İslami Sosyal Çalışmalarda Özgünlük Sorunu – 2 ( Köylülük )

IMG_0166

İSLAMİ SOSYAL ÇALIŞMALARDA ÖZGÜNLÜK SORUNU – 2 ( KÖYLÜLÜK )
İslami Sosyal çalışmalarda özgünlük sorunu olarak daha önce gerontokrasi yani yaşlı yöneticiler sorunu olduğundan bahsetmiştik. Bu hususa yine kısaca değinerek , STK’ların ve çalışmaların genç jenerasyondan kopuk halde devam etmesinin , çalışmaların özgün olmamasının başlıca sebeplerinden olduğunu tekrar belirtmek gerekiyor.
Bu hususta son yıllarda Avrupa ülkelerinde genç bakanlar görev almaktadır.Yine ülkemizde de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sayın Fatma Betül Sayan Kaya 1981 doğumlu , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı sayın Jülide Sarıeroğlu 1979 doğumlu , Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı sayın Berat Albayrak ise 1978 doğumlu olup Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunda da genç isimler olarak önemli bir temsil kabiliyetine sahiptirler.
Devletlerin , şirketlerin bile benimsediği bu yaş grubu yüksek yöneticiler ile yaş grubu genç yöneticilerin harmanlandığı yönetim sistemi İslami Sosyal Çalışmalarda , STK’lar da pek benimsenmemekte , özgünlük sorunları da giderek bu çalışmalarda artmaktadır.
İslami sosyal çalışmalarda özgünlük sorunlarının çokça sebebi vardır sırayla değineceğiz bunlardan biriside köylülüktür.Tabii burada kişilerin köy kökenli olması , köyde yaşamasını kasdetmiyoruz , köylülüğü falan aşağılamıyoruz sadece sosyolojik anlamında kullanıyoruz köylülüğü.
Köylülük , vizyonsuzluğu , olabildiğince yerelliği , gelişmemeyi , kurabildiği en sağlıklı iletişimin ancak kendine benzeyenlerle olabildiği , yeniliklere kapalı olmayı , çekememezliği , kaba kuvveti , fikri üretimin olmamasını , estetiksizliği , şahsi gösteriş meraklılığını , düşüncesizliği daha sayıca çokça olabilir kapsayan anlayışları ifade eder.
Köyler insanların tabiatla iç içe yaşadığı , iyi bir aile ortamında insanların huzurlu , mutlu şekilde yaşadığı , suç oranlarının son derece düşük olduğu , safiyeti , temizliği temsil ettiği kadar yaşanılan coğrafyanın sınırlı olması , insan sayısının belirli olması nedeniyle yaşamda ve düşüncede sınırlılığı da ifade eder.
Bugün Anadolu’nun fethi sırasında kurulmuş köylerden 1000 yıl öncesi ile 1000 yıl sonrası arasında ne gibi gelişmeler yaşandığına bakıldığında bunun son derece az ve çok yavaş olduğu gözlemlenebilir. Hele sarp bir coğrafyaya da sahipse tarım aletleri bile çok az değişiklik göstermiştir.Çünkü dışarıya açılım olmadıkça ilim , kültür , ticaret gibi alanlarda herhangi bir gelişim olmamaktadır.
Malumunuz nüfusu artan köyler zamanla belde olmuş ve bu beldelerde belediye başkanlığı seçimleri ülkenin en çekişmeli seçimleri olmuştur. Çoğu belde de zamanında bu seçimler nedeniyle kavgalar , küskünlükler yaşanmıştır sebebi insanların diyaloğa kapalı anlayışıdır. Köylerde farklılığa tahammül azdır , çekememezlik fazladır , hatta bir kız alıp verme hadisesinde dahi aileler arasında anlaşmazlık çıksa taraflardan biri göç etmek durumunda bile kalabilir.
Köylerimizde genellikle insanlar kendilerini övmekten hoşlanmakta , basit şeylerle kendilerini ön plana çıkartmaya ve gösterişten hoşlanmaktadırlar.Bu hususta yapılan çalışmayla , beceriyle , başarıyla övgünün değil de tamamen kişisel sebeplerle övgünün yaygınlaşmasına sebebiyet verir. Falan ağa , filan ağa gibi köy eşrafı olarak bahsedilen kişilerin genelde herhangi bir özelliğe sahip olmadığı görülür.
Köylerde yaşam zor olduğu için her türlü maddeden sonuna kadar yararlanılmakta fakat bu tutumluluk zamanla eski şeyleri kullanma alışkanlığına , estetiksizliğe , çirkinliğe sebep olmaktadır.Köylerde estetik ve sanatsal zevkler hayli düşüktür.
Bu sosyolojik davranışlar şehre taşındığında şehir köylü bir anlayışla yapılanır , bir kuruma taşınırsa kurum köylü bir anlayışla idare edilir , sanata taşınırsa zevksiz eserler , mimariye taşınırsa çirkin yapılar , dini anlayışa taşınırsa bağnazlık , kültürel alana taşınırsa sığlık gibi hadiseler yaşanır. Tüm bu hususlar özgünlüğe engeldir.
Bu uzun girizgahtan sonra maksadımız ne olduğu umarım anlaşılmıştır. İslami çalışmalarda bu nasıl yansımaktadır.
İslami sosyal çalışmalarda yaygın çalışma yürütülmesi sırasında söylemde vizyon , misyon , ufuk gibi ideal hedefler görünürken eylemlerinde olabildiğince yerelleşme temayülünün görülmesidir. Dar bir insan kitlesi içerisinde faaliyet yürütülmesi , hitap edilen kitlenin genişleyememesi , belli kesimdeki insanlara hitap edecek dili oluşturamama köylüleşmedir.Çünkü yukarıda belirttik köylüleşme halinde ancak benzerlerle iletişim kurulabilir.İslami sosyal çalışmalar bir bölgede tüm sosyo – ekonomik gruplara , tüm mesleklere , tüm yaş gruplarına ve tüm yaşayanlara hatta tüm insanlığa hitap edemiyorsa yerel kalmaya , yerel dili sahiplenmeye , dar pencereden bakmaya ve kalmaya mahkumdur.Özgün olmayan tekrara düşmüş çalışmaların yinelemeye çalışılmasından başka herhangi bir faaliyette geliştirilemez.
Köylüleşme İslami sosyal çalışmalarda modası geçmiş uygulamaların sahiplenilmesi ile de kendini gösterir.Modası geçmiş çalışmaların ve uygulamaların sahiplenilmesi ise çağ dışı görüntü verilmesine sebebiyet verir. Bu husus çok mu önemlidir denilebilir elbette çok önemlidir çünkü insanların intibasında bu husus önemli yer teşkil etmektedir. İnovasyon denilen şey bir gereklilik üzerine doğmuştur , yenilenmek zorundasınızdır. Hep aynı rutin organizasyonların düzenlenmesi , aynı sözlerin tekrar edilmesi , binaların , eşyaların modernize edilmemesi , kimsenin artık uygulamadığı eğitim sistemlerinin hala uygulanmaya devam etmesi , yönetim anlayışının ilkel şekilde kalması köylüleşmeyi artırır , zihni köreltir. Burada şu ayrımı bilelim bir şeyin eski olması modasının geçtiği anlamına gelmez , insanlar klasik araba sahibi olmak isterler ama modası geçmiş otobüsle kimse yolculuk yapmak istemez. İnsanlar 30 yıllık modası geçmiş takım elbiseyi giymek istemez ama 100 yıllık antika saati takmak isteyebilir.
İslami sosyal çalışmalarda geleneksel sanatlarımızla ilgilenmek modası geçmiş uygulama değildir , internet çağında kitap basılması modası geçmiş çalışma değildir hala saman kağıttan zevksiz bir tasarımla üzerinde şirket logoları bulunan kitap basmak modası geçmişliktir , köylülüktür.Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz.
Örnek vermek gerekirse konferans salon kapılarında hala sıra sıra dizilip insanları karşılamaya çalışmak , kapı girişlerinde ve çıkışlarında şeker – lokum tabakları koyulmasından , ballı süt ikramından öte bir ikram geliştirememek , ısrarla uzun açılış konuşmaları yapmak , faaliyet videoları izletmek gibi klişelerden vazgeçmemek köylülük temayülleridir.Oysa insanların kendini daha rahat hissedebileceği , ilgisini çekebilecek materyallerin olduğu konseptler geliştirmek , insanları sıkmamak asıl amaç olsa gerek.
Köylüleşme gösteriş meraklılığıdır dedik buda köylüleşme temayülüne girmiş İslami sosyal çalışmalarda tanıtım ve eğitim görsellerin estetiksiz ve zevksiz bir anlayışa girmesidir. Dikkat çekmesi adına her çalışma yapılan yere logo koymak , logoyu büyütmek , her yere basılı afiş vb asmak. Siyasi partilerin bile artık seçim dönemlerinde her yere bayrak asması hoş görülmemekte , miting alanlarının bile sade olup gelen vatandaşın konforunu artırma yönünde konseptlere dönüştüğünü görmek gerekir.
İslami sosyal çalışmalarda basılan eserlerin içerikten , estetikten yoksun olarak ziyade ucuz reklam kokan bir gösterişe dönüşmesi , zevksiz çizimler , zevksiz döşemeler , son derece karmaşık internet siteleri , insanlara mesajını dikkat çektirerek , beğendirerek değil adeta göstere göstere vermek gibi bir yanlışa düşülmesi zikredilebilir .Samimiyetin gelen gideni anlık kucaklamak , gülmek olmadığı , espri yapmak olmadığını , aslında insanların çalışmalarına , fikirlerine , sorunlarına gerekli değerin verilip anlık ilgilenildiği , geri dönüşün yapıldığı , ciddiye alındığı olduğunu yöneticilerin benimsemesi gerekir. Bütün paydaşlarla , sosyla çalışmayı yapanlarla , hitap edilen kitleyle ünsiyet kurulması gerekir. Köylerde falan ağa filan ağa gibi herhangi bir özelliği olmayan kişilere hiyerarşik üstünlük verilmesi gibi İslami sosyal çalışmalarda da insanları kategorize etmek gibi bir yanlışa düşülmesi , klikleşme gibi yanlışlar sosyal çevreyi daraltmakta , kurutmakta , sığlaştırmaktadır.
İslami sosyal çalışma yürüten kişiler seçilirken sen , ben , bizim oğlan mantığı ile hareket edilmemelidir.Bu tam anlamıyla bir köylülüktür işte köyde adam tarlasını kimle sürmeye gidecek , bağını kimle bozmaya gidecek , akşam kahvede kimle oturacak ancak buralarda sen , ben , bizim oğlan mantığı işler. İslami sosyal çalışmalarda başta sağlam inanç , güzel ahlak , beceri sahibi , ehliyetli , liyakatli ve güvenli kişiler seçilir lakin güvenli kişi mevzusunu sen , ben , bizimoğlan mantığı olarak anlarsan yetenekli , ufuk açan kişilere asla ulaşamaz , etrafında bulunan niteliksiz insanlar elinde heba olan kaynakları izler hatta bu kaynakların heba olmasından dolayı Allah korusun vebal altına girilir.
Fikri üretimin olmaması sığ bir alan oluşturur , denizlerde sığ alanlar bilindiği üzere yüzme bilmeyen kuru kalabalığın adeta suda oynadığı sınırlı yerlerdir.Oysa yüzme bilen iyi yüzücüler her türlü suda yüzerler ve kulaç atar ve açılır. Sığ alana ancak niteliksiz kuru kalabalıklar toplanır ve o sığ alandan daha ileriye de ilerleyemez.Oysa İslami sosyal çalışmaların amacı dünyaya İslamı tanıtmak , Müslümanları dini , kültürel , sosyal alanda gelişimini sağlamak ise sığ alanlar oluşturmak kuru kalabalıkları doldurmak yerine , kalabalıkları ve içerisindeki cevherleri derin sularda dahi yüzebilecek kaliteye sahip şekilde yetiştirmek gerekir.Bu ise ancak iyi bir eğitim , iyi bir eğitimci kadrosu ile planlı ve vizyonlu çalışmalar ile mümkündür.Gelişimin sağlanması için ise yeni fikirlere açık , yenilikçi olmak ve eleştirel bakış açısına tahammüllü olmak gerekir. İslami sosyal çalışmaları yapanlar arasında eleştiri yapanlar uzaklaşmak zorunda kalıyorsa , eleştiriye tahammül yoksa , yeni fikirler uygulanmıyorsa , çalışmalara yeni kişiler gelmiyorsa , çeşitli kişiler arsında rekabetler , küslükler oluşuyorsa orası geniş bir havza olmaktan çıkmış bir köy havzasına dönmüş ve köylüleşmiştir bazen kişiler bu durumun farkında bile olmayabilir ama sonuçlara bakarak beklide bazen dışarıdan bakarak ne hale geldiklerini sorgulamaları gerekir.Tüm bu hususlar özgün çalışmalara engel teşkil eder.Klişe ve sığ çalışmalarla plansız , programsız , derinliksiz çalışmalar yapılır gider.
Bu şudur köyde okunan ezan doğaldır ama eğitimli kişinin okuduğu ezan mükemmeldir.Köy içinde yabancı dil bilmenin herhangi bir artısı yoktur ama İslami sosyal çalışmalarda dünya hedefin varsa yabancı dil bilen kişileri görev alması elzemdir aksi halde köyden farkın yoktur. Yerelliği koruma adına hedeften uzaklaşırsan hedefine ulaşamazsın. Köy içinde her sene ancak kiraz festivali yapabilirsin ama kiraz sempozyumu yapamazsın.İslami sosyal çalışmalarda her sene aynı konseptli piknik yapmak , her sene bir bölgeye ağaç dikmek , her sene aynı kursu açmak kiraz festivali gibi işlerdir bu işlerin daha global olanını daha ilmi olanını daha çok geniş hitap eden olanını insanların yaşam tarzını etkileyebilecek olanını yapmak ise köylülüğü aşmaktır.
Bilindiği üzere köy seyirlik oyunları vardır , düğünlerde vb köyün bu konuda yetenekli üç beş kişisi belki yüzlerce yıldır aynı konseptli basit tiyatral gösteriyi sunar.Bu konsept hiçbir zaman değişmez çünkü orası köydür ama sinema evrensel bir dildir ve o evrensel dille köy seyirlik oyunları konseptli belki yüzlerce sinema filmi çekebilecek imkana , tekniğe ve hikayeye sahip olabilirsin. İnsanımızı İslami sosyal çalışmalarda adeta köy seyirlik oyunları gibi sınırlı çalışmalara değil evrensel metotlarla İslamı anlatacak ve yaşayacak kabiliyete kavuşturmak gerekir.
Sözü uzattık ama tüm bunları İslami çalışmaların dinamizmini , özgünlüğünü koruma adına söylüyorum.Çünkü bu çalışmalar İslam toplumun da dinamizmini gösteren gelişmelerdir. Hedef geçmişte daha yerel ölçekte olabilir bunlar zamanla aşılmıştır fakat yerel ölçekte ve zihniyette kalmak ise bu saatten sonra ileri götürmeyeceği gibi geriye götürür.Zaten son yıllarda bu tür İslami sosyal çalışmaların cazibesini yitirmesi , eleştirilmesi , gençlerin ilgisini kaybetmesi tüm bunların sonuçlarıdır.Bu sonuçlar ağırlaşmadan tedbir alınması gerekmektedir.01.08.2017

Mehmet Emin Başalp

TV , SİNEMA , MODA , MAGAZİN , YEME -İÇME

IMG_0152 IMG_0146

TV, SİNEMA ,MÜZİK ,MAGAZİN , SPOR , MODA , SANAT , YEME – İÇME , EĞLENCE
Yazılara ilişkin çok sıkıcı ve uzun yazılar olduğu yönünde eleştiriler alıyorum. Yani sadece tarihi , siyasi , dini, edebi konularda değil yukarda belirttiğim konularda da hayli bilgi sahibi olduğum söylenebilir gazetelerde güncel siyasi yazıları okuyorsak bu Onur Baştürk okumadığımız anlamına da gelmez.
Ben çocukluğumdan beri iyi bir tv izleyicisiyim bir buçuk yıldır tv’den uzağım.Fakat biz Televole’den , Pazar Keyfi’ne kadar programların takipçisi olduğumuz kadar Acun Ilıcalı’nın gelişimini bile bizzat gözlemlemiş bir insanız. Hep magazin programları mı izledik tabi ki hayır Trt’de Nuray Yılmaz’ın sunduğu “ Gezelim Görelim “ programının da iyi bir takipçisiydim.
Ali Kırca’lı , Reha Muhtar’lı açık oturumlar , bilumum popçuların tv şovları ve bence keşke hala devam etseydi diyebileceğim bir klasik “ İbo Şov “ klasik olmuş bütün tv dizileri yanında bazen kişilerin bile zorla hatırladığı üç – beş bölümlük tv dizilerine kadar Türk dizi bilgimiz hayli geniştir. Hele kardeşlerimle bir figüranın bile daha önce nerede oynadığına ilişkin yaptığımız araştırmalar oldukça eğlencelidir. Biz , Engin Altan Düzyatan’ı Diriliş ile tanımadık taa “Koçum Benim “ den biliriz. Geçen sezon içerde dizisinde “Alyanak “ karakterini oynayan Yıldıray Şahinler’i “Gülşen Abi “ dizisinden tanırız. Yazıyı yazarken Gülşen Abi ne zaman yayınlanmış diye baktım 1994 , hafızam maalesef bu tür bilgileri niye silmiyorsa tonlarcası ile dolu.
Velhasıl Tv kültürüm bu kadar iyiyken bir mevzuya daha değinerek konuyu kapatayım Hugo ve Tolga Abi’ye küfür eden çocuk hadisesi gerçek mi ? efsane mi ? .Şimdi bizde iyi bir Hugocu olarak bu yarışmayı izledik , çevirmeli telefonumuz olduğu için bu yarışmayı arayamamanın derin travmasını çocuklukta yaşadık ama ben bu olayı tv’de izlemedim.Fakat buna ilişkin sanki bir video izlemiş olduğumu sanıyorum.Bir çok insanda bu olayın yaşandığını iddia ettiği gibi , bu tür bir video izlediğini de düşünenler var sanırım beynimiz bize bir oyun oynuyor.
Bu nostaljileri de zaman zaman yapacağım ama yazıyı komple tv nostaljisine ayıramam . Efendim tv dizilerine ilişkin bir değerlendirme yaparsam “ Çocuklar Duymasın “ dizisi tekrar yayın hayatına dönmüş , aslında bir tür benzerlikte bulunan Kaynanalar dizisi de böyleydi , yıllarca ara verilip verilip yeniden çekilmişti. Bu dizinin tarihine gideyim ilk Tgrt’de çıkmıştı ve izlemiştim karakterler tam olarak bu şekilde değildi , sanırım 8-10 bölüm sonra başka bir kanala transfer oldu , karakterler daha abartılı oynama başladı ki bu noktada Haluk karakteri abartılı oyunculuğun televizyon tarihimizde ki örneklerindendir. Yeniden yıllarca izlenir mi , sanmıyorum bir sezon kadar eğer rakip diziler arasında reytinglerde iyi sonuçlar bulabilirse devam edebilir. Aslında Birol Güven orijinal işler yapan birisidir , yeni hikayeler bulsa daha iyi olur diye düşünüyorum gerçekten Ayrılsak da Beraberiz ‘in ilk sezonları , En Son Babalar Duyar’ın ilk sezonları falan çok güzel , orijinal dizilerdir.O kalitede yeni hikayeler bulabilir aslında.

Yeni sezon için merakla beklediğim dizi ise Kadir İnanır’ın , Ali Ekber Cevahir adlı bir dizide kabadayıyı oynayacak olması , Kadir İnanır bu tarzda başarılıdır ve Türk sinemasında da Tatar Ramazan gibi kült filmlere imza atmıştır. İşin aslı çok da beklenti içine giremiyorum ama senaryo derinliği vardır umarım , klişelere boğulmuş , abartılı erkek oyunculuğu ve donuk kadın oyunculuğunun olmadığı bir dizi olsun.

Sinema’da da tabi beklediğim film bu sezon için Yavuz Turgul – Şener Şen ikilisinin yeni filmi olacak , bakalım nasıl olacak zayıf kalmamasını umuyorum. Birde çekimleri başlayan Kenan İmirzalıoğlu’nun başrolü oynadığı Cingöz Recai , aslında iyi bir senaryoyla devamı çok sayıda çekilebilecek bir Türk sinema klasiği olabilecek kapasiteye sahip hikayedir ancak iyi senaryo yazılmadığından son yıllarda bütün filmler bence gelişen tekniğe ve oyunculuğa rağmen kötü oluyor. İyi senaryo olmadan iyi film olmaz. Tabi kitlesi için çekilen Burak Özçivit ve Murat Boz’lu Kardeşim Benim 2 ‘de var : ) İnsanın endüstriyel sinemaya tepkiselliğini ölçüyorlar herhalde.
Müzik piyasasında neler oluyor pek takip edemiyorum ama genel bir kalite düşüklüğü vakıa son zamanlarda Aleyna Tilki oldukça popülermiş , kendisini hiç dinlemedim basına yansıyan haberlerden biliyorum.Eski 90 ‘lar pop şarkılarını dinlemenizi tavsiye ederim.
Spor konusu uzun bir yazı olur değinmeyelim. Futbol dünyası iyice karışık futbol dışında her gündem var.

 
Gelelim modaya nereden çıktıysa yine bu çizgili erkek pantolon modası yeniden dönmüş bu sefer hem dar paça , hem kısa paça kombiniyle , sanırım bir zamanlarda yine modaydı diye hatırlıyorum umarım giymek zorunda kalmayız. Kış modasını erkek trendleri takip edeceğim.
Yeme – içme , eğlence tabi burada yapacağım yorumların Konya Magazin seviyesinde olmamasını istiyorum , şurada çay için burada nargile fokurdatın gibi. Konya’da bu sektörler iyi gelişti neredeyse her tarza hitap eden bir cafe sektörü var muhafazakar yapının şekillendirdiği konseptlerde var mesela sadece erkeklerin oturduğu kısımların bulunduğu cafeler gibi ama restoran gelişimi aynı düzeyde değil , hele Konya merkezde bazen yemek yenilebilecek mekan bulma zorluğu çekiliyor.Diğer yerlerde ise genellikle ete dayalı bir konsept , dahası burada kastım şu Konya’ya has etliekmek , fırın kebabı falan bulunsun anında adana vb, İskender gibi yemekler yanında ama kaliteli ve lezzetli sulu yemek çeşitleri olan lokanta yok denecek kadar az. Bu alanda bence yeni işletmelere , girişimlere ihtiyaç var.
Eğlence sektörü Allah’tan Konya’da rezil eğlence kültüründen değil , sosyal aktivite boyutunda. Çeşitlendirilmesi lazım , binicilikten , atıcılığa vb bu konuda yeni konseptli çalışmalar yapılmalı , Konya bitki örtüsü bozkır , bozkıra has aktiviteler düşünülse iyi olabilir diye düşünüyorum , İnsanlar illa orman tarzı bir tabiatla buluşturulmamalı , bozkırda yaşam , at biniciliği , bozkır tabiat şartlarında macera vb gibi bence çok çeşitli aktiviteler için zihnimizi yormalıyız. 31.08.2017
Mehmet Emin Başalp

MESCİD-İ AKSA GÜNDEMDEN DÜŞMESİN

IMG_0075 MESCİD-İ AKSA
Mescid-i Aksa , Kudüs ve Filistin toprakları yıllardır siyonist israil işgali altında , zaman zaman provakatif saldırılarda bulunulmasına rağmen mescid çok şükür Müslümanların idaresinde bulunuyor.
Geçmişte mescid kasten yakıldı , altında güya arkeolojik kazı bahanesiyle adeta çökmesi için kazılar yapılıyor , giriş çıkışlar kontrol altında vesaire bütün bunlar bize şu hakikati unutturmasın israil Mescid-i Aksa’yı tahrif edilmiş yahudiliğin bir mabedine dönüştürmek istiyor.
Ayasofya ile ilgili bir yazı yazdığımda Halilürrahman Camii’nin İslam dünyasında pek tanınmadığını bu caminin bir kısmının da yahudi sinangonuna çevrildiğini , Hz.İbrahim peygamberin mezarı yanında yahudi ayinlerinin yapıldığını yazmıştım.Sağolsun Diyanet İşleri başkanımız bu hususa dikkat çekti , Mescid-i Aksa’nın mescid özelliğine kesinlikle halel gelmemesi lazım. Mescidde yahudi ibadeti yapılmaya kalkışılırsa telafisi olmaz , olurda çok zor olur.
Geçtiğimiz Cuma günü hutbelerde konu Mescid-i Aksa idi , orada daha önce hiç duymadığım bir Hadis-i Şerif dikkatimi çekti. Eğer bu mescide gidemezseniz kandillerine zeytinyağı gönderin şeklinde . Bu Hadis-i şerif’e değineceğim.
Dünya üzerinde bir buçuk milyardan fazla Müslüman var , İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 50 ‘den fazla üye ülke var fakat Filistin’in bağımsızlığı sağlanamıyor. Doğu Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya İsrail saldırıları engellenemiyor.
Çare ne ? Çözüm ne ?
Çarede , çözümde , Müslümanların ve devletlerinin gerçek bağımsızlığa kavuşup , emperyal ülkelerin boyunduruğundan çıkması. Bu bir anda olur mu , belki olmayabilir ama insanların zihninde yeni fikirler , yeni umutlar , yeni çözümler üretmek , teklif etmek ve seslendirmek lazım ki bir gün bu Allah’ın yardımıyla gerçekleşsin.
Tabiî ki bu sorunun çözümünde dini , siyasi , sosyal , ekonomik hazırlık süreçlerinden sonra en nihayetinde askeri seçeneğin bir gün gerçekleşebileceğini bilmek ve hazırlanmak lazım gelmektedir.
( Ekonomik ) Yukarıdaki Hadis-i Şerif’i niye paylaşmıştım , Mescid-i Aksa’yı fiziken de yalnız bırakmamak lazım geldiğini anlıyorum. O zaman ülke kamuoylarını zorlamak üzere Mescid-i Aksa ve Filistin’e yardım mekanizmalarını geliştirmek ve gündemde tutmak lazım.
Mescid-i Aksa’yı idare eden Aksa Vakfı , İslam ülkelerinde her türlü kolaylığa sahip tanınır akredite bir kurum haline gelmelidir.İnsanlar Aksa vakfına bağışlar yapabilmeli ve bu paranın ulaşması sağlanmalıdır.Bir sonraki aşama İslam ülkelerinin devlet bütçelerinden bir kısmı Filistin için ayrılmalıdır.
( Sosyal ) Mescid-i Aksa sosyal alanda yer etmelidir.Bu hususta o ülke sosyolojisi göz önünde kesinlikle bulundurulmalıdır.
Filistinli Zehra’nın Gözleri adlı bir film misal olarak detayına girmeyeceğim fakat o filmde verilen mesajlar bizim ülkemizin ne sosyolojisine ne kültürüne ne de dini anlayışına uygundur.
Türkiye’de Osmanlı vurgusu üzerinden bir anlayış daha yerinde olacaktır.Nitekim Osmanlı vurgusunun israili rahatsız ettiği görülüyor.
Mescid-i Aksa ziyaretleri İslam ülkelerinde artırılmalı ve teşvik edilmelidir.Gençlik organizasyonları artırılmalı , farkındalık projeleri gerçekleştirilmelidir. Hala okullarda görüyorum İngilizceyi geliştirmek için öğrenciler o ülkelerde mektup arkadaşı bulmaya teşvik edilirken Filistinlilere mektup yazmak zor olmasa gerek.
Mescid-i Aksa konusu genel ve toplumsal nitelik kazanmalı ve marjinal gruplara has bir tepkisellik boyutunda bırakılmamalıdır.Filistin meselesi asla Arapların meselesi değildir bu husus özellikle vurgulanmalıdır.
( Dini ) Dini çalışmalar neler olabilir , tabiî ki dua edeceğiz fakat dini çalışmalar dua ile beraber bilinçlendirme çalışmaları , koordine çalışmaları , öncü çalışmalar olarak yer almalıdır. Dini motivasyon Filistin bağlamında en önemli husustur canlı tutulması gerekmektedir.
( Siyasi ) Ülkelerin siyasi tepkileri belki cılız görülebilir fakat küçümsenmemelidir. Zira İslam ülkelerinin durumunu biliyorsak bu sürecin değişeceği zamana kadar israile karşı her türlü cılız tepkiyi de , gelişmeyi de önemsemek durumundayız. israil çoğu zaman geri adım atmıyorsa da daha hızlı adım atması belki bazı gelişmelerle yavaşlamaktadır.
Müslümanlar arasında işbirliğinin artması her zaman israili endişelendiren bir gelişmedir. O zaman Müslümanlar arasındaki gerilimleri azaltmak , her türlü etnik ve mezhep çatışmalarından uzak durmak , iç çatışmaları sonlandırmak zorundayız. Ülke kamuoyları bu noktada bilinçlenmelidir.
( Askeri ) Filistin sorunu nihai olarak çözüme kavuşturacak hamle askeri hamledir. Müslümanlar eğer birlik olsa bu amaçta birleşmiş olsalar , Filistin’e komşu ülkelerde kurulacak askeri üslerle , Müslüman ülkelerden tedarik edilecek asker ve malzeme ile ciddi miktarda askeri yığınak yapılması bile israili caydırmaya yetecektir.Çünkü korkuya dayalı psikolojileri güç karşısında dirençlerini azaltacaktır.Çünkü dinleri uğruna savaşmayı göze alacak kadar cesaretli değillerdir.Çok küçük grupların ancak direnebileceği gerisinin kaçma temayülü göstereceğini düşünüyorum. Ürdün , Suriye , Lübnan , Mısır , Suudi Arabistan ve Irak bu minvalde kilit ülkelerdir bu ülkelerin şimdi neden bu halde olduklarını da iyi düşünmek lazım.
Fakat bir husus daha var hristiyanlar , hristiyanların Kudüs algısı daha farklıdır , haçlı seferleri diye bir vakıa vardır , bugün israilin en büyük destekçisi hem devlet olarak hem siyasi olarak hem kamuoyu olarak bu ülke ve halklardır. Bu husus asla ihmale gelmez , askeri gelişmeler karşısında bu ülkelerde her türlü askeri karşılıktan vazgeçmedikleri gibi çatışmayı da göze alırlar.Mücadelenin bu ülkelerle olacağını unutmamak gerekir.
Bu hususta ise kilit ülkeler vardır ve Türkiye hristiyan dünyasının komşusu olarak hem kuzey hem Avrupa yönünden sınır ülkesidir , en kilit ülkesidir , Türkiye sağlam olmazsa Filistin savunulamaz.Haçlı seferlerinde olduğu gibi. Diğer kilit ülkeler ise deniz yolu dolayısıyla Kıbrıs , Mısır , Suriye , Yemen , Somali gibi ülkeler olabilir.
Tabi tepkilerini tam olarak tahmin etmemekle birlikte Çin , Hindistan , Japonya gibi ülkelerin tavrının ne olacağı hususu da şüphelidir. Bu hususta da Afganistan , Pakistan , Endonezya , Malezya gibi ülkeler kilit rol üstlenebilirler duruma göre.
Velhasıl fikirler analizler çok olabilir ama komuoyunu diri tutmak gerekiyor.Allah ol derse her şey oluverir.Buna inancımızın tam olması gerekiyor.İnanç olduktan sonra Mescid-i Aksa’nın zalim siyonist israil zulmünden kurutulması da mümkündür.Benim şahsi kanaatimde kurtuluşunun yaklaştığı şeklindedir. Allah Filistinlilerin ve bu Filistin meselesini dert edinenlerin yardımcısı olsun , müslümanlara birlik beraberlik , feraset versin.28.07.2017

Mehmet Emin Başalp

15 Temmuz Akşamı ( 1 Yıl Öncesi )

IMG_930315 TEMMUZ AKŞAMI ( 1 YIL ÖNCESİ )

15 Temmuz akşamı Konya’da hayli sıcak bir hava vardı.Akşam babamlara oturmaya gitmiştik ve evde sıcaktan bunaldık falan denilince haydi Meram tarafına gezmeye gidelim denilmişti.Meram’da bir çay bahçesinde oturuyorduk , hayli de kalabalık olduğu için servis çok geç gelmişti , beklemekten sıkılmıştık , bu arada beklerken telefonun interneti ile çok oynadığımdan şarjım bitmişti.

Daha sonra tuvalete gitmek için kalktığımda giderken televizyonda NTV’de alt yazılar geçiyor , başbakan Binali Yıldırım’ım açıklama yaptığı görülüyordu.Herhalde bir terör eylemi oldu diye düşünmüştüm şöyle biraz tv’ye baktım İstanbul’da bir askeri kalkışma olduğunu falan anladım fakat yine de bir darbe girişimi olacağı aklıma gelmiyor , bir askeri kışlada eylem yapıldığını zannediyordum.Hemen masaya geldim haberlerde askeri kalkışma falan diye haberler var eve gidelim neymiş ne değilmiş bir haberlere bakalım dedim , biraz daha oturduktan sonra kalktık çünkü insanlar hınca hınç cafe’de oturuyorlar ve herhangi bir anormallik hissedilmiyordu. Daha sonra kalktık ben Meram tarafından Yazır tarafına geçtim fakat yollarda da ne bir hareketlilik ne de bir anormallik vardı.

Eve gelince telefonu şarja taktım ve telefonun açılması ile Whatsaap’tan yoğun mesajlar geliyordu.Mesaj içerikleri ülkede Fetö terör örgütünün bir askeri kalkışma başlattığı , Konya’da askeri bir hareketlilik olduğundan tut bir çok çelişkili mesajlar geliyor herkes bir fikir yürütüyordu. Televizyonum olmadığı için Twitter’a bakıyordum orada da Trt’de bir darbe bildirisi okunduğu tweetleri vardı.Trt -1 kanalını bilgisayardan açtım ve herkesin hatırlayacağı o kan donduran görüntüyü gördüm , evet darbe bildirisi okunuyordu. Eşim ağlamaya başlamıştı. Kendi kendime bir daha böyle şeyler görmeyiz zannediyordum neler göreceğiz Ya rabbi diye dualar ediyorduk. Akabinde Sayın Cumhurbaşkanımızın halkı darbeye karşı koymak için meydanlara ve havaalanlarına daveti gerçekleşti.

Normalde çok tedbirci bir kişiliğim vardır ve maceracılıktan uzak dururum.Fakat geçen gün twitter’da bir tweet gördüm “ Allah o gün içimizden korkuyu almıştı “ şeklinde o misal hiç tereddüt etmeden eşimle beraber evimize yakın olduğu için havaalanına gitmeye karar verdik ve abdestimizi alıp çıktık. Esasında ancak işgalci güçlerin yapabileceği bir alçaklık ve vahşet olabilecek gelişmeler yaşanıyor , darbecilere karşı direnen vatandaşlarımız şehit ediliyor , şehirlerimiz bombalanıyormuş fakat daha haberimiz yoktu.

Evden çıkıp otogar önünden havaalanına doğru gitmeye başladık , bazı banka atmleri önünde kuyruk olduğunu görmüştük.Havaalanı istikametine gittiğimizde çimento fabrikası yakınlarında trafiğin tıkandığını bazı kişilerin araçtan inerek yürüdüğünü gördük.Araçla yavaş yavaş devam ederken sağ tarafa tali bir yola denk gelince , trafik sıkışık buradan dönüp merkeze gidelim dedim.Ara sokaklardan dolaşarak Şems mahallesinde ki babamların evine geldik.Yolda gelirken salalar da okunmaya başlamış , oldukça duygu yüklü , karmaşık duygular içindeydik. Evin önüne geldiğimizde dedem kapıdan çıkmaya çalışıyordu. Erkenden yattıkları için hiçbir şeyden haberleri olmamış , okunan salaları sabah ezanı okunuyor zannetmişler fakat saati görünce şaşırmış dışarıya çıkıp ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş , biz hemen askeriye darbe yaptı , cumhurbaşkanı halk sokağa çıksın dedi ondan geldik dedik. Dedem , babaanem de birden tüh vah ederek televizyonu açtılar ve artık olayları takip ediyorlardı.

Babamlar daha önceden meydana gitmişler fakat yoğunluktan telefon çekmediği için ulaşamadık bende meydana gidip kalabalığa karıştım ilk saatlerde çok fazla dolu olmayan meydan gitgide yoğunlaşıyordu. Meydandaki görünüm darbe girişiminin asla başarılı olamayacağına delildi çünkü insanlar sonuna kadar direnmeye niyetlenmişti.Nitekim sabah saatlerinde artık darbe girişimin başarısız olduğu açığa çıkmış , herkes rahat bir nefes almıştı , bu duygular içinde sabah namazı için Konya’mızın meşhur Kapu Camii’ne doğru yöneldik.Gerçekten kıldığım ilginç namazlardan biriydi çünkü çok değişik bir halet-i ruhiye içerisinde namazımızı eda etmiş , dualar ve şükürlerde bulunmuştuk.Orada da tanıdığımız bazı dostları görüyor , kucaklaşıyor , dualar ediyorduk.

O gün , gecede uyumamamıza rağmen hiç uyuyamadık çünkü kafamızı sakinleştiremiyorduk , duygularımızı bastıramıyor , darbecilere kin kusuyorduk , sabah şehitlerimizin de olduğunu öğrendiğimizde kahroluyorduk.

Evet ülkemiz bu alçak ve hanin fetö örgütünün darbe girişiminden Allah’ın yardımı milletimizin dirayetiyle kurtulmuştur. O günden bu güne bütün gelişmeler kamuoyunca biliniyor tekrar edecek değilim.Ülkemiz çok ciddi bir badire atlatmış adeta bir işgal girişimini geri püskürtmüştür.

15 Temmuz bir çok şeyi de ortaya çıkarmıştır. Bunlardan birincisi ülkemize karşı emperyal güçlerin düşmanlıklarından asla vazgeçmediği bu uğurda dini cemaat görünümünde dahi örgütler dizayn ettikleri ve her an tetikte olmamız gerektiği gerçekliğidir.

Bir diğer husus kendi vatandaşlarımız içerisinde çok sayıda vatan haininin çıkmış olması da hayli üzücü olmakla beraber yine aynı şekilde tetikte olmamız ve bu hususta her tülü eğitici ve milli bilinci artırıcı çalışmalar ile mücadele etmemiz gerektiğidir.

İnsanların sorgular olması ve ülkemize karşı oyunlar hususunda daha fazla bilinç kazanmasıda önemli bir kazanım olmuştur.

Ulubatlı Hasanlar , Seyit Onbaşılar tarihte mi var acaba derken Ömer Halis Demir gibi yiğitlerin kahramanlığı ve şehadeti , milletin tekvücut olmuş direnişi bize bu milletin hala büyük bir ruh taşıdığını göstermiştir.Milletimizin darbe kalkışmasına karşı birlik ve beraberlik içerisinde karşı koyması , emperyal güçleri ümitsizliğe sevk etmiştir diye de düşünüyorum.

Darbe kalkışması sırasında sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği halkı darbeye karşı durmaya sevk etmede önemli bir ölçüt olmuştur.Ülkenin güçlü bir liderliğe ihtiyaç duyduğu gereksinimi anlaşılmış nitekim cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapılmak suretiyle de bu eksiklik darbe girişimin birinci yılı dolmadan gerçekleşmiştir.

Fetö terör örgütünün ne denli karanlık bir örgüt olduğu , hala ülkemiz aleyhine her türlü girişimin içerisinde yer almaya devam etmeleri bu örgütün ihanette sınır tanımadığını bize göstermiştir.Bu örgüt ile mücadele hız kesmeksizin devam etmektedir.

Söylenecek çok söz vardır belki ama hem o geceye ilişkin kendi yaşadıklarımı hem de kısaca 15 Temmuz’dan çıkardığımız sonuçları paylaşmak istedim.

Gerçekten şu bir yıl içersinde bir çok şeyi izah etmekte zorlanıyoruz en başta da şehit ve gazilerimizin kahramanlığı , bu kahramanlık hikayelerini gerçekten anlatmak zor , duyguları tarif etmek zor. Allah şehitlerimize gani gani rahmet eylesin , Allah gazilerimize sağlık , sıhhat ve afiyet versin.Allah milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın. Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın.Allah devletimize ve milletimize güç kuvvet versin , mazlumun yanında , zulmün karşısında olalım yeniden cihana Hakk’ı hakim kılmak için öncü olalım.Amin.

15 Temmuz 2017

Mehmet Emin Başalp

10 Ramazan 1438 Yazısı ( Şemseddin Sivasi – Abdülehad Nuri Sivasi )

IMG_8307Eyâ gâfil tefekkür kıl ne buldun bu rükûdundan
Kıyâmette sorulursun ziyânın bile sûdundan
***********
Dilin fuhşı gönül efkâr-ı fâsidle mülevvestir
Ne hâsıl işbu hâl ile mesâcidde kuûdundan
************
Yönün mihrâba lîkin kalb meyyâlin hevâsında
Ne umarsın bu hâletle rükûuyla sücûdundan
***********
Revâ mıdır ibâdet sufrasından almadın lezzât
Yiyip içmek alıp vermek gibi fâsid kuyûdundan
***********
Sana hallâk-ı âlem etmiş-iken bunca in’âmı
Murâdın n’idiğin bilsen eyâ cânâ künûdundan
*************
Sakın tenhâ diye isyâna zinhâr eyleme cür’et
El ayak göz kulak hâzır hazer kıl bu şühûdundan
*************
Ne denli ma’siyet sende zuhûr etmişti bilirdin
Niçin gözler yaşı feryâd ile akmaz hudûdunda

Yukarıdaki şiir Şemseddin Sivasi Hz’lerine ait. Kara Şems diye anılan bu mübarek zat her ne kadar Sivasi diye bilinse de aslen Tokatlı.Alim , mutasavvıf bir zat yıllarca halkı irşad etmiş.Fakat önemli bir özelliği ileri yaşında Sultan 3.Mehmet zamanında Osmanlı Devleti’nin kazandığı son meydan savaşı olan Haçova Meydan Savaşı’na ve Avusturya seferine iştirak etmiş olmasıdır.Yani bu mübarek kişi mücahit bir insandır , gazidir.Askere moral verdiği , duada bulunduğu nakledilmektedir.
Böyle mücahit karaktere sahip ulemanın varlığı tarihimizde her zaman dinimize , devletimize ve milletimize faydalı olmuştur.Bu gün hala din için vatan için namus için nice insanlar hala şehid oluyorsa bu , bu coğrafyanın insanın mayasının sağlam olmasındandır.
Eski şiir geleneğimiz denildiğinde say bakalım bildiğin şairleri deriz kişilerin sayacağı son derece sınırlıdır.Divan Edebiyatından Fuzuli , Baki , Nedim , son dönemden Namık Kemal , Ziya Paşa , Mehmet Akif Ersoy , Yahya Kemal , halk şairlerinden Karacaoğlan , dini şiir geleneğinden Yunus Emre , musikiden Dede Efendi falan genelde herkes tarafından az çok bilinen isimler evet bu isimler kendi alanında zirve isimler ama bu kadar dar bir çerçevede kalmak insanların ilgisini çok fazla celbetmez.
İşte çok kimseler Şemseddin Sivasi Hz’lerinin divanını bir okuyayım , müzakere edeyim demez , belki milyonlarca insan ismini bile duymuş değildir.O zaman hatırlatmak ve o güzel nasihatlerini hatırlatmak mecburiyetindeyiz.
Şiirinde yukarıda ne kadar veciz ifade etmiş , yönün mihraba , kıbleye dönmüş ama kalbin dünyalık peşinde bu rükudan , secdeden ne umarsın diyor.
“Yönün mihrâba lîkin kalb meyyâlin hevâsında
Ne umarsın bu hâletle rükûuyla sücûdundan “
Şiiri okuyunca merhum son devir alim ve mutasavvıflarından Mehmet Zahid Kotku Hz’lerinin “ yüzü kıbleye çevirmek kolay mühim olan gönlü Allah’a çevirmektir. “ sözü aklıma geldi.Evet aynı manada ama bir başka bir ifade , ulemanın , evliyanın esasında titiz bir inceleme yapılırsa söylemi aynıdır.Söylemleri istikamettir , Kur’an ve sünnetin yoludur.
“ Sakın tenhâ diye isyâna zinhâr eyleme cür’et
El ayak göz kulak hâzır hazer kıl bu şühûdundan “
Bu mısrada son derece veciz ,bu sözün kaynağı ne ? Bu sözün kaynağı Kur’an’dır , Nur suresi 24. Ayeti kerime’de Yüce rabbimiz “ O gün ( kıyamette ) dilleri , elleri ve ayakları ( dünyada ) yapmış olduklarına şahitlik edecektir. “ İşte değerli kardeşlerim yukarıda dedik hakiki ulema Kur’an ‘dan , Hadis’ten bahseder.
Sakın şöyle bir anlam çıkmasın tabi bunları okumak yeter mi tabiî ki yetmez , tabiî ki Kur’an’ı , sünneti kaynağından öğreneceğiz burada dikkat edilen şu , vaazında , nasihatinde , yazında , şiirinde olacak ama hep hakikati haykıracak ,işte bu hususun güzel bir örneğidir yukarıdaki şiir.

**********
Sivaslılardan bu yazıda bahis açıldığı için yine aynı aileden Abdülehad Nuri Sivasi Hz’leri de son derece önemlidir.Değerli dostlar herkesin malumudur tasavvuf tartışılmıştır , eleştirilmiştir buna da bazı tasavvufçu olduğunu iddia eden ama hurafe ve bid’at yolunu tutanlar sebebiyet vermiştir.Bazen bu tartışmalar çok yoğunlaşır işte bunlardan biri de Osmanlı zamanında 1600’lerde vuku bulan kadızadeliler akımıydı , nitekim kadızadelileri o dönem Abdülehad Nuri Sivasi Hz’lerinin yazdığı eserler frenlemiştir.Yani anlatmak istediğim şu gerçek ulema , gerçek veli , ilim dairesince cevap verdiğinde tartışma biter , mesele izah edilir , hakikiler ortada görünmezse şarlatanlar ortaya çıkar , onlar da karşılıklı bu tartışmaları körüklerler.
Abdülehad Nuri Sivasi Hz’leri denilince benim aklıma hep bestelenmiş ve merhum Nezih Uzel tarafından mükemmel bir şekilde icra edilen eseri gelir.
gönlümüz her an sendedir yâ rab
derdime dermân sendedir yâ rab

aşkı aradım bende bulmadım
muttali oldum sendedir yâ rab

râhat-ı cânım câna cânânım
sırr-ı pinhânım sendedir yâ rab

âşıkın kâmı vuslat encâmı
diller ârâmı sendedir yâ rab

aklı aradım bende bulmadım
şübhe kılmadım sendedir yâ rab

kalbi yitirdim arayı geldim
muttali oldum sendedir yâ rab

nûrî bî-çâre sînesi yâre
yâreye çâre sendedir yâ rab

nûrî bî-çâre oldu âvâre
derdime çâre sendedir yâ rab..
Bu eser internette bulunuyor Nezih Uzel yorumuyla mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim.
Şemseddin Sivasi Hz’leri’ne , Abdülehad Nuri Sivasi Hz’lerine , Nezih Uzel’e selam olsun.
Hayırlı ramazanlar efendim.10 Ramazan 1438

Mehmet Emin Başalp

Ramazan Yazıları 7 Ramazan 1438 ( Hacı Bayram-ı Veli – Eşrefoğlu Rumi )

  • IMG_8228

    Ramazan yazılarıma ara vermek zorunda kalmıştım , İnşaAllah devam ediyoruz.
    Askeri helikopterimizin kazası sonucu şehit olan askerlerimize ve ailelerine de sabırlar diliyorum.Bu mübarek günlerde rerçekten tarifi mümkün olmayan acılar yaşayan milletimize Allah bir daha acılar yaşatmasın.
    Bir diğer hususta malumunuz ilk yazımızda , TV’lerde ramazan boyunca bir takım kişilerin pervasız , ilgisiz , detay mevzuları konuşup milletimizin dikkatini çekmek yoluyla Ramazan-ı Şerif’in feyzinden , bereketinden insanları uzaklaştırmaya çalıştığına şahit olduğumuzu ifade etmiştik. İşte yine böyle tahsilli cahillerden biri çıkıp camide oyun oynayan çocuklar ile ifade ettiği asılsız ithamlar ve camiyi benzettiği çok çirkin mekanları hepimiz duyduk , gördük , takdirlerinize havale ediyorum.Fakat bunların iyi bir yönü var milletimizin basireti daha fazla artıyor şuuru daha fazla artıyor.
    Onun için bizim gerçek alimlerimizin ,ariflerimizin velilerimizin o güzel sözlerini diriltmemiz lazım Alvarlı Efe Hazretlerinin o güzel şiirinde ifade ettiği üzere biz kimseyi müslümanın canı , malı ve namusuna saldırılmadıkça , incitmeyecek bir dinin ve medeniyetin mensubuyuz. Açık aramak , tenkit etmek , baltalamak , haset , kin , nifak , düşmanlık , çekemezlik , kavuculuk , gıybet , yalan , hurafe bunlar müslümanın dünyasında olmamalı.

“Hakîr ol âlem-i zâhirde sen ma’nâda sultân ol
Karıncanın dahî hâlin gözet dehre Süleymân ol
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme “

Anadolu’nun kandillerinden Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerini de anmadan olmaz. Onu anmakla beraber Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerinin hocası , Somuncu Baba olarak bilinen Hamidüddin Aksarayi’dir. Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerinin bir öğrencisi ,Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası olarak bilinen büyük veli Akşemseddin Hz’leridir. Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerinin damadı Eşrefoğlu Rumi’dir.Yine Bursalı Üftade Hz’leri Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerinin yolundan yetişmiş oda İstanbul’un en meşhur velisi Aziz Mahmud Hüdai Hz’lerini yetiştirmiştir. Birbiriyle irtibatlı bu alim ve veli insanlar Anadolu’nun en sevilen hala bugün anılan mübarek insanlarıdır.Allah hepsinden razı olsun.
Bu velilerin bir özelliği de şudur , kendi gelirlerini şahsi el emekleri ile kazanma konusunda müthiş bir hassasiyet içerisindedirler.Birde Allah sevgisi ve korkusu ise şiirlerinde yer alarak bize bu samimi hallerini aksettirmişlerdir , gönüllere hitap etmişlerdir.
Bilmek istersen seni,
Cân içinde ara cânı.
Geç cânından bul ânı,
Sen seni bil, sen seni.

Kim bildi ef´âlini,
Ol bildi sıfâtını,
Anda gördü zâtını,
Sen seni bil, sen seni.

Görünen sıfâtındır,
O´nu gören zâtındır,
Gayri ne hâcetindir,
Sen seni bil, sen seni.

Kim ki hayrete vardı,
Nûra müstagrak oldu,
Tevhîd-i zâtı buldu,
Sen seni bil, sen seni.

Bayram özünü bildi,
Bileni anda buldu,
Bulan ol kendi oldu,
Sen seni bil, sen seni.

Hacı Bayram-ı Veli Hz’leri eser bırakmamıştır , insan yetiştirmeye çalışmıştır bazı alimler bu yolu tercih etmiştir esasında bu daha zorda bir yoldur. Bilinen eserlerinden nutuk denilen az sayıda şiiri vardır onlardan en meşhuru da yukarıdaki şiir olup şiir özetleyecek değiliz fakat burada kişinin kendi ahlaki eğitimi için çok önemli bir hususa dikkat çekiliyor , kendini bil , nefsini bil , vicdanını bil , inancını bil , kusurlarını bil başkasında bir kusur görsen bile bu senin kendi kusurundur nazarıyla bak , işte bu anlamları ifade eden güzel , ibretlik bir şiir. Toplumu ıslah edecek kişilerin önce kendini bilmesi de elzemdir ayrıca.

*******************************************

Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerinin damadı , Müzekkin Nüfus adlı meşhur eserin müellifi Eşrefoğlu Rumi Hz’leri Anadolu’da tasavvuf denilince en başta gelen alim ve velilerdendir.
Müzekkin Nüfus adlı eserini mutlaka okumak gerekir , nefis terbiyesi üzerine ayzılmış ecdadımızın başucu kitaplarından olan klasik bir eserdir.Bu gün bu tarz eserler az okunuyorsa demek ki toplumun gündeminden nefis terbiyesi düşmüş demektir.Oysa nefis ile mücadele Hz.Peygamber S.A.V ‘inde buyuduğu gibi büyük cihattır.

Fakat burada şiirlerinden örnekler paylaşacağız , şiirleri ,ilahiler olarak bugün dahi dillere pelesenk olmuş , okurken , dinlenirken o samimiyeti o muhabbeti hissettiriyor.Testinin içerisinde ne varsa dışarıya o sızar demişler , Allah aşkı o kadar fazla ki o sızmış yoksa edebi eser olarak oluşturulmuş şiirler kesinlikle değildir.
“ Aşkın odu ciğerimi
Yaka geldi yaka gider
Garip başım bu sevdayı
Çeke geldi çeke gider” gibi
“ey allahım beni senden ayırma
beni senin cemalinden ayırma

seni sevmek benim dinim imanım
ilahi din-ü imandan ayırma” gibi şiirler en güzel en yakıcı şiirlerdir.Bu şiirler bu ilahiler hala gönle ferahlık veriyor.
Bir güzel şiiri ile yazımıza son verelim.
Eya gafil aç gözünü bir bak bu dünya haline
Hiç kimse geldi mi bunda düşmedi ecel eline

Niceleri Sultan edip tahta çıkardı bir zaman
Ahır yere vurdu anı irgürmedi visaline

Bu dünyayı benim sanup zinhar buna verme gönül
Nice senin gibilerin gülüp geçti sakalına

Bu fenaya aldanmagıl ol bekanın kaydı görgil
İşbu geçer dünya için girme halkın vebaline

Gör gör bunu fenasını çekme zinhar belasını
Tiz tiz nice noksan erer bir bak bunun kemaline

An şol günü yer devrile gökler çatlayıp yarıla
Mahluk bir yere derile İsrafil suru çalına

Atan anan kardaşların yad olup senden ayrıla
Şol ettiğin zulumlerin hep dadı senden alına

Şol dünyaya benim diyen atlar binip harir giyen
Kara toprak olup yatır kimse bilmez ki hali ne

Arif olan baktı gördü bunun mekr ü hilelerin
Bir parmağın da banmadı bunun ağulu balına

Buna gönül verenlerin ahır mağbunluktur işi
Akil olan aldanmadı bunun yalnış hayaline

Eşrefoğlu Rumi sen de ahir toprak olısarsın
Toprak olmadan toprak ol aldanma anın aline

Seni yavuz sananlara sen hayır dualar eyle
Kim kime ne sanır ise ahır geliser yoluna

Somuncu Baba Hz’lerine , Hacı Bayram-ı Veli Hz’lerine , Eşrefoğlu Rumi Hz’lerine , Akşemseddin Hz’lerine ’e , Fatih Sultan Mehmet Han’a , Üftade Hz’lerine , Aziz Mahmud Hüdai Hz’lerine selam olsun. 7 Ramazan 1438

Mehmet Emin Başalp

3 Ramazan 1438 ( Mevlana -Konevi )

IMG_8135
Selamün Aleyküm ;
Ramazan yazılarımıza devam ediyoruz. Dün az ve öz söyleyenlerden bahsettik bu seferde çok söyleyen ama yine öz söyleyenlerden bahsedeceğiz.

Bunlardan ilki değil Anadolu’da dünyada meşhur alim ve mutasavvıf , Mevlana Celaleddin-i Rumi Hz’leri. Onun muazzam külliyatından özlü bir kaç sözünü ancak aktarabilme imkanımız olacak fakat paylaşımdan önce önemli gördüğüm bir hususu izah edeceğim.

Değerli dostlar hepimiz müslüman mıyız ? Elhamdülillah , Allah’a inanıyoruz , kulluk ediyoruz. Az çok İslami bilgimiz var , eksik hatalı olsada ibadetimiz var. E o zaman sorunumuz ne ? Bu ilim ve gayret bize yetmez mi ?

Yetmez , çünkü insan Allah’a inanıyor lakin hep isterki Allah’tan bir an dahi gafil olmayayım , daha çok ibadet edeyim.İbadetimden daha çok lezzet alayım. Peygamber’in sünnetine uyar ama daha titiz uymak ister. Büyük günahlardan kaçar belki ama küçük günahlardan da , hatalardan da kaçmak ister. Daha çok hayır hasenat yapmak ister , daha çok tefekkür etmek , zikretmek , yalvarmak , yakarmak ister. Niyeti her daim Allah’ın rızası doğrultusunda olsun ister.Daha iyi insan olmak ve kötü huylardan kurtulmak ister.

İşte bunların daim olabilmesi için kişinin motivasyonunu yüksek tutması gerekir. Kişi motivasyonunu nasıl yüksek tutacak ? E işte bu motivasyon mürşiddir diye atlamayalım hemen bu motivasyonun kaynağı başta Kur’an , sonra Sünnet’dir.İnsan başka yerden Kur’an ve sünnetten bahsedilmiyorsa motivasyon alamaz. Ancak başkalarından Kur’an ve sünneti hatırlatmanın usul , üslup , teşvikini alabilir.

Hz.Mevlana medrese hocasıydı , ilim sahibiydi ama anlatım öyleki Hz.Mevlana’ya onlar yetmemişte Şems-i Tebrizi’yi görmesi , etkilenmesi , geçmişini terketmesi onu evliya yapmış bu son derece hatalı ve yanlış bir anlatımdır.Hz. Mevlana ne farklı bir din bulmuş , ne farklı bir din yorumu bulmuştur. İlmine , irfanına ek olarak işte yukarda bahsettiğimiz gibi daha fazla gayret sarfetmeye yönelmiş sadece bunun usulünü almış ve Allah’ın yardımı ile de insanlığa bu hususları izah etmiştir.İlmini terketmemiş , ilmini belki dar çerçeveden daha tesirli bir anlatımla çağlar ötesine ulaştırabilmiştir.Hz.Mevlana insanlığa yine Kur’an’dan , sünnetten ve ahlaktan bahsetmiştir.

Kur’an okuyan Kur’an’ı terkedebilir mi ? Asla o mübarek kişi işte herkesin bildiği o sözünde ne diyor bir daha tekrar edelim. ”
“Ben yaşadıkça Kuran’ın bendesiyim,Ben Hz Muhammed-in (sav) ayağının tozuyum.Biri benden bundan başkasını naklederse;Ondan da bizarım,o sözden de bizarım(şikayetciyim).” Mevlana’yı lütfen böyle anlayalım , tabulaştırmayalım , İslam çerçevesinden çıkartmayalım.

Yunus Emre kısa söylemişse Hz.Mevlana uzun söylemiştir dedik çünkü insanlar meseleleri illaki giriftleştirmişlerdir , bunların izahıda hayliyle uzun olabilir , kabiliyeti olanda o grubun anlayacağı şekilde söyler yoksa bir şekilcilik amacı yoktur olsaydı zaten eserleri ancak edebiyat tarihinin bir konusu , Hz.Mevlana’da edebiyatın bir öznesi olurdu.

Hz.Mevlana’nın adalet ile ilgili ünlü sözünü tekrar paylaşmak istedim çünkü adaletli davranmak her kişinin yükümlülüğü her işimizde bu sözü hep aklımıza gelsin çünkü son derece veciz ve anlaşılır bir sözdür. “Adâlet nedir? Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Adâlet, bir nimeti yerine koymaktır; su emen her kökü sulamak değil. Zulüm nedir? Bir şeyi kon­maması gereken yere koymak; buysa, belâya kaynak olur ancak. ”

*********

Hz.Mevlana ile çağdaş ve irtibatlı yine dünyaca ünlü bir büyük alimde Sadreddin Konevi Hz’leri’dir. Konevi Hz’leri de en ünlü mutasavvıflardan biri olan gerçekten hayli ilginçte bir usul ve üslubu olan Muhiddin-i Arabi Hz’lerinin usul ve üslubunu Anadolu’ya taşımıştır.

İbn-i Arabi Hz’leri de ilim peşinde koşan ve çokça eser veren bir alim olmuş Konevi Hz’leri de aynı şekilde çokça eserler vermiş ve izahlarda bulunmuşlardır.Tabi üslupları biraz iddialı ve zor anlaşılır olabilir , belki insanlara garip gelen yönüde budur ama her eserinde erbabı tarafından izahı vardır , araştırıp , doğruca öğrenmek gerekir.

Sadreddin Konevi Hz’lerinin 40 Hadis şerhi eserinden 21.Hadis’in şerhinden bir kısmını aldık
“Derecelerin; selâmı yaymak, yemek yedirmek ve geceleyin in- sanlar uyurken namaz kılmak” şeklinde oluşunun sırrının ne olduğuna gelince, onun yorumu şudur: İnsanların muâmelesi iki temel esasa bağlı- dır: İnsanın muâmelesi ya halkla olur, ya da Hak’la. Bu iki muâmeleden her biri kavlî ve fiilî olarak ikiye ayrılır. Halkla olan kavlî muâmele selâmdır. Bu bir esastır. İt’âm-ı taâm/yemek yedirmek ise bir fiil ve baş- kalarına ulaşan hayırdır. Şüphe yok ki başkasına ulaşan hayır, derece bakımından sâhibini aşmayan hayırdan daha yücedir. Nitekim selâm başkalarına ulaşan kavillerin hayırlılarındandır. ”

Selam önemli bir husus , selamı yaymak gerekiyor , yazılarımızda selam ediyoruz devamlı , müslümanlar bir birlerine selamı esirgememeli , yukarıda da belirtildiği gibi selam bir sözdür , kolaydır , halkla irtibattır.

Selam olsun Mevlana Celaleddin Rumi’ye , Şems-i Tebrizi’ye , Muhiddin-i Arabi’ye , Sadreddin Konevi’ye. 3 Ramazan 1438

Mehmet Emin Başalp

2 Ramazan 1438 ( Yesevi – Hacı Bektaş-ı Veli – Yunus Emre )

IMG_8124

“El-kezzabu lâ ûmmeti” dedi, bilin Muhammed;
Yalancılar kavmini ümmet demez Muhammed.
Doğru giden kulunu, Hakk’ın arayıp yolunu,
Doğru yürüyen kulunu ümmet diyecek Muhammed
Her kim “Ümmetim” dese, Rasûl işini bırakmasa
Şefaat günü olsa, mahrum bırakmaz Muhammed.
Tanrı Teala sözünü, Rasulullah sünnetini
İnanmayan ümmetini ümmet demez Muhammed.
Ümmetim diye yürürsün, buyruğunu yapmazsın,
Nasıl ümit tutarsın, orada sormaz Muhammed
Müşküldür âsi kul, ümmet demese orada,
Rezil olur mahşerde, ümmet demez Muhammed.
Ümmetim der Muhammed, gerçek söylese Kul Ahmed,
Sabaha olsa kıyamet mahrum bırakmaz Muhammed “
Hoca Ahmet Yesevi Hz.

Hoca Ahmet Yesevi Hz.’leri tarihi kaynaklarda dahi Pir-i Türkistan diye anılır.Anadolu’da yaşamadığı halde Anadolu’nun fethi sırasında gelen dervişler yoluyla orta Asya’dan onun temelini attığı usul ve üslup Anadolu’ya kök salmış ve her daim nefesi buradan hissedilmiştir. Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetleri , sözleri her daim kendinden sonra gelenleri etkilemiştir.Hoca Ahmet Yesevi Hz’leri sözü , öz söylemiş , basit söylemiş , herkesin anlayacağı şekilde söylemiş fakat derinlikli , tesirli söylemiştir.

Yukarıda yalanla ilgili bir hikmetini paylaştık oysa Hz.Pir en çok 63 yaşından sonra yer altında bir hücrede yaşaması ile bilinir ve anlatılır oysa şahsına ait özel bir durumu insanlığın dikkatine sunmaktan ziyade hikmetlerinde ısrarla bahsettiği iyi ve güzel ahlakı tavsiyesini ön plana çıkartmalıyız ki meselenin özünden kopmayalım , iyilik ve doğruluğun tebliğinden ziyade menakıb kültürüne dönüşmeyelim. ÜMMET-İ MUHAMMED ( MÜSLÜMAN ) YALAN SÖYLEMEZ KARDEŞLERİM.

********
Türkistan’ın piri Hoca Ahmet Yesevi ise Anadolu’nun piri de , pirimiz , hünkarımız , sultanımız , Hacı Bektaş-ı Veli Şahı Horasan’dır. Hacı Bektaş-ı Veli Hz’leri tarafından Yesevi usul Anadolu’ya getirilmiş , kök salmış , Osmanlı devleti zamanında halkını , ordusunu etkilemiştir.Tabi detayına girmeyeceğiz Hacı Bektaş-ı Veli Hz’leri kendi eseri olan Makalat ile tanınmalı , şimdilerde izafe edilen özellikleri , atfedilen sözleri iyi bir süzgeçten geçirilmelidir bu konuda çok hassas olmak gerekir.Hacı Bektaş- Veli Hz’leri olmadan , anılmadan Anadolu’nun mayası bilinmez bunu böyle bilmek gerekir.

O mübarek insan Makalat adlı eserinde şöyle buyurur ; “ Büyük düşman odur ki ;ilki nefsani istek ve arzulardır. İkincisi kibir ve sapıklıktır.Üçüncüsü hilekarlık ve yalancılıktır.İşte bu üç fiil şeytana ortaktır.Mü’min’im diyenleri yoldan çıkarır.Ve yine kibrin isteği doyuncaya kadar yemektir.Hakk’a itaat etmemektir.Yalancılığın isteği , çekiştirme , kahkaha ve maskaralık ; kendi ayıbını görmeyip başkalarının ayıbını gözlemektir. Öyle ise artık şeytanı gördün ve işittin. .Kimin içinde ise o kimse şeytandır. Kimin içinde de yok ise o kişi has kişidir. “

Evet değerli dostlar gördüğünüz gibi Hacı Bektaş-ı Veli Hz’leri de iyi ahlaktan bahsediyor , insanları iyi kulluğa çağırıyor. Yolundan gitme iddiasında isek kibri bırakalım , doyuncaya kadar yemeyi bırakalım , garip gurebayı , fakir fukarayı , yerinden , yurdundan olmuşları düşünelim.Günahlarımıza tevbe edelim.

Bu kamil insanlar niye kamil sözleri ile amelleri uyumluda ondan , onlar insanları dünya saltanatına çağırmadılar işleride olmadı , onların şahısları adına dünyalık emelleri , hırsları , teşkilatları , malları , mülkleri olmadı , olsaydı çoktan zelil olmuş gitmişlerdi ama Cenab-ı Allah onları kendi yolundan ( kulluk ve ilim yolu ) gittikleri için aziz kılmış bugün işte bizlere hatırlatıyor.

********
Anadolu’nun piri Hacı Bektaş-ı Veli ise , sesi , sözü , nefesi , dervişi , Aşık Yunus’tur. İnsanımız Yunus’u o kadar çok sevmiştir ki , çokça Yunuslarımız olmuştur , onlarında çokça şiirleri olmuştur fakat biz burada Taptuk’un dervişi Yunus’tan bahsedeceğiz.Kendi ifadesi ile “ Her dem taze doğarız , bizden kim usanası “ dediği gibi Hakk’a aşık Yunus’un sesi hala bu gün kulaklarımızı çınlatmakta , bağrı yanan Yunus’un aşkı ve samimiyeti hala canlılığını korumaktadır.Halkımıza dini , diyaneti anlatmak , öğretmek vazifesi yerine getirilirken bu coğrafyanın , insanımızın gönül teline dokunan Yunus’tan mutlaka bahsedilmelidir.Çünkü Yunus uzun va’zetmemiştir , uzun uzun yazmamış , söylememiş Hakk’ı , hakikati kısa ve basit söylemeyi çözmüştür.
“yunus emre der ki dünya yalandır
güvenme maline malin talandır
seherde aşıka uyku haramdır “
“ben gelmedim davi için
benim işim sevi için
gönüller dost evi için
gönüller kurmaya geldim “
“yol odur ki doğru vara
göz odur ki hakk’ı göre
er odur ki alçakta dura
yüceden bakan göz değil”
Yukarıdaki şiirler belki herkesin malumu olan şiirler ama Yunus’u tekrar tekrar okumak gerekir . Yunus gibi olmaya gayret etmek gerekir.Kibirden , hasetten , yalandan , riyadan sakınmak gerekir , gönül insanı olmaya iyi insan olmaya , iyi kul olmaya gayret etmek gerekir.
Değerli dostlar Yunus’un felsefesi , hümanizmi falan filan bu tip şeyler temelsiz boş laflardır , böyle şeyler yoktur.Okuyunca gördünüz oda seherde ibadetten bahsediyor onlar , Allah’a iyi kul olmuşlar , ilim yolunda olmuşlar , kötülükten uzak kalmışlar , nefislerine uymamaya çalışmışlar , insanlığı da bunu söylemişlerdir.Bütün mesele budur.

“ asik odur hakki seve
hak derdine kila deva
bizim icin hayir dua
kilanlara selam olsun
miskin yunus soyler sozu
kanli yas ile doldu gozu
bilmeyen ne bilsin bizi
bilenlere selam olsun “

Hoca Ahmet Yesevi’ye , Hacı Bektaş-ı Veli’ye , Taptuk’a , Yunus’a selam olsun. 2 Ramazan 1438

Mehmet Emin Başalp

1 Ramazan 1438 ( Hoşgeldin Ramazan-ı Şerif )

IMG_8094Bismillahirrahmanirahim.
Elhamdülillah , Elhamdülillah , Elhamdülillah. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah.
Ümid-i gufran olan Ramazan-ı Şerif , ömür ve şahsiyetlerimiz , ahir ve akıbetlerimiz , zahir ve batınlarımız hayrola ,
Hayırlar fethola , şerler defola , müminler saf ola , münafıklar berbat ola ,
Gönüller şad , camiler abad ola , cümlemizin savm-ü salatı , zekatı , makbul ola ,
Ömrü ramazan olanın ahireti bayram ola,
Aşkullah , Muhabetullah , Marifetullah , Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola ,
Kalplerimiz mesrûr, sırlarımız mestûr, zahirimiz mâmûr, bâtınımız pür nûr ola.
Şefaatü Nebi , cümlemize nasib-i müyesser ola

**********
Allah , Allah
Muinüs-settar ,
hâliku’l-leyli ve’n-nehâr,
lâyezâl, zü’l-celâl,
birdir Allah, ânın birliğine,
Resûl-ü enbiyâ peygamberimiz cenâb-ı
Ahmed-i Mahmûd-u Muhammed Mustafa
âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ imdâd-ı ruhâniyetine!
piran mürşidin, âşıkin, vâsilin hamele-i Kur’ân,
güzeştegân, ehl-i imân ervâhına, avn-ü inâyetine!
Cumhuriyet’üt –Türkiyye , selamet-i re’is-i devlet ve hükümet ve vükelayı millet,
bil-cümle islâm’ın necât ve saâdet ve selâmetine,
pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler,
demine devrânına hû diyelim
huuu
huuu

**********
Kendimize has bir gelenek olan gülbank ile başlayalım istedik , Ramazan-ı Şerif’iniz mübarek olsun. Bizi yeniden mübarek ramazan ayına eriştiren Cenab-ı Allah’a hamdolsun.
Ramazan Kur’an ayıdır. Kur’an’ı muhakkak okuyacağız.Kuran’ı Hz.Peygamber’in sünneti ile uygulayacağız ve anlayacağız. İslam dini , değişmemiş olan Kur’an , sahih hadisler ve hakiki alimlerimizin açıklamalarıyla bugüne kadar tartışmasız şekilde gelmiş , öğrenilmiş , öğretilmiş ve yaşanmıştır.Her ramazan ayında maalesef detay fıkhi meseleler , marjinal görüşler dinin esası gibi tartışılır olmuştur.Bu gibi hadiselere milletimizin de rağbet göstererek zihinlerini meşgul etmesi ramazan ayının feyzinden , bereketinden mahrum kalınmasına sebebiyet verebilir.
Bugün dünyayı kan ve göz yaşına boğan zulüm şebekeleri , tertipledikleri örgütler ve oluşturdukları algılar ile İslam’ı bir korku dini olarak sunmaktadırlar.İslam ve inancımız asla insanlığa korku sunmadığı gibi İslam dini insanlığa , Allah’ın rahmet , merhamet ve şefkatini anlatır. Allah , selamet , emniyet ve adaletin olduğu bir dünyayı emreder.Müslüman asla zulmetmez.
Bugün yeniden İslam’ın insanlığa ebedi saadeti getirecek emir ve yasaklarını yani Kuran ve sünnet’i sadece duyurmak değil yaşayarak da tebliğ etmek mecburiyetindeyiz.Tebliğ ve irşad çalışmalarında , dini yaşamada alimlerin , ariflerin ve velilerin o zarif üslubunu da yeniden diriltmeliyiz.O maksatla , güzel insanların gönülleri fethetmiş güzel sözlerini bu Ramazan ayında yeniden hatırlayalım , ibret ve öğüt alalım istedik.Bu bizi daha iyi insan olmaya , ibret almaya , kötü huylardan uzaklaşmaya , ibadet ve taate teşvik etmeye vesile olsun.
Selam olsun tüm peygamberlere ve Server-i ser Efendimize , selam olsun efendimizin aline , ashabına , evladına , ezvacına , selam olsun çihar-ı yari güzine , tabiine , tebe-i tabiine , selam olsun bilcümle şühedaya , selam olsun sulehaya , ulemaya , evliyaya .Selam olsun müminlere , müslümanlara , gariplere , yetimlere , öksüzlere.
Ramazan-ı şerifiniz tekrardan mübarek olsun , efendim.1 Ramazan 1438

Mehmet Emin Başalp

İSLAMİ SOSYAL FAALİYETLERDE ÖZGÜNLÜK SORUNU – 1 ( GERONTOKRASİ )

IMG_8019
İSLAMİ SOSYAL FAALİYETLERDE ÖZGÜNLÜK SORUNU -1
( GERONTOKRASİ )
İslami sosyal faaliyetler nedir ? ona kısaca değinelim.Topum veya bir grup yararına yapılan bilgilendirme ,yardımlaşma , dayanışma , eğlendirme , toplu faaliyet , farkındalık , daha da geniş olarak düşünürsek , ilmi çalışmalar , dini çalışmalar , eğitim çalışmaları , mekan destekleri , kültürel faaliyetler , yayıncılık vb gibi bir çok faaliyeti içine alan çalışmalardır. İnsan sosyal bir varlıktır neticede ve bu çalışmalarda yıllardır yapılageliyor ve bu çalışmalar yoluyla islami şuur verilmesi amaçlanıyor.
Bu çalışmalar yıllardır yapılmakta olup çokça faydası görülmüş , mesafe kat edilmiş , çeşitli tecrübeler kazanılmış olmasına rağmen son yıllarda özgünlük ve ilgi kaybolmaktadır.Bu çalışmalar yenilenmez ve özgünlük kazanmazsa yakın zamanda hızlı ve sert bir tökezleme yaşayacağı açıktır.
Bu çalışmalarda özgünlüğe ve yeniliğe engel kronik sorunlardan başlıcası GERONTOKRASİ’dir. Gerontokrasi , yaşlıların belirleyici olduğu toplumsal veya siyasal bir sistem olup bununda o çevrede doğal karşılandığı , kanıksandığı bir anlayıştır. Bugün ülkemizde İslami sosyal çalışmaları gençler sürüklememekte , gençler belirlememekte , gençler tasarlamamakta , gençler sırtlamamakta , daha üst yaş gruplarında belirlenen bir takım çalışmalara katılmaya , destek vermeye adeta zorlanmaktadırlar. Bu çalışmaların bu anlayışla gitmesi ve aralığı yüksek bir jenerasyon kopukluğu sonucu ya sert bir savrulma yaşanacak yada küçülüp etkisiz bir hale gelecektir.Çalışmalar illaki devam eder ama yıllardır değişmeyen yöneticiler , kadrolar , heyetler , konseyler , istişare kurulları gibi örnekler bunların tipik örneği olup yönetimlerini , fikirlerini gençliğe açmayan örneğin Sovyetler birliği çöküşe gitmiş , yenilenmeyen kadrolarda jön Türkler gibi hareketlerin doğmasında etkili olmuştur.Sert bir dalga yaşanmadan işlevsel bir yönetim anlayışı , gençleşme gerçekleştirilmelidir ki sonucu başka şekillere evrilmiş sert dip dalgalara sebebiyet vermesin.
Bugün 2000’li yıllarda doğmuş 18 yaşında bir gence hitap edecek çalışmaları genelde 1950 – 1960 jenerasyonu belirlemektedir.Aradaki jenerasyonlar belirleyici olmaktan ziyade uygulayıcı , hitap edilen kitle ise oldukça uzak bir jenerasyon olan gençliktir. Esasında bu görevlerde olan kişilerin geçmişte genç olmalarına rağmen yaşlanmakla birlikte herhangi bir yenileşmenin yaşanmaması bu sonucu doğurmuştur. Yaşlanan jenerasyonların yerini danışma kısmına bırakması orta yaş kısmının destekçi gençlerin fikir ve uygulamada yer alması elzemdir.Dünya tarihinde yaşlı bir ekibin başarısından söz edilmemekte olup genç yaşta gelip başarılı olup yaşlanmasına rağmen görevde direnenlerin zamansız ve problemli ayrılması sonucu oluşan sorunlardan ise sıkça bahsedilir çünkü zamanında geçiş yapılamaması aksaklık doğurmuştur.
Bu gençleşme niye yaşanmamaktadır ? En başlıca sebebi kişilerin kendi jenerasyonu ile çalışma isteğidir , bu neticede doğal bir durumdur burada bilhassa yönetici olan kişi kendi akranları ile çalışmak ister o zaman yönetici üzerinden gençleşme yapılması elzemdir aksi halde alttan gelen bir gençleşme hareketi yaşanmaz.Çünkü yöneticiler yaş olarak karma bir yönetim anlayışını belirlemediği gibi , bu gibi karmaşık yönetimlerde de gençler ile ileri yaş grubu aynı yetkinlikte söz sahibi olamamaktadır.
Diğer nedenler ise objektif nitelikte olmayıp subjektif niteliklere dayanan kendilerini bu görevler için yeterli görme anlayışı , görevde direnme gibi anlayışlardır , neden gençleşmenin yaşanmadığı konusunda da öne sürülen alttan gençliğin yetişmediği gibi bir ifade ise ancak bahanedir.Zira yıllardır yönetici pozisyonunun da bulunduğun bir sosyal organizasyonda alttan nitelikli kişi yetişmemişse zaten bu sosyal organizasyon ölmüştür.İllaki yetişen bir genç kuşak varsa ve görev verilmiyorsa burada yer açılmaması sorunu vardır.
Gençleşme olmaması sorun mudur ? illaki sorundur çünkü yaşlıların tecrübe ve dinginliği belli zaman sonra yerini bir durgunluğa , yeni fikir ve proje üretmemeye , özgün çalışmalar yapamamaya sadece eski çalışmaların bir şekilde devam etmesi çabasına ve nostaljik takıntılara bırakır.Giderek gençlerle mesafe arttığı gibi jenerasyonlar arasında fikir ayrılığı ve uyumsuzluk da artar.
Bugün bir çok pratikliğe sahip gençlerin ağdalı konuşmalara , uzun metinlere , seremonik toplantılara tahammülü bulunmamaktadır.Uzun izahlardan sıkılan gençler , eskimiş alışkanlıklar ve köhnemiş konuların tartışıldığı toplantılardan ve programlardan uzak durmaktadırlar.
Fikir ve proje odaklı çalışmalar gençlerden beklenmemekte , gençler planlanmış programlarda kalabalık oluşturması , çalışmalara bedensel ve fiziksel destekleri beklenmektedir.Esasında Türkiye’de ki İslami hareket ve fikirler gençler vasıtasıyla yaygınlık kazanmasına rağmen günümüzde fikri yönden zayıflama ve sığlık yaşanmasının başlıca sebebi sosyal faaliyetlerde gençlerin aktifliğin ve liderliğinin giderek azalmasıdır.
Gençler hedeflerini sosyal çalışmalara yönlendirmekten ziyade artık rahat ettikleri , kendilerini daha iyi ifade ettikleri mecralarda vakit geçirmektedirler.Sosyal medya gençler için bir vakit geçirme alanı haline gelmiştir. Binlerce eğitimli ve kültürlü genç nargile kafeler de , vakit geçirmektedir. Gençlerin bu yollara tevessül edip İslami sosyal faaliyetlerden uzaklaşmasının sebebi , gençlere yönelik özgün ve kabul edilebilir yeni çalışmaların yapılmaması ve gençlerin karşılarında buldukları gerontokrasi sonucu isteksizliğidir.Oysa gençlerin söylemlerine bakıldığında oldukça nitelikli ve aktif bir gençliğin sistem dışına itildiği anlaşılacaktır.
Bugün İslami sosyal faaliyetlerde özgün bir çalışma örneği görülmemektedir. Bugün artık gençlere ilgilerini çekmeyecek konuşmacıları dinlettirmenin , kurbanda deri toplattırmanın , gençlere bayrak sallattırmanın , afiş astırmanın , cazip gelmeyen gezilerin , herhangi bir fayda yada ilmi üretimin olmadığı projelerin , kermeslerde pasta sattırmanın , sunuculuk yaptırmanın , kitap dağıttırmanın , çocukları avutturmanın , listeleri doldurtmanın , etiketleri yapıştırtmanın , temizlik yaptırmanın , eşya taşıttırmanın vb faaliyetlerin bir yaşı ve süresi olmalıdır bu yaş ve süre aşıldıkça kopma artmakta aradaki ünsiyet ve samimiyet yok olmakta , gençler hızla uzaklaşmaktadır.
Bugün gençlerin kendi aralarında planladıkları ve hedefledikleri özgün bir çalışmaya ve projeye destek verecek cesaretli bir islami STK yoktur. Bugün 20 yaşında kitap yazan bir gencin kitabını basacak cesarete sahip bir islami STK yoktur.Bugün gençlik sorunlarına veya toplumun sorunlarına kafa patlatılan , dert edinen bir STK yoktur. STK’lar durağan , sakin , huzurlu , atıl , maslahatçı bir haldedir.Açılıp , kapanan , oturup, sohbet edilip , dağınılan STK’lara yaşlılığın dinginlik ve tedbirciliği sinmiş haldedir.Yüksek hararet iyi değildir ama hararetin düşmesi donukluk halini almıştır bunun ideal düzeye gelmesi şarttır.
Gençler bilhassa sanata , görsel sanatlara teşvik edilmelidir.Belgeseller , kısa filmler , uzun metrajlı filmler , tiyatrolar , görseller , müzikler oluşturularak İslami şuura katkı verilmelidir.Herkesin elinde kameralı cep telefonun olduğu bir çağda neden görsel çalışmalarda Müslümanlar bir üretkenlik içinde değildirler.Kısa bir belgesel dahi çekilmemektedir.Neden STk’larda hala ilkel teşkilat birimleri olurken kültür , sanat ve görsel sanatlar merkezi , komisyonu , başkanı bilmem ne yoktur. Ülkedeki inşaatçılığı eleştiren sözde aydınlar STK inşaatçılığını neden görmezden gelirler.İnşaatçılığa verilen önem , farkındalık projelerine niye verilmez. Neden STK’lar bu alanlarda eğitim vermezler.Dünyaya ulaşmak bir hedefse ,İslam insanlığa anlatılacaksa , kendi şehrinde bile 4 sokak öteye ulaşamayacak faaliyetlerde didinmenin anlamı nedir. Kim artık bırakın bunları ufkumuzu genişletelim diyecektir.Bunlar sorulması gereken sorulardır.İslami sosyal çalışmalarda özgünlük sorunları maalesef had safhadadır bunlardan birinin yaşlılık olduğuna değinmek istedim.Bu konulara biraz kafa yoralım düşünelim.Zihin egzersizi yapalım. 23.05.2017

Mehmet Emin Başalp