen parti olmayı isteyeceğini düşünüyorum fakat bu mevcut konjonktür nedeniyle nasıl olacaktır.Çünkü Türkiye’de cumhurbaşkanlığı yarışı rekabet simülasyonu nasıl olacaktır bu belirsizdir bu açık bir destek mi olacaktır yoksa şartlara göre mi olacaktır yahut acaba üçüncü bir adayı mı destekler , kendileri mi aday çıkarır ?

Yeni Partiler Ne İstiyor ;

Yeni partilerden cumhurbaşkanlığını hedefleyen bir ifade genelde duyulmuyor , bir şekilde bir ittifaka dahil olup meclise girme ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde az oy ile daha fazla kazanım elde etme gibi bir amaçları olduğu görülüyor. Fakat bir dezavantaj daha var , parti sayısı arttıkça , ittifak eden partiler de arttığı takdirde , çok sayıda partiden müteşekkil benzemezler ittifakı veya karmakarışık çelişkili ve zıt söylemlerde bulunan parti ve kişilerin bir araya geldiği ittifakların ciddiyet kaybı yaşayacağı gibi bir sorun vardır. Küçük partiler ittifakları komik ittifaklar haline getirebilirler.

Esasında ülkede yeni parti kurulmasını gerektirecek bir siyasal konjonktür yoktur çünkü kamuoyu araştırmaları yeni partilere rağbet olmadığını gösteriyor.

Eski partiler içinse ciddi bir erime yaşmadıklarını ortaya koyuyor.Bu batılı tarzda oturmuş siyasi eğilimlerin bulunduğunu şimdilik gösteriyor.

Bu şu sonucu çıkarıyor , batılı ülkelerde olduğu gibi blok veya ana akım partilerin iktidarı kazanıp veya kaybetmesi az sayıda seçmenin tercihine göre olacaktır yani  makas açılmayacaktır. Yukarıda da belirttiğim üzere makas açılmayacağı için parlamenter sisteme dönüşte fiilen imkansız hale gelecektir bu iddiayı yineleyen partiler seçimi kazansa bile.

Mevcut Anket ve Şartlar Seçim İçin Hiçbir Veri Vermez ;

Kamuoyu araştırmaları açısından mevcut anket ve şartların ne meclis ne cumhurbaşkanlığı seçimi için veri teşkil etmeyeceğini düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı seçimi konu olduğunda yeni partilerin bir hedefleri yoksa kimse rağbet etmeyecektir bu nedenle bu partiler de beklenen de az oy alacaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl bir rekabet olacaktır.

 

1.Seçimde

Recep Tayyip Erdoğan

Ekmeleddin İhsanoğlu

Selahattin Demirtaş

Bu seçimi açık farkla Recep Tayyip Erdoğan kazandı , bu seçime ilk bakıldığında ülkede güçlü bir parti olan CHP’nin ve temsil ettiği sosyal demokrat görüşün bir adayı yok , iki sağ adayın yarışında bile solun desteklediği sağcı aday seçimi kazanamadı.

2.Seçimde

Recep Tayyip Erdoğan

Muharrem İnce

Meral Akşener

Selahattin Demirtaş

Temel Karamollaoğlu

Doğu Perincek

Bu seçimde sosyal demokrat aday , milliyetçi aday , İslamcı aday , Ulusalcı aday gibi çeşitlenmeye rağmen seçim ikinci tura kalmayıp Recep Tayyip Erdoğan önceki seçime göre oyunu artırarak farkla seçilmiştir.

Sonuç ;

Bu iki seçimde de cumhurbaşkanı 1.turda seçilmiş ve HDP seçmeninin seçim sonucuna etkisi olmamıştır.

Muhalefetin stratejisini tahmin etmek zor değil , seçimi 2.tura bırakmak ve HDP seçmeninin desteğini almak ve herkesin uzlaşabileceği bir adayı bulmak.

İktidarın stratejisini tahmin etmek zor değil seçimi ilk turda kazanmak burada esasında iktidar için seçim güvenoyu anlamında ,  halk tarafından güvenoyu verilirse yönetim devam eder , iktidar seçim ikinci tura kalırsa seçilebilir mi ? Seçilebilir bu rakibin durumuna göre daha yüksek bir oranda bile oy almasını sağlayabilir.Az farkla kaybedebilir bunlar doğal ihtimallerdir.

Bir diğer ihtimal ise 3 veya daha fazla güçlü adayın yarışması bu şartlarda ilk tur rekabeti oluyor ve esas kimin 2.tura kalacak bu belirleniyor , iktidar ve muhalefetin böyle bir ortamı isteyeceğini sanmıyorum. Mesela son Fransa cumhurbaşkanlığı seçiminde küsuratları yazmıyorum mevcut cumhurbaşkanı Macron %24 , aşı sağ Le Pen % 21 ,Merkez Sağ aday Fillon % 20 , Sol bir aday Melenchon ise % 19 gibi bir birlerine yakın oylar aldılar bu simülasyonda küçük oy değişimleri ile öyle farklı sonuçlar çıkabilirdi ki

Macron ve Le Pen ikinci tura kaldığı için aşırı sağa tepki olarak Macron seçildi

Macron ve Fillon veya Macron ve Melenchon kalsa kim olurdu bilinmez

Fillon ve Le Pen kalsa Fillon seçilebilirdi

Melenchon ve Le Pen kalsa Melenchon seçilebilirdi

Fillon ve Melenchon kalsa kim seçilirdi bilinmez

Böyle bir durumda 2.Tur sürprizlere gebedir , Nitekim KKTC son cumhurbaşkanlığı seçiminde de 3 güçlü aday vardı hatta ilk tur sonucuna göre Akıncı ihtimali yüksekken Ersin Tatar seçildi bu diğer güçlü adayın aldığı oyun tamamen blok olarak değerlendirilmeyeceği gibi bir sonucu gösteriyor.

Netice-i Kelam ;

Son zamanlarda kurulan partiler , anketler , sosyal medya veya gazetelerde sıkça yazılan yazılar , kim aday olur , kim seçilir , şu olur , bu olur gibi iddiaların ve mevcut şartların ne cumhurbaşkanlığı seçimi ne meclis seçimi için kesinlikle veri vermediği açıktır.Çünkü veri alınacak partilerin ne şekilde bir pozisyon alacağı belli değildir ve seçimin erken olmasını kimse istememektedir.

İktidar yıpranıyor , oy kaybediyor tamamen iddiadır gerçekliği yoktur

Muhalefet oy artırıyor , tamamen iddiadır gerçekliği yoktur

Çünkü bu şartlarda tespiti mümkünse de , seçimde böyle olur demek mümkün değildir.Onun için gündeme ilişkin yazıları ve yorumları çok ciddiyetle değerlendirmemek gerekir.25.08.2021

 

Mehmet Emin Başalp

AFGANİSTAN , AFGANİSTAN DEĞİLDİR

gazne minareleriAfgan etnik kimliği nedir ? esasında şimdilerde de kullanılan Peştun denilen Farsça konuşan İrani halklara verilen isim. Afganistan ülkesinin tamamı bu etnik kökenden değil ama yine Farsça’ya yakın bir dil konuşan Tacikler ile bilemiyorum kültürel ve yaşayış tarzları nasıldır benzer midir ? Afganistan’ın büyük çoğunluğunu bu benzer etnik halklar oluşturuyor.

Oysa Afganistan , bizim ülkemizde de sıkça atıf yapılan ismiyle Horasan bölgesini ifade eder. Oğuz Türkleri kökenli olduğumuz için Anadolu’ya Horasan’dan geldiğimiz ifade edilir.Tabii Horasan’ın kuzey bölgeleri Semerkant , Buhara gibi Türk şehirleridir.

Ülkemizde Afganistan denildikçe yıllardır Sovyetler Birliği işgali ile başlayan ve devam eden iç savaşlar , 11 Eylül , Taliban , Burka , uyuşturucu  vesaire gibi tüm dünyada belli amaçlarla kullanılan bu hususular ve kelimeler tekrarlanmaktadır. Haliyle savaşlardan ve sömürüden yorgun düşen Afganistan’da ekonomik geri kalmışlığında etkisiyle büyük buhrana sürüklendi ve bölgeyi de tehdit eden sorunlar üretiyor. Bu sorunların ana kaynağı da emperyalist batılı işgalci ve sömürge güçleridir.

Yazımı çok uzatmayacağım işin siyaset , göç vesaire konuları ayrı konular fakat bugün Orta Asya bu haldeyse Rus ve İngiliz işgallerinin şekillendirmesidir. Orta Asya , İslam ve Türk Medeniyeti’nin en önemli kültür havzaları idi.İ ngilizlerin yok ettiği Hindistan’a hakim Babürlüler ve Ruslar’ın yok ettiği Türkistan Hanlıklarının ortadan kalkması ile güç dengesi  yüksek bir siyasi beceriye sahip olmayan , kültürel olarak zayıf ama sayıca kalabalık bu İrani halklara geçti. Orta Asya’da Türk etkisi zayıfladı , Türk devletleri de Sovyet ve Çin işgaline uğradı. Ve güzelce Horasan yıllardır harap.

Ben Türkiye’de Horasan’a yapılan atıflardan memnun olurum , bizim bilincimizi sağlam tutar. Belki bu bölgelerde geçmişlerine dair halkta aynı aidiyet duygusu olmayabilir,  Anadolu güçlü olacaksa bu kadim bağlarını bilmeli ve bilincini yüksek tutmalıdır.

Biz kendimizi Voltaire bağlayacak değiliz , Shakespeare okuyup duygulanacak değiliz. Anadolu’da 1000 yıldır varız burada oluşturduğumuz kültür ve medeniyet bu havza ile bağlı ve bağlantılı buraya has değil bunu bilelim zaten tarih ve edebiyat kitaplarımız bir çok örneğiyle dolu ama yeri geliyor unutuyoruz yahut güncel gelişmelerin yoğunluğu içinde bu güzellikleri göremiyoruz.

Kardeşim Taliban videosu izleyeceğimize Ali Şir Nevai şiiri okusak daha pozitif ve mutlu oluruz inanın.

Çağatay Türkçesi’nin önemli şairi Ali Şir Nevai , bugün Afganistan sınırları içinde kalan tarihi Herat şehrinde doğmuş ve ölmüştür mezarı oradadır.

Türk kültür ve medeniyetine büyük katkılar yapan Timurlu Hükümdarı Hüseyin Baykara , Herat’ta doğup , orada ölmüştür.

Gazneli devletine ismini veren Gazne şehri Afganistan’dadır.

Büyük tefsir alimi , ülkemizde eserleri okunur Fahreddin Er-Razi Herat’ta vefat etmiştir.

Çok sayıda alim , sufi , şair , devlet adamı bugün ki Afganistan topraklarında yaşamıştır.

Velhasıl biz Afganistan’ı niye Peştun kültürüyle tanıyalım , niye dünyaya servis edilen yılların oryantalist bakış açısıyla görelim , niye Taliban’ın uygulamalarını , dini referanslarını anlatalım , zaten anlamayan yorumculara yorumlatalım.

Bunlar uluslararası ilişkiler uzmanlarının , bürokratların , siyasetçilerin , hariciyecilerin , askerlerin , istihbaratçıların bileceği reel politik gelişmeler biz halkımıza neden oranın tarihi , kültürel zenginliğini geçmişini ve bağını anlatmıyoruz.

Bunu anlatmak şuan Afganistan kaynaklı sorunları halkımız görmesin diye değil nasıl o bölgelerde kültür ve medeniyet çöküntüsü yaşanmışsa bizde aynı şekilde köksüz kültürlerin , istilacı kültürlerin etkisinde kalıp kendi değerlerimizi yaşatmazsak hem kültürel hem dini hatta dil olarak nasıl gerileyeceğimizi görelim diye anlatalım.

Orta Asya işgalci siyasetinin bölgeyi nasıl şekillendirdiğini ve bölgemizde de benzer şekillendirmelerden nasıl kötü etkilenebiliriz bunları anlayalım anlayacaksak.

Ortadoğu denilen bölge , Avrupalılar nasıl kullanırsa kullansın Arap coğrafyasını bana göre içermez , Ortadoğu denilen yer bana göre Horasan , İran , Anadolu ,Azerbaycan ve Suriye ve Irak’ında bir kısmıdır.Bu bölgelerin hakim gücü ve kültürü de ırkçılık falan yapmıyorum tarihi realite Türk kültürüdür. Türkiye , İran’ın kuzey bölgeleri , Azerbaycan , Suriye ve Irak Türkmenleri , Afganistan Türkleri vesaire fakat bu bölgede zayıflayan kültür ne derseniz yüz yıldır Türk kültürüdür.Irak ve Suriye gibi Arap milliyetçisi sun’i devletlerin baskısıyla Türkmenler zayıflamıştır.İran desen Şiilik adı altında Fars kültürü dayatmaktadır. Azerbaycan yıllarca Rus işgali altında kalmıştır bağlarımız yeni yeni gelişmektedir. Afganistan ise bu Peştun kültürünün hakimiyetine girmiştir. Şimdi bu havzanın kökü ve ökeni diriltilecekse Türk dili ve medeniyeti ve kültürü ile diriltilir amma esas bizdeki probleme gelelim bizdeki batıcı aydınlanmanın köksüzlüğü ve mesafeliliği buna en büyük engeldir. Gerçek dindar gerçek milliyetçi gerçek vatansever gerçek aydın neyse bu bölgelere daha geniş vizyonla bakmak zorundayız niye biz mevzi kaybediyoruz da yabancı güçler bu bölgeleri kültürel olarak şekillendiriyor , hakim kültürleri yok edip köksüz kültürlerin ve toplulukların önünü açıyor , bunları düşünelim. Bugün Ortadoğu denilen yerde Arap coğrafyasının siyasi çalkantısına değil esasında yeniden Türk Kültür ve Medeniyeti’nin güçlenmesine de odaklanmalıyız. Bu bakış açısı ile olur , irtibat ile olur , bilmekle olur. Velhasıl konu uzunda kısa keselim.20.08.2021

 

Mehmet Emin Başalp

 

MUHARREMİYE BABINDA

 

huseyn levha

Hislerini açıkça ifade edemeyen yaşanılan çağın biz duyarsız insanlarından

Şehitler serdarı , Peygamber Efendimizin torunu Hazreti Hüseyin Efendimiz’e ;

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’adır. Bütün salat ve selam O’nun Resulü ve kulu Muhammed Mustafa’yadır. Peygamber Efendimizin  ailesi , evlatları , nesli , varisi alimler ve ümmetine selam olsun. Hz.Hüseyin ve Kerbela şehitlerine rahmet olsun , Hz.Hüseyin Efendimizin başına gelen bu acı hadiseye yüzyıllardır elem ve acı duyanlara selam olsun.

Şöyle ki  ; bu acısı tarifsiz hadisenin üzerinden yüzyıllar geçse de unutulmaması bizim için belki bir rahmettir , Ehl-i Beyti sevenlerden olmak bir nasiptir. Acının şovunda olanlardan değiliz , Müslümanların arasında ayrılık tohumu ve düşmanlık ekenlerden hiç değiliz.Kendilerine başka başka adlar verilen yollardan değiliz ,ehl-i sünnet ve’l cemaat yolundan yani İslam’ın yolundayız.Meşru ölçülerde bir keder halindeyiz.

Hazret-i Hüseyin’i sevmenin , Allah’a ve Peygamberine itaat etmek , emir ve yasaklarına uymak olduğunu , inancımızın kıyamete kadar insanlığa huzur ve saadet getirmesi için yaşamak , yaymak ve uygulamak olduğunu biliyoruz.Hazret-i Hüseyin’in yolu da budur ancak .Bunun için yola çıkmış ve bu uğurda şehit olmuştur.

Boğazı düğümlenmek diye bir tabirimiz vardır ,aniden  acı bir hadise veya haberin duyulması ile vücudun verdiği  tepkidir , tahminim bu şehadet haberinin duyulması bugün bile insanlarda benzer tepkiler oluşturuyorken o gün için müslümanların yaşadığı korkunç acı  ve  travma uzunca süre hissedilmiştir nitekim bugüne tevarüs eden bu hüzün o insanların yaşamış olduğu acıdan doğmuştur.

Fakat inanan insanlar için kahredici bir üzüntü yoktur çünkü , Hz.Hüseyin Efendimiz Cennet gençlerinin Efendisidir , Cennetliktir , Şehittir.Bu hüzünler , kargaşalar , zulümler , haksızlıklar bu dünyaya aittir.Müminler için müjde ve kavuşma vardır.

İşe gittiğimiz yahut tatil yaptığımız moderne insanın hislerden , incelikten uzak dünyasında günlük işlerle oyalanırken bu elim hadiseyi bir sosyal medya  paylaşımı ile anmaktan hicap duymamız gerekiyor  daha ötesi  olmalı hislerimiz , onun için hislerimi  yazıya dökme ihtiyacı hissettim.

Ne mersiye yazacak bir yeteneğim ne hüznümü  anlatacak kelimelerim var.Bugünü ağıtlarla , feryatlarla , kalıplaşmış tepkilerle , cahiliye adetleri ile de anmak istemiyorum.Nitekim mezhepleşmiş matemin ve dövünmenin dinimizde yeri yoktur.Ancak hüzünlenir ve göz yaşı dökebiliriz.

Ne yaşadığı zulmü ne yaşadığı susuzluğu ne  reva görülen bu haksızlığı da anlayamadık , düşündükçe bunaldık , gerildik belki , kendimizi ferahlatacak şeyler yapmak da içimizden gelmez.Bu kadar duyarsız değiliz. Muharrem Ayı ile yeni bir hicri yılın başlangıcında yaşadığımız sevinç ve mübarek 10 Muharrem gününde ayın ve günün mukaddesatına uygun davranmakla beraber bu hüznü anmadan da edemeyiz.

Müslüman için önemli olan Hüseyince bir hayat yaşamaktır tabii ki bu öyle kolay bir şey değildir , Hz.Hüseyin Efendimiz , zühd ve takvaya dayalı bir hayat yaşardı , Allah’u alem Hüseyince bir tepkinin  takvanın da bir şartı olan Allah’tan korkan bir insanın vereceği tepki olduğu açıktır. Zühd sahibi insan bu dünyaya bağlanmamıştır , dünyaya bağlanmayan insan Hak dava uğruna çok daha kolay yola çıkar bu yola baş koyar zira üzerinde bu dünyanın gaflet yükü yoktur. Hazret-i Hüseyin Efendimizin hayatını sadece yaşadığı son günleri baz alarak yorumlamayalım , o asil , abid , zahid ve muttaki insanı da görelim.

Sözü uzattık burada bırakalım.11.08.2021

Başta Peygamber Efendimizin aziz , pak ruh-ı şerifleri , çar – yarı güzin efendilerimiz , sahabe efendilerimiz , validelerimiz , Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin ve Kerbela şehitleri için ve ehl-i iman ervahı için El- Fatiha

Bu Gün Mah-ı Muharremdir

 

Bu gün mah-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar.
Bu gün Eyyam-ı matemdir, bu gün ab-ı revan ağlar.

Hüseyn-i Kerbela’yı elvan eden gündür.
Bu gün Arş-ı muazzamda olan âli divan ağlar.

Bugün Âl-i abanın gülşeninin gülleri soldu,
Düşüp bir ateş-i dilsuz, kamu ehl-i iman ağlar.

Bugün Gülzar-ı Muhtar-ı Hüda’ya bir hazan esti,
Zemine düştü vaveyla, felekte kehkeşan ağlar.

Bugün hunbar olur gözü elbet Haydar-ı Kerrarın
Görür Zehra’yı hun efşan, Resul-i âli şan ağlar.

Bu gün evlad-ı Haydar, hem dahi ahfad-ı Peygamber
Döküldü gül gibi yerler yüzüne, asuman ağlar.

Gülistan-ı Muhammedin Gül-i hamraların derdi
Yed-i kahr ile ol gaddar, bu gün devr-i zaman ağlar.

Risalet gül gülistanı, nübüvvet bağu bostanı
Hüseyni ol nuristanı gören Pir ü civan ağlar

Güruh-i hanedana Lütfiya kurban ola canım
İla yevmil kıyame can ile ehl-i iman ağlar.

Alvarlı Efe

 

Mehmet Emin Başalp

KONYA BAROSU SEÇİMLERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

Konya Barosu seçimleri 3-4 Temmuz tarihlerinde yapılan genel kurul ve seçimler ile sonuçlandı ve neticede mevcut Baro Başkanı Av.Mustafa Aladağ yeniden seçildi.Seçimler baromuz için hayırlara vesile olsun.

Seçim sonuçları mesela bir önceki seçime göre netlikle konuşulacak düzeyde değil değişik temayüller gözlemlenebilir.Ben sadece bu temayüllere ilişkin gözlemlerimi yazacağım.

1-Bu seçimde sıklıkla genç avukatlar tanımlamasını duyduk , genç avukatların kurmuş oldukları derneklerin isimleri ve ziyaretler fazlasıyla duyuldu.

2-Bilmiyorum ama ilk defa yazılı baskıyla oluşturulmuş bir broşür veya kitapçık yoktu ya da en azından bana ulaşan yoktu.Onun yerine sosyal medya mecralarında propagandaya ağırlık verdikleri görüldü ama şahsi kanaatim hiçbir grup bu mecraları çok etkin kullanamıyor.

3-Yerel televizyon kanallarında geçmişte hatırlamıyorum sıklıkla adaylarla program yapıldı buda bu seçimde öne çıkan bir iletişim kanalı oldu yine bazı Youtube ve İnstagram canlı yayınları da oldu.

4-Bu seçime katılan 4 grup olmasına rağmen gözlemim gergin bir seçim ortamı yoktu.

5-Mevcut Baro Başkanı Av.Mustafa Aladağ geçen seçime kıyasla hem sayısal hem de oran olarak seçici avukat sayısı artmasına rağmen kısmi oy kaybı yaşadı. Tabii bu sonuçta daha önce İlke Grubundan seçimlere katılırken şimdi başka bir gruptan seçime katılması ve İlke Grubunun da adayın bulunması etkisi var denebilir , idareci olduğu için gruplardan gelen eleştiriler nedeniyle oy kaybı olabilir denebilir ama benim şahsi kanaatim yeni bir söylemlerinin olmaması ve yenilikçi bir anlayışla propaganda yapmamaları nedeniyle durağanlaşmaya bağlıyorum.

6-Demokrat Avukatlar Grubu ise bana göre seçimde başarılı sonuçlar almış bir grup mesela yönetim kurulu ve TBB delegeliğine adaylarından seçilenler oldu. Bazı adayları yönetim kurulu üyeliğini zorlayabilirdi.Aslında konjonktürel olarak sert şekilde fikri bir itiraz ve muhalefet yapma imkanları da var , hatta bazı sonuçlar başkanlık seçiminde aldıkları oyunda üzerinde bir tabana hitap ettiklerini gösteriyor. Burada ilginç gelen bazı adayları tanınırlık yönünde çalışma yapsa da genelde sert eleştiri yapmıyorlar ve saha da daha aktif görünmüyorlar. Bu konuda tahminim sert eleştiri yapmaları halinde Birlik Grubunun oy artışı yaşayabileceğini düşünüyor olabilirler.

7-Birlik Grubu hali hazırda mevcut yönetimin rakibi olarak görülüyor , ikinci grup ama bir oy artışı yaşayamıyor.Burada Birlik Grubu’nun seçimlere yönelik bir çok proje ve söylemi olmasına rağmen konumlandığı yer açısından sıkıntı yaşadığını düşünüyorum.Neye itiraz edilip edilmeyeceği yahut kime itiraz edilip edilmeyeceği karmaşası var gibi.Ayrıca muhafazakar değerleri önemsediği bilinmekte olup aynı zamanda proje odaklı yenilikçilik vurgusunun dozajı konusunda  taban motivasyonu ile genele hitap etme noktasında bir söylem birliği de sağlayamıyor olabilir mi ? Ayrıca her seçim sıklıkla kurullara ilişkin aday isimlerinde değişiklik olduğundan tanınırlılık sıkıntısı yaşadıklarını düşünüyorum.

8-İlke Grubu Av.Murat Çiçek , başkanlık oyları  açısından benim şahsi tahminimin üstünde oy almıştır. Grup olarak başarıları çok daha düşük. Herhalde sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla en çok ziyaret ve birebir görüşme metodunu uygulayan gruptu başkanlık açısından bu husus etkili olmuş olabilir.

 

Bu şekilde gözlemlerimi belirttikten sonra benim dünya görüşüm , politik görüşlerim bellidir.Esasında ülkemizde bütün siyasi görüşler önemli ölçüde muhafazakardır fakat dindar muhafazakarların bakış açısına dair bazı fikirlerimi yazacağım tabii burasının tüm avukatların oyuyla oluşan baro seçimlerinin sonucu ile doğrudan bir ilgisi yok bu muhafazakar bir seçmenin zihin dünyasının nasıl dışarıya yansıdığı konusunda fikirleri içermektedir.

1-Muhafazakarlık tarihi bir hikayeye dayanır , gelenekler vardır ve onun üstüne konulan günümüz ihtiyaçlarına dayalı projelerle ilerlemenin olacağını varsayar. Şimdi şöyle örnek verelim bir köprü yapılacaktır bu köprü ticaret , turizm , kalkınma vesaire bir çok hususta fayda sağlayacak bir yatırımdır ama bunları ifade etmeden önce muhafazakar anlayış mesela basında görürsünüz Sultan Abdulhamid’in hayaliydi diye sunar niye böyle bir şey hisseder çünkü tarihi hikayesiyle uyumlu olmalıdır , turizm amacıyla köprü inşa ettiğini tabanına en baştan açıkça ifade edemez.Muhafazakar bir aday ve anlayış bu hususa her zaman dikkat etmelidir.

2-Muhafazakarlar çeşitliliği severler ama  endişe ederler , mesela örnekleyelim muhafazakarların dışında olanlar her şeyi hatalı yapmaktadırlar ve bu nedenle yaptıkları her şey tenkit edilir , endişelilerdir çünkü kendilerinin dışında yapılan her şeyin muhafazakar değerleri yıprattığı konusunda hem fikirdirler. Bu tenkitler ve endişeler başka dinamiklerin önüne geçer , söylenilmesi , duyurulması ihtiyacını hep hissederler.  O zaman muhafazakar tabana hitap edecek kişi tenkitçi ve endişeli olacak ve bunları yüksek perdeden yapacak.Yani bir muhafazakar kendi barosunun sorunlarından ziyade mesela başka bir baronun faaliyetlerinden endişe edip  tedirgin olabilir ve onu öncelikleyebilir.

3-Muhafazakarlar , belli kalıplar ve üsluba alışıklardır bu üslubun dışında bir yöntem , dil olursa yadırgama ve anlaşılmama durumu olur.Örnek vereyim muhafazakarlar millet der ,  muhafazakar bir siyasetçi yurttaşlar dediğinde garipsenir.Bu hususa bilhassa siyasiler çok dikkat ederler.

4-İnovasyon yani yenilikçilik diyelim muhafazakarlarda ilgi vardır ama güvensiz bir ilgi vardır.  Zaten    daha ötesi yaratıcı fikirlerim var diyen birisi muhafazakar kesime asla hitap edemez.Yenilikçiliğin dozajı bu nedenle önemli olmaktadır yeni fikir ve yöntem öne süren değil aksine mevcut fikirlerimizi ve usullerimizi daha etkin uygulayacağız söylemi daha etkilidir muhafazakarlar açısından. Örnek vereyim muhafazakar söylem şunu söyler , buğday üretimimiz artacak , dünyaya daha çok un ihraç edeceğiz , daha çok un fabrikamız olacak biz zaten tarımın yanındayız vesaire bunları hiç söylemeden efendim toprak kirleniyor , daha ekolojik bir tarımı teşvik edeceğiz , artık bu bölgelerde buğday ekimi yerine başka bir ürünün ekimini teşvik edeceğiz çünkü bu ürünle şöyle şöyle şeyler oluyor arıcılığı geliştiriyor gibisinden tamamen yeni fikir ve yöntemler öne sürülürse asla destek bulmaz. Onun yerine genelde klasik söylemler muhafazakarlar tarafından tekrar edilir inovatif projeler kısmen uygulanır.

5-Muhafazakarlar seçilecek kişi noktasında çok titizlerdir örnek vereyim çok sevilen muhafazakar bir sanatçıyı gidip belediye başkanı olarak istemezler hatta seçmezler burada belediyecilikten anlayan aday isterler ama mesela sol düşüncede bu yoktur. Muhafazakarlar gençlere ön yargılıdır denebilir genelde ama eğer gelecek vadeden bir genci gördüklerinde desteklerler.Bunun çok örneği vardır ama burada o gencin muhafazakar düşünceyi ileriye taşıyabileceğine inanmaları gerekir bu inancı sağlayabilmek için onun aksiyoner olması ve fikren  iyi bilinmesi gerekir.Muhafazakarlar için adayın sunumları değil  muhafazakarlar arasındaki memnuniyeti önemlidir.

6-Muhafazakar düşünce nasıl yayılır ? muhafazakarlar topluluğun gücünü çok önemserler , topluluk ruhunda bir kuvvet oluşursa harekete geçerler  her şey için gönüllü olurlar bunun olması içinde topluluğun manevi olarak kenetlenmiş olması ve manevi amaçlarla hareket etmesi gerekir.Muhafazakar düşüncenin ahlakiliğe önem vermesi , dengeli olması , tecrübi bilgiyi önemsemesi gibi sebeplerle güvenli bir liman olarak görülür ve tercih edilir. Muhafazakar bir aday muhafazakar düşünceyi yaymak ve o şekilde başarılı olmak ya da kazanmak istiyorsa bu iç dinamiği de harekete geçirmek zorundadır.

Herkese iyi düşünceler. 12.07.2021

 

Mehmet Emin Başalp

 

DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL’UN KOVİDİ YENDİĞİ

deli dumrul

Oğuz iline kara kış gelirken  , attan pek  oktan ağır , gözün görmediği, kılıcın kesmediği  Çin ilinden çıkan kovid belası Oğuz iline de ulaşmıştı.

Duha Koca oğlu Deli Dumrul derler bir er vardı.Bir susuz çayın üzerine köprü yaptırmış geçenden otuz akçe alır  geçmeyenden döve döve kırk akçe alırdı.

Köprünün yanına meğer bir oba konmuş , kara feryatlar göğe ulaşıyordu.Kimi kardaş diye kimi oğul diye ağlıyordu.

Dumrul sesten rahatsız oldu  varıp yetişti. Bre kavatlar ne ağlarsınız ?

Hep birden seslendiler

Aman hanım , bir yiğidimiz öldü ona ağlarız

Bize yaklaşmayasın

Çin ilinden bir kovid belası çıktı

Sakalcığı akça kocaları , ak pürçekli  anaları

Hırıldatıp öldürdü

Kara sakallı yiğitleri , elceğizi kınalı kızları

Hırıldatıp öldürdü

Rum’a Şam’a ünü vardı

Sen duymadın mı yiğidim

Dumrul  cevap verdi.

Bu nasıl şey ki can alır

Canı Tanrı alır

Ben bununla nasıl mücadele edeyim

Çıkarsa çıksın karşıma

Hep birden seslendiler :

Aman kara çadıra gir ak keçeyi ser otur , çıkma dışarı

Ak destar ile sar ağzını burnunu , akça su ile yıka elini

Sakın karşılaşma kovitle çıkar aklından savaşı

Haydi yiğidim bizden uzak ol , Yalvar Hak Teala’ya

 

Kovit bunları dinliyordu.

Bre tedbirsiz deli kavat geldin bu obaya

Gördüğüm gibi girdim hemen ağzına burnuna

Haydi senin deliliğin sökmez bana

Nice yiğitlerin , gözü güzel gelinlerin canını aldım

Bu sözler Hak Teala’ya hoş gelmedi , can alıp can veren benim bu kovit kendini ne sanır dedi.

Dumrul durdu düşündü ben yiğidim , bahadırım amma bu kavat kovit bize erişmeden varıp gidip anama babama anlatayım. Dumrul babasının yanına vardı.Elini , yüzünü öptü bakalım hanım ne söylemiş.

Ak sakallı aziz babam

Çin ilinden kovit çıkmış

Kimse görmez niceymiş

Hırıldatıp tatlı canı  alırmış

Köprünün yanında obada duydum

Ben bilirim Tanrı alır canı

Senin canın tatlıdır

Tez haber vermeye geldim

Çadırından çıkma baba

Babası der ;

Oğul oğul ay oğul

Hay temaslı  oğul

Yaşım gelmiş doksana

Uzaktan konuşsana

Geldin elimi öptün

Koviti elime yüzüme sürdün

Dünya tatlı can azizdir

Çıkma karşıma bir daha

Deli Dumrul babasından yüz bulamadı varıp gitti anasına ,

Der :

Ana biliyor musun neler oldu

Köprünün yanına bir oba kondu

Kovit derler bir bela çıkmış

Oğulların kızların canını almış

Ben bilirim Tanrı alır canı

Babama vardım el öptüm anlattım

Babam karşıma çıkma dedi

Ana sana da haber vereyim

Çadırından çıkma dışarı

Anası der :

Oğul oğul ay oğul

Dokuz ay karnımda taşıdığım oğul

Ak sütümle emzirdiğim oğul

Akça burçlu karantina yurtlarında tutulaydın oğul

Pis dinli kafirin elinde esir olaydın oğul

Benim yaşım gelmiş seksene

Baban ile yatarım aynı keçede

Evvel gidip elin öpmüşsün

Kovidi eline yüzüne sürmüşsün

Şimdi ben ne ederim

Dünya tatlı can aziz

Çıkma karşıma bir daha

Kovit gülmeye başladı Dumrul o istemeden ne istediyse yaptı hey gidi süper bulaştırıcı hey şimdi nereye gider diye güldü  , Dumrul tez helalinin yanına vardı.

Der :

Biliyor musun neler oldu

Köprünün yanına bir oba kondu

Kovit derler bir bela çıkmış

Nice koçyiğitlerin canını almış

Ben bilirim Tanrı alır canı

Babama haber verdim , anama haber verdim

Ben çadırımdan çıkmam hatun

Sen ne istersen onu yap

Kadın burada ne söylemiş :

Ne diyorsun ne söylüyorsun
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
Koç yiğidim şah yiğidim

Kovit gelse ne olur

Sen çadırdan çıkma

Ben koyunu sağarım

Sana al şarap sıkarım

Sen çadırda ye iç

Kadir Tanrı Şahit Olsun

Benim canım sana kurban olsun

Dumrul’a bu söz hoş geldi der :

Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat müminlerin gönlündesin
Daim duran cebbar Tanrı

Ben bilirim Tanrı alır canı

Kovit sebeptir gayri

Babamın katar katar develeri var

Kovid sebebi olursa , hastaneler yaptırayım senin için
Anamın çil çil altınları var

Kovid sebebi olursa
Aç görsem donatayım senin için
Alırsan ikimizin canını beraber al
Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
Keremi çok kadir Tanrı

Bu sözler Hak Teala’ya hoş geldi.

Duha Koca elini yüzünü yıkadı , hatunu ile yatağını ayırdı , insan içine çıkmadı , el açıp Ulu Tanrı’ya yalvardı.

Beylikten usanmadım

Yiğitliğe doymadım

Bir koca hatunum var

Benim canım alırsan

Oğul elinde kalır

Gelin kakınç yapar

Canımı alma kovit medet

Dumrul’un anası elini yüzünü yıkadı , ağzını , burnunu ak destar ile örttü , çadırından dışarıya çıkmadı el açtı Ulu Tanrı’ya yalvardı.

Yücelerden yücesin

Kimse bilmez nicesin

Oğlan bir deli kavattır

Hatunu ondan ahmaktır

Kocam ölür kalırsam

Oğul çadırında yatarsam

Gelin kakınç yaparsa

Kanlı yaşlar dökersem

Canımı alma kovit medet

Bu sözler Hak Teala’ya hoş gelmedi.

Dumrul çadırından çıkmazdı , hatuna seslendi ;

Tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
O dağlarımızda bağlarımız olur
O bağların kara salkımlı üzümü olur
O üzümü sıkarlar al şarabı olur
O şaraptan içen sarhoş olur

Çadırın örtüsün ört

Al şarabım doldur

Gel yamacım otur dedi ;

Dumrul’un hatunu duydu yanına geldi.

 

Ağıllarda beyaz koyun sana şölen olsun

Al al şaraplar sana içme olsun

Kovit alaca yılan olup beni soksun

Benim canım senin canına kurban olsun.

 

Haftası geçmez Dumrul ile hatunu yataklara düştüler , nefesleri hırıldadı alamaz oldular , ateşten konuşamaz oldular , öksürükten ciğerleri yandı.Günlerce yattılar.

Hak Teala Azrail’e emreyledi: Deli Dumrul’un babasının anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı.

Dumrul ile hatunu  çadırda yatarken ,  anasını  ecel aldı , sonraki gün babasını ecel aldı , katar katar develer kaldı , tavla tavla atlar kaldı , çil çil altınlar kaldı , mezarını  eller kazdı.

Dumrul ile hatunu iyileştiler, alp ozanlar kopuzu eline aldılar , alnı açık cömert olanlar dinlesin dediler.

Canı Tanrı verir Tanrı alır

Sen tedbirin al dediler

Tedbir almayan Delinin

Ömrü varmış takdir Allah’ın dediler

Yerli kara dağlar yıkılmasın

Taşkın akan suyun kesilmesin

Kadir Tanrı namerde muhtaç etmesin

Adı Güzel Muhammed’e salavat , hanım hey!..

 

Mehmet Emin BAŞALP